''If you want the rainbow, you have to deal with the rain''
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

16 Nisan 2016 Cumartesi

İzledim: Madame Antoine


Choi Soo Hyun küçükken annesi tarafından terkedilince büyük bir travma yaşayarak çocukluk anılarını unutmuş şimdilerde ise dünyanın en büyük psikologlarından olmuş başarılı ama duygusuz bir adamdır. Aşın gerçek olmadığını, sadece beyindeki bazı kimyasalların oluşturduğu geçici bir his olduğunu ve hatta kadınların asla aşık olmayıp her zaman para ve güce sahip olan adamı seçtiğini savunur. Bunu kanıtlarsa annesinin kendisini terketmesini bilimsel olarak mantıklı bulabileceğini düşünür ve bunu kanıtlamak kadın denekler üzerinde aşk testi yapar. Son deneği olan Go Hye Rim'e aşık olunca her şey sarpa sarar ve psikolog benliğiyle insan benliği çatışmaya başlar.


Sung Joon'u sesi olsun, karizması olsun çok severim kendisini. Oyunculuğu da Oscar'lık olmasa da gaet güzel. Hatta son bölümdeki ağlama sahnesi beni çok etkiledi diyebilirim.

Ama karakter... Karakteri o kadar sevmedim o kadar sevmedim ki anlatamam. Deneyi için son ana kadar sevdiği kadını acımasızca kullanan kalpsiz bir adam diyebilirim. Anne travması, melek sevdası, kariyer endişesi gibi binbir sebep yaptıkları için bahane olarak görülebilecek olsa da bence görülemez! Gerçekten katı kalbine ve vicdansızlığına dayanamadım gıcık oldum.

Dizi sonunda asla birlikte olmalarını istemedim. En suçlu ve pişman olduğu anda bile o duyguları gösterebilen, adam akıllı özür bile dileyebilen bir adam değildi. Her daim gururlu ve dik, asla geri adım atmaz! Bencil!!!


Han Ye Se
ul nasıl güzel bir kadın!!! Yalnız Kore'de en çok estetiği olan aktrislerden birisi diye duymuştum. Ondan olucak ki mimikleri bana ya çok abartı yada yetersiz geliyor genelde.

Karaktere gelince, onu da hiç sevmedim. Bi insan bu kadar mı gurursuz olur? Sen bu kadar mı acizsin, o adama ihtiyacın var??? Hayır baştan sona efsane bir aşk olsa tamam dicem ama... En başından beri hemen hemen he şey bilen yada en azından şüphelenen bir kadın. Etrafındaki herkes devamlı olarak onu uyarıp ona gerçekleri anlatmaya çalışıyor. Israrla yolundan sapmayıp inatla kendisini kandırttırıyor. Sonra bi itiraf etsin beklentisi, sonra intikiam çabası en sonunda da ağlamalar üzülmeler... Peh! 

Aşkta gurur yok mudur? Yalan! İnsan her yerde gururlu olmalı! Aşkından ölmüyorsun onun da farkındayız, erkeksizlikten mi öldün de bu kadar oynattın kendinle? Aklım almadı! 
(ay cidden çok sinirlenmişim dimi? kendisine çöp gibi davranılmasına izin veren kadınlara tahammülüm yok!)


Çift olarak dediğim gibi ne büyük bir aşk ne büyük bir tutku... Çok sıkıcı bir ilişkileri vardı. Adam her daim kadınla onayan ama nedense içten içe çok seven birisi, kadın her daim adamın oyunlarını bile bile güvenmek istiyorum' bahaneleriyle kedisini her şeyin ortasına atan bir salak!

Tüm bunların sonunda artık yeter! diyen kadın, adamın en ufak bir zorluğunda hemen geri döner. Yok efendim terk edilme korkusu yok efendim kadınların sevgisine inanmamak yok efendim anne travması sebebiyle sana çöp gibi davrandı, aslında seni çok seviyor, sen de terk edince offf ne biçim kafayı yedi. Aaaa öyle mi o zaman öyle davranmakta haklı, demek beni çok seviyor, hemen geri dönüp o bencil kişiliğine rağmen psikolojisini düzeltip aşka inandırayım o zaman o adamı! 

Çok spoiler olabilir ama dizinin tamamı buydu kusura bakmayın! 


Yan karakterlere gelince, tamam bir karizma abidesi değillerdi ama kesinlikle başrolden daha iyi kalpli, saf ve dürüst oldukları kesindi. Her biri farklı ve renkli kişiliklerdi ve ben çok sevdim onları. Zaten Sun Joon'un karakterine öyle gıcık oldum ki kim olsa severdim heralde^^

Zaten onlara da kötü davranan yine Sung Joon'du -_-


Dizi bence çok ağır ilerledi, her bölüm adam kızı kandırıyor kızın haberi var ama yokmuş gibi davranıyor konusu etrafında dolandık durduk. Film olsaydı bu konudan daha iyi olurdu sanki. Yan karakterlerin hikayeleri bile daha akıcıydı.

Dizinin psikoloji altyapısını desteklemek için oluşturulan yan hikayeleri de çok üstün körü ve olmuş olsun diye yerleştirilmiş gibi buldum. 


Ha dizinin hiç mi güzel yanı yoktu? Vardı. Ben mesela Go Hye Rim karakterinin görselliğine bayıldım. Mükemmel bir tarzı vardı. Birbiriyle uyumsuz egzantrik parçalar, payetli etek-kazak kombinasyonları, enteresan broş ve diğer aksesuarlar. Çok beğendim dizinin kostümcüsünü hahaha Bi de falcı olması çok hoşuma gitti, yani falcılık dizilerde pek göremediğimiz bir meslek değil mi^^


Bi de çekim mekanları... Kafenin bulunduğu bina mesela yani tam yaşamak isteyeceğim tarzda biyer. Yada o kafe direk benim olsa, üst katındaki ev... Dışarıdan bi resmini bulamadım malesef çok üzüldüm-_-


Kafenin içine gelince yine tam benim tarzım. Hafif bohemian, doğal tonlarda ve doğal tarzda dekore edilmiş, çok hafif ışıltılar ve çiçekler her yerde... O kadar beğendim ki anlatamam.

Ha diziyle ilgili en çok sevdiğim şeyin kıyafetler, mekanlar ve dekorasyon olması acı bi durum tabi...


Sonuç olarak bu dizi benim büyük beklentiyle başladığım ama belki de o beklentinin büyüklüğünden ötürü hayal kırıklığıyla bitirdiğim bir dizi oldu. Konusu oldukça enteresan: AŞK DENEYİ. Karakterler de farklı, falcılar, psikologlar, dahiler, beyzbol oyuncuları falan ama akış beni sarmadı. Ağır gitti. Seveni çok ama biliyorum. Siz yine de beni dinlemeyip bi şans verin isterseniz^-^

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder