''If you want the rainbow, you have to deal with the rain''
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

18 Mart 2019 Pazartesi

İzledim: Come And Hug Me


Yoon Na Moo ve Gil Nak Won birbirlerinin ilk aşkıdır. Sessiz ve akıllı Na Moo ile hayat dolu ve sevecen Nak Won; Na Moo'nun seri katil babası Nak Won'un ailesini öldürünce ayrı düşerler. Her ikisi de büyüyüp birer yetişkin olunca yolları tekrar kesişir. Bu ikisi yıllar boyu bitmeyen aşklarını tekrar yaşamak isterler ama büyük bir engel vardır ortada, birisi cinayete kurban gidenlerin diğeri ise katilin çocuğudur.


Yoon Na Moo rolünde Jang Ki Young'u izledik. Allahım bu ne yakışıklılık! Böyle bir temiz yüz, tok ses, gülümseme yok gerçekten. Go Back Couple'da da çok beğenmiş ve 'keşke daha çok görebilseydim, ben olsam bu çocuğu seçerdim' diye düşünmüştüm. 
Amaaaaa

Sanki başrol için biraz erkenmiş gibi geldi burda izleyince. Yüzü sanki mimiksiz... Sevinmek, üzülmek, şaşırmak hepsi aynı ifadeyle yansımış gibiydi. Bilemedim, bayılamadım oyunculuğuna.

Karakter çok iyiydi ama. Seri katil/psikopat babasının tüm suçlarını kendi omuzunda hisseden, tertemiz ve sorumluluklarıyla yaşamaya çalışan, gerçekten her sahnede -sadece üzüldüğünde değil mutluyken de- gözlerimi dolduran çok yoğun bir çocuktu Na Moo.


Gil Nak Won rolünde ise Jin Ki Joo vardı. çok ufak tefek yan roller dışında aşırı aşina olduğum yada hafızamda kalan bir yüz değildi. Bundan sonra da öyle olacağını sanmıyorum maalesef.

Karaktere gelince, bana bu kız biraz çelişkili geldi. Travması olan, geçmişte yaşadığı korkunç olaylarla anılmak istemediği için adını bile değiştiren birisinin ünlü bir oyuncu olmaya çalışması çok saçma geldi bana. Ki öldürülen annesi bile ünlü bir oyuncuymuş. Bu kadar çarpıcı olaylar yaşamış, annesi de ünlü olan bir oyuncunun geçmişi elbet ortaya çıkacak, insanlar elbet her şeyi öğrenecek ve sana sorularla gelecekler. Bunu anlamak için alim olmaya gerek yok. Neye bu kadar şok oldu, neden travması tekrar etti, travması varsa neden bu kadar göz önünde kalmayı seçti??? Böyle bir karakter için garip geldi bu durum bana. Ailesi vahşice katledildiği için travma yaşayan ve bunları hatırlamamak için kimliğini bile değiştiren birisinin daha sessiz ve gözden uzak bir hayat yaşıyor olması daha mantıklı olurdu sanki.


Çift olarak her ne kadar çooook tatlı olsalar da kalbim hep bir buruk izledim. Gerçekten çok zor bir aşk yaşadılar. Hep buruk bir şekilde yaşanan mutluluklar, yarım yaşanan bir aşk izledik maalesef... 

Ama düşünüyorum da: 16 yaşında aşık olup 12 yıl boyunca başka kimseye bakmadan sevmek? Böyle saf bir aşk var mı gerçekten? Mümkün mü? Her ne kadar 'senaryo' da olsa çok fantastik geldi bana. Yok yani böyle şeyler kandırmayın bizi...

Bu arada Nak Won'un evinde ağaç olması ayrıntısı çok hoşuma gitti izlerken (Çocuğun adı Na Moo ve Korecede namoo ağaç demek çünkü.). Aşkın ne güzel ifade edilmiş bir şekli bu? Aşık olduğun kişiyi her daim hatırlamak için nasıl zarif ve ince bir detay... 


Dizinin diğer başrolü, hatta sanırım gördüğüm ilk başrol-kötü karakter olan baba.
Öncelikle uyarıyorum, bu adam yüzünden diziyi geceleri izlemeyin bence. Çok korkunç birisi, gerçekten ödümü koparttı izlerken. 

Psikopat mı yoksa sadece saf kötü kalpli mi tam olarak anlayamadım aslında. Beni düşündürdü. Yoksa kötü kalpli olmak bir çeşit psikolojik hastalık mı?

Her ne olursa olsun o ne deha!!!??? Ben böyle bir şey gerçekten görmedim. Kendi yaptıkları bitti bir de hapishaneden kendisine varis yetiştirdi. O da yetmedi kendisine manyaklardan bir aile kurdu. Bu insanı bile seven, destekleyen, onun için kulüp kuran yada onun ailesi olmak isteyen kişiler çıktı yaa... İnsanlık için ne desem boş kalıyor sanırım...


Dizide beni en çok çelişkide bırakan, kafamı kurcalayan ve duygusal gel-gitlere sebep olan karakter Hyun Moo oldu. 

Önce sırf kardeşini kıskandığı, kendini eksik gördüğü ve ilgisiz kaldığı kaldığı için babası gibi olmaya özenmesine inanamadım. Nasıl olur dedim! Sonra yavaş yavaş bi acıdım. Sonra dedim ki 'ne olursa olsun öyle bir babadan sevgi beklemesi, onun takdirini kazanmak için göze aldığı şeyler kabul edilir gibi değil!'. Ama yine en sona doğru üzdü beni. 

Karakter olarak gelişimi en mantıklı, en güzel gözlenen, en çok bana geçen kişiydi bu dizide. Hem sevdim hem sevmedim bu çocuğu. ama dizide böyle bir karakter oluşunu sevdim^^


Dizinin geçmiş sahneleri çok güzeldi. Tabii orda oynayan oyuncular da. Hatta oyuncuların yetişkin hallerinden daha çok sevdim diyebilirim. Daha gerçekçiydi, daha çok dokundu bana sanırım.


Come And Hug Me hem yerli bloglarda hem yabancı bloglarda hem de veritabanlarında çok beğenilen, 10 üzerinden 10 alan ve iltifatlar toplayan bir diziydi. Ben de çok merak ediyordum ama ağır dram olduğunu bildiğimden elim gitmiyordu. 

Şimdi dizi bitti de, iyi ki izlemişim diyemedim nedense... Herkesin bu kadar bayıldığı bir şey neden benim içime pek sinemedi. Bu blogu yazarken, diziyi izlerken aldığım notlara bakıyorum da, %90'u sinirimi bozan, mantığıma uymayan ve beni gıcık eden şeylerle dolu. Çok eleyerek yazıyorum inanın ki...


İzlerken özellikle 2 şey çok gıcık etti beni:
  1. Zilyon yıl dövüş eğitimi almış, polis akademisini madalyalarla derecelerle bitirmiş Na Moo; ilk karşılaşmada sokak serserisi abisinden sonra babasının çırağı olan psikopat çocuktan dayak yiyor. Yıllarını hapishanede geçirmiş 100 yaşındaki babasını bir türlü alt edemiyor. Hatta tüm polis ekibi bir silah taşımayıp eli çekiçli manyak katillerle yumruklarla dövüşmeye çalışıyor. Bu çok saçma geldi bana...
  2. Dışarıda hepsini öldürmek isteyen bir seri katil varken herkesin devamlı ıssız karanlık sokaklarda tek başına dolaşması da çok sinirimi bozdu. Hiç mantıklı bir durum mu bu? 


Gıcık olduğum şeylerin yanısıra dediğim gibi bol bol düşündürdü de beni dizi. 

Gerçekten sevgi insanı değiştirir mi? Na Moo tam kötü bir şey yapacakken sevdiği insanlar aklına gelince durdu. Hyun Moo beklemediği kişilerden beklemediği oranda sevgi ve anlayış görünce kötü yoldan döndü. Seri katil ise sevgisiz ve paramparça bir ailede büyümüş. Sevgisiz kaldığı için mi öyle oldu gerçekten de kitapta yazdığı gibi? Yoksa psikopat mıydı? Akıl hastası bir psikopat... Belki de hiçbirisi... Sadece sebepsiz kötü. İçi kötü, ruhu kötü, yaradılışı kötü. Sebepsiz kötü...

Yoksa her sevgisiz ailede büyüyen katil olurdu öyle değil mi? Ama acaba kötü kalpli veya psikopat insanlar sevgiyle kurtulabilir mi? Kafamda deli sorular...

Görüyorsunuz ki dizi beni neredeyse filozof yapacaktı düşünmekten ^^


Bir de biraz garip oldu ama gazetecilikle ilgili beynim çok yandı.

Psikopat katil en azından kim olduğunu, ne yaptığını inkar etmiyor. Yaptıkları için tutuklanıp ceza alabiliyor. Hayatını mahvettiği insanlar için bedel ödüyor. Ama suçsuzum diye geçinen gazeteciler tek bir kelimeyle hem insanların hayatlarını mahvedip hem bundan para kazanıp hem de şan şöhret sahibi olabiliyor. Ne kadar korkunç bir meslek...

Kalemin kılıçtan keskin olduğunun bir kanıtı bu sanırım.

Diziyi izlerken kendimi kaybettim, psikopat katil o gazeteciyi öldürsün istedim resmen ya. Bu kadar sinirlenmem de dizinin beni epey bir içine aldığını kanıtlıyor galiba.


Diziden en içime dokunan sahneyle yazımı bitirmek istedim. Hyun Moo'nun hayalindeki bu mutlu aile tablosu gerçekten çok güzeldi, biraz da üzücü.

Sonuç olarak herkesin 10 puan verip methiyeler dizdiği diziyi izlerken ben biraz sıkıldım, bana sıradan geldi. Ama yazdıklarıma bakınca beni gerçekten de içine almış sanırım. İzleyip izlememe kararı sizindir...

NOT: Dizi bence çok ağır dram ve karanlık bir dizi olduğundan tüm yazıyı dizide görüp görebileceğiniz nadir güzel anların fotoğraflarıyla yazmak istedim. Yoksa içimiz çürürdü vallahi^^








25 Şubat 2019 Pazartesi

İzledim: Clean With Passion For Now Dizi Yorumu


Haififten pasaklı ve umursamaz olan Gil Oh Sol, misofobisi (mikrop, pislik fobisi) olan Jang Seon Gyul'un temizlik şirketine girer. Bu iki zıt karakterin yolu devamlı kesişir ve aralarında bir çekim oluşur. Oh Sol'ün yardımıyla Seon Gyul hastalığının üstesinden gelmeye başlarken Oh Sol'da patronunun yardımıyla hayatını yoluna koymaya başlar.


Farkediyorum ki Yoon Kyung Sang'ın pek bir seveni yok. Tamam adam çok yakışıklı, aşırı karizmatik demiyorum ama dev boyu, kar gibi cildi, dolgun dudakları ve tombik yanaklarıyla kendine has bir cazibesi var bence. Yani seksi değil de kocaman bir oyuncak ayı gibi. Sarılmak istiyor insan hahahaha ^-^

Oyunculuğunu da beğeniyorum ayrıca. Özellikle Rebel dizisinde kendisine ne kadar hayran kaldığımı, diziye de ne kadar aşık olduğumu anlata anlata bitirememiştim yazımda. 
(Rebel: Thief Who Stole The People yorumunu merak edenler için tıktık)


Kim Yoo Jung çok güzel değil mi allaşkına? Yani Allah ağzını burnunu kutu gibi özene bezene yaratmış maşallah! Çok beğeniyorum bu kızı. Ayrıca böyle bir sempatiklik yok! Ne yapsa tatlı kız. Oyunculuğu da gayet güzel. Önümüzdeki yıllar için çok önemli bir başrol bence. Ama henüz sanki küçük yaaa... Ne bileyim daha büyümemiş gibi geldi bana.

Karakteri olan Gil Oh Sol bana kalırsa çok yüzeysel ve basit yazılmıştı. Yani iki boyutluydu sanki hiç derinliği yoktu. Her hareketi tahmin edilebilir, duygusuz, düşünülmemiş geldi bana. Çok zevk alamadım bu bıcırık kızdan.


Seveceğimiz türden öpüşmeler, tensel temas bolca var bu dizide. Vallahi sapık falan demeyin ne yalan söyleyeyim benim de hoşuma gidiyor yani izlerken. Pançik pançik aşk hikayeleri beni çekiyor.

Bu devle cücenin kimyası da şaşırtıcı hani. Kamera arkalarını izledim de nasıl iyi anlaşıyolar anlatamam. Kamera arkasında o kadar dokungaçlı olan çiftler hep dizilerde iyi yansıyor ekrana zaten.
Amaaaaaaaa....

Yaş farkı çok be annecim. Yani belli olmasa neyse dicem... Belli de oluyor. 31 yaşındaki adamın karşısına 19 yaşındaki kızı koymaya ne gerek var? Aktris mi bitti aktör mü memlekette? Ya bekleyin bu kız büyüsün azcık, yada birsürü yeni yetme 20'lik yeni aktör var yani, karşısına onlardan koyun. Ne biliyim bi gereksiz geldi bu durum.


Dizide bir ikinci erkeğimiz var ki, We Got Married'den beri 'en iyi aşık' olarak kafamda kalan Song Jae Rim. Nasıl güzel değerlendirilebilecek, nasıl dolu bir karakterdi... Ama yoktu yani... Hiç kullanılmamış, geliştirilmemiş, sahne yazılmamış... Resmen yazık olmuş adama!
Çok güzel hikaye doğardı halbuki ondan. Karakterin arkasındaki o gizem bu kadar mı üstün körü, özensiz işlenir allaşkına! Aklıma geldikçe sinirleniyorum. Gerçekten güme giden, yazık olan bir karakter oldu...


Dizi genel olarak hiç beğenilmemiş gördüğüm kadarıyla. Reytingleri neredeyse %2'nin bile altında. Herkes hem dizinin hem de çiftin uyumunun hiç iyi olmadığını düşünüyor.

Bana kalırsa dizi bir fecahat değil. Ama diziyi ayakta tutacak temel bir konu yada olay örgüsü yok. Yani bu iki kişinin birbirine aşık olmasını izliyoruz o kadar. Haa sonuna doğru 'aman kolay kolay bir araya gelemesinler, bir engel sokalım da aksiyon olsun' mantığıyla araya sokuşturulan bişeyler var ama aşırı manasız!


Kiii bu da bizi o saçma sona getiriyor. Pek çok dizide gördüğümüz 'azcık ayıralım bunları, zaman geçsin, bi acı çeksinler sonra tekrar kavuşsunlar' sonu var. Son zamanlarda Pretty Sister Who Buys Me Food'da da görmüştüm ki orda da aşırı gıcık olmuştum. Hiç sevmediğim bir son çeşidi ki bu dizide daha da abes durmuş çünkü ayrılık sebepleri çok saçma.


Uzunn lafın kısası bence dizi bir şaheser değil ama abartıldığı kadar kötü de değil yani. 

Basit, akıcı ve eğlenceli bir senaryo var. Kafa dağıtmak, yorgunken izlemek, neşeli romantik bir komedi arayanlar için birebir.







15 Şubat 2019 Cuma

İzledim: Memories of the Alhambra

Bitmesini merakla beklediğim bir dizi. Çok büyük hevesle izledim. Netflix açmama bu dizi sebep oldu sanırım^^


Büyük bir oyun firmasının sahibi Yoo Jin Woo, oyun dünyasında bir çağ açacak yeni bir oyunla ilgili bir mail alınca acilen İspanya-Granada'ya gider. Orda bu oyunu test ederken küçük bir hostel işleten Jung Hee Joo ile tanışır. Oyundaki bir arıza yüzünden Yoo Jin Woo hem oyundan hem de Jung Hee Joo'nun hayatından çıkamaz.


3 sene! Tam 3 senedir dizi yapmıyordu bu adam. Hyun Bin'in bize bunu yapmaya ne hakkı var allaşkına bi söyleyin!?!?!? Çok özlemedik mi onu izlemeyi?

Tabii ki dönüşü muhteşem olacaktı. Bizde nasıl Çağatay Ulusoy Netflix'e dizi yapınca olay oluyorsa, Kore'de de 3 yıldır dizi çekmeyen Hyun Bin Netflix ile geri dönecekti elbette ki! Ama gerçekten burnumda tütmüş o dünyayı aydınlatan gamzeli gülümsemesi (gerçi gülünce güneş açan adamı toplasan 3 kere güldürdüler ya dizide neyse).

Hyun Bin'in oyunculukta zirve bir adam olduğunu bilmeyen var mı? Karakteri her acı çektiğinde ki psikolojik acıyı geçelim fiziksel olarak can çekişiyor adam, içim parçalandı yüz ifadesinden. Gerçekten mükemmeldi. 
Amaaaaaa benim hyun Bin'i özleme sebebim başka.

Söyleyin allaşkına piyasada ilk dizileriyle şimdikiler arasında tipi değişmeyen, adamakıllı kalan kaç kişi var? Hepsi saçına her seferinde başka bir kesim yapar, kızıldan açık kahveye sarıdan siyaha rengini değiştirir, kıyafet tarzını anlatmaya bile gerek yok şekilden şekle giriyorlar. Ama Hyun Bin hep aynı Hyun Bin! 
Kalite be adam!


Arkadaşlar öncelikle özür dileyerek söylüyorum Allah belamı vermeyecekse ben Park Shin Hye'yi seviyorum. Ay bana bir sempatik geliyor, sonra Heirs'tan beri o öpüşürken acı çekermiş gibi surat ifadelerini falan da bırakmış yani oyunculuğu da gözüme hiç batmıyor kızın Allahı var şimdi. Onun üzerine olan bu yoğun nefretin biraz önyargı olduğunu düşünüyorum. Kendini çok geliştirdi kız. Yoksa yani birlikte oynadığı aktörlerin listesine bakar mısınız; Jang Keun Suk, Jung Yonh Hwa, Yoon Shi Yoon, Lee Min Ho, Kim Woo Bin, Lee Jong Suk, Kim Rae Won, Jo Jung Suk... Üşenmedim yazdım valla, millet salak mı bu kızla oynasın yoksa?


Ayrıca herkesle çok iyi anlaşıyor bu kız. Kimle dizi çekse arkasından dost kalıyor. Bir tane oyuncu söyleyin bana Hyun Bin'le dizi çekerken birlikte instagrama foto koysun. Bi de Hyun Bin'in kafasına tavşan burnuyla iki kulak yapıştırsın bu fotoyu koyarken tövbe estağfurullah ^^ O kadar sevdiriyor kendini demek ki bi şeytan tüyü var.

Bir de bir güzeldi ki bu dizide. Her hali afetti yemin ederim. Hele ki oyundaki Emma!!! Woww!!!

Son olarak da Park Shin Hye'nin İspanyolca konuştuğunu biliyor muydunuz? Ben bilmiyordum. Dizinin yarısından fazlası İspanya'da geçiyor. Hyun Bin falan kimsenin İspanyolca konuştuğu yok ama PSH döktürüyor vallahi. Eskiden kısa bir süre İspanyolca öğrenirken edindiğim ufacık minnacık deneyimime göre söylüyorum ki aksanı da hiç fena değil. Yani PSH bu diziden benden epey geçer not aldı!


Çift olarak bakınca uyumları çok güzeldi, birbirlerine de çok yakışmışlardı ama zaten bir arada fazla sahneleri de yoktu. Dizinin senaryosu haşa tövbe bir an mutluluğa izin versin. İki sahne arasında bir saniyelik 2 öpüşme o kadar. Olaysız bir yemek bile yiyemedi zavallılar.

Ama kız ne koştu be çocuğun peşinden... Hem peşinden koştu, hem ilgilendi, yardım etti, baktı... Çocuğun böyle bir kıza aşık olması çok normal deeeee.. Kız niye aşık oldu anlamadım yani dizinin çok ilerleyen kısımlarına kadar kendini beğenmiş, soğuk, suratsız bir adam vardı. Hatta çoğu zaman çıkarcı. Yoo Jin Woo şanslı adammış vesselam!


Dizinin tamamı bir oyun etrafında şekilleniyor. Bu oyun böyle lens takıp sanki oyun dünyasının içindeymişsin gibi, gerçekmişçesine oynanabilen VR bir oyun. Yalnız oyundaki bir hatadan dolayı Yoo Jin Joo oyundan çıkamıyor, kapatsa da lensleri çıkarsa da hep oyunda... Aşırı korkunç.

Oyunu başta o kadar beğendim ki ben bile oynarım gibi geldi (SIMS bile doğru düzgün oynamamış birisiyim öyle düşünün) ama ikinci bölümde ödüm kopmaya başladı.

Oyunla ilgili her şey korkunçtu. O karakterler, zombiler, gerçeklik seviyesi... Sonra oyunda hiçbir sorun olmasa bile oyunun öldürmeye bu kadar teşvik edici olması büyük sıkıntı bence. Karşısında tamamen gerçek duran birisini 'oyundayım' diye düşünerek rahatça öldüren bir insanın öldürme eylemine karşı hissizleşmesi oldukça normal. O yüzden burdan sesleniyorum tüm teknoloji firmalarına, bu ileri teknolojiyi yapmaya çalışmayın lütfen!!!


Diziye Granada şehrinin veya İspanya'nın herhangi bir sponsorluğu var mı bilmiyorum ama şehirden manzaralar inanılmaz güzeldi. Sokaklar, merdivenler, kale... Şehrin renkleri, cafeler, müzikler... Sırf Kore dizisi seyredenler sayesinde şehrim turizm gelirinin artacağından eminim. Tam bir görsel şölendi. Hatta arada gelen Kore sahneleri çok donuk ve soğuk geldi İspanya'nın canlı renklerinden ve tarihi dokusundan sonra.


Dizinin inanılmaz orjinal bir senaryosu var. Yukarıda da dediğim gibi eminim ki yeni nesil oyun teknolojisinin gelmeye çalıştığı nokta budur, çok ileri görüşlü bir sistem oluşturulmuş. Senariste helal olsun.

Oyuncular zaten almış başını gidiyor.

Kaliteye gelince, arşa çıkmış. Yani dizinin büyük bir kısmında oyunun içindeyiz, hatta ekran tamamen oyun ekranı gibi görünüyor böyle altında üstüne yazılar var, her yerde karakter isimleri seviyeler falan. Oyunun içindeyken devamlı bir aksiyon içindeyiz ve grafikler inanılmaz güzel.


Ammaaaaaaa...

Bu orjinal senaryoya rağmen dizi bence çoooook yavaş ilerledi.

Öncelikle ilk bölüm çok karışıktı benim için. Bi gelecek bi ileri bir geri beynim allak bullak oldu.
Sonra diziyi anlamaya başladım ama daha sinir bozucu şeyler baş gösterdi. Bi kere her bölüm çok geriden başlıyor. Yani her bölümün başında bir önceki bölümün son 6-7 dakikasını baştan izliyoruz. Hadi bunu geçtim, bölüm içerisinde de o kadar çok flashback var ki, bölümlerin sadece yarısı yeni sahne gibi, kalan yarısı eski sahneler oluyor.

Bana kalırsa dizideki sahne sayısı 8 bölüm kadarlık. 8 bölüme yetecek kadar sahne çekip, yarısını yeni yarısını eski sahnelerle doldurarak 16 bölüm yapmışlar diziyi. Bunun insanı ne kadar sıktığını tahmin edebilirsiniz sanırım...

Çok net söylüyorum ilk 1-2 bölüm dışında tamamen ilk defa gördüğümüz sahnelerden oluşan bir bölüm izlemedik dizi boyunca.


Bütün bu sinir bozucu durumun sonunda bir de diziyi cevaplanmamış sorularla bitirdik.

Mesela herkes bu oyunu test ederken, oynarken neden bu sorun/bug bir tek Yoo Jin Woo'da meydana geldi? Neden kimse oyuna hapsolmazken yada gerçekten yaralanmazken ona oldu bunlar?

Ayrıca dizinin sonu? Oyunun yaratıcısı Master kendi zindanından kendisi çıkamamışken Jin Woo çıktı mı ne oldu? Dizi devam mı edecek? İkinci sezon var mı? İkinci sezon varsa eğer meraklandırıcı bir noktada akılda soru işaretleriyle bıraktığı için takdir edebilirim sonunu ama yoksa eğer, cevaplanmamış sorular ve mantık dışı bir durumda bittiği için dizi benim için büyük bir hayal kırıklığı olarak kalır.


Dizi bence başta çok eğlenceli ve enteresan başladı, sonra güzel bir aksiyona dönüştü arkasından ise gittikçe ağırlaştı ve boğdu.

Bazen beynim o kadar yoruldu ki diziye ara verme isteği duydum, ki bu bana kolay kolay olmaz. Uyuma ihtiyacım olmasa tek oturuşta dizi bitirebilirim bence^^

Dizi bitince beğendim mi diye düşündüm ve kendime şu soruyu sordum: ''Bu dizide Hyun Bin ve Park Shin Hye olmasaydı yine de izler miydim?''
Cevap maalesef hayır!

Dizi mükemmel senaryosuna rağmen çok sıkıcı bir şekilde çekilmiş, zayıf uyarlanmıştı. Yeni sahneler yoktu, dizinin yarısını atladım flashbacklerden dolayı. Ve eğer ikinci sezonu yoksa çok yazık...

İkinci sezonu varsa amaaaaaa ve o sezonda bu saçma sona bir anlam katarlarsa bu sezonun ağır ve yorucu rutinini affedebilirim belki ozaman...
O da belki...

9 Şubat 2019 Cumartesi

İzledim: The Smile Has Left Your Eyes

Hala bilgisayarım bozuk ve bulduğum ilk fırsatta buraya yazıyorum. Diziyi izleyeli 1-2 hafta kadar oldu. Sıcağı sıcağına tazecik duygularımla değil de kenara aldığım notlarla yazacağım için azıcık tedirginim açıkçası hiç tarzım değil çünkü. Umarım aynı samimiyeti verebilirim.


Hayatta hiçbir şeye ve hiç kimseye anlam vermeden, her anı oyun olarak görerek yaşayan Kim Moo Young, Yoo Jin Kang ile tanışınca yavaş yavaş değişmeye, hatta 'hissetmeye' başlar. İkisinin yakınlaşması, geçmişlerinde unuttukları acı dolu anıları ve tesadüfleri de açığa çıkarır.


Kim Moo Young rolünde Seo In Guk'u izledik. Seo In Guk, dönemin ennnnn iyi oyuncularından bir tanesi, kesin bilgi yayalım. Bi kere bu martı kaşlı, minik gözlü arkadaşın çok yakışıklı, çok sempatik, efendime söyliyim çok karizmatik olduğunu falan kimse iddia edemez. Ama öyle bir oyunculuğu var ki, hangi karaktere girerse girsin seyirciyi kendisine bağlayıp hayran bırakıyor. İzlediğim ilk dizisinde sevememiştim aslında ama izledikçe rolden role nasıl girdiğini, her dizide nasıl başka bir insana dönüştüğünü gördükçe oyunculuğuna hayran olmamak imkansız oldu benim için. 

Beden dili, bakışları, mimikleri hayranlık uyandırıcı gerçekten de...


Kim Moo Young olabilecek en tehlikeli Casanova'ydı. Ona aşık olmak işten bile değil. Öyle yılık yılık flörtleşmeyen, asılmayan; sadece akılda kalıcı, kendini unutturmayacak karizmatik hareketler, jestler yapan ama sonra da tamamen umursamaz bir tavır bürünen, kızların dayanamadığı 'bad boy with manner' karakteri... Gerçekten süperdi.

Karakterin o hissizlikten yavaş yavaş hissetmeye başlamasını, umursamazken Yoo Jin Kang'ı umursamaya ve kafaya takmaya başlamasını izlemek çok güzeldi.Karakter gelişimi çok başarılıydı.


Yoo Jin Kang rolünde Jung So Min vardı. Jung So Min, Because This Is My First Life'tan beri beni oldukça şaşırtıyor. O eski tek düze sevimli ve şapşik kız hallerinden eser kalmadı. Her ne kadar hala miniminnacık bir kız gibi gösterse (89'luymuş ben şok!) ve çok sevimli olsa da duyguları eksiksiz geçiren, böyle dolu dolu bakan bir oyuncu. Çok beğendim burda da.


Çift olarak neler yazsam, ne iltifatlar düzsem bilemedim... 

Öncelikle son zamanlarda izlediğim en gerçekçi, en iyi ilişki gelişimini izledik diyebilirim. Hiçbir şey öyle şak diye, ilk görüşte, abuk bir hızla ilerlemedi. Adım adım hem aşık oluşlarını, hem birbirlerine neden aşık olduklarını, ilişkiye başlayışlarını ve hatta ilişkilerinin olgunlaşmasını gördük. Bu çifte şahit olmak (şahit olmak diyorum çünkü o kadar gerçek hissettirdi işte!) çok güzel bir duyguydu. 

Kimya tartışılmaz, aşk sahneleri çok güzel, çok duygu dolu. Hiç bitmesin, hep onları izleyeyim istedim.

Bu aşk bana çok dokundu...


Dizinin 3. başrolü, sektörün veteranlarından Park Sung Woong'du. Onun ne kadar mükemmel bir oyuncu olduğunu anlatmama gerek yok sanırım. Dizileri de filmleri de efsane, kendisi o dizi ve filmlerden de büyük, onlardan daha da efsane. Ben de her zaman severdim ama Method filminde canlandırdığı 'neredeyse gay' karakterden sonra saygım daha da büyüdü. Kore gibi tabuları olan bir ülkede, böyle tanınmış bir aktörün cesaretine saygı duymamak elde değil zaten. Daha da çok seviyorum artık.

Karakterine gelince, yaşadığı her şeyi, derdini kederini, endişelerini gülerek örtmeye çalışan ama içi yanan bu sevgi dolu, koca yürekli abiyi çok sevdim. Hep bir abim olsa demiştim içimden, bu adamla daha da büyüdü hasretim. Hataları yok muydu? Ohooooooo saymakla bitmez. Ama kimin yok ki? Sevgisi paha biçilemez...


Öncelikle diziyi izleyenlerin daha iyi anlayabileceği birkaç yorum yapmak istiyorum bu kısım spoiler olabilir, izlemeyenler hemen alt resme geçsin:
  • Polis çocuğa yazık oldu ya. Vallahi temiz yüzlü iyi kalpli bir çocuktu üzüldüm ona. Ama olmayınca olmuyor işte.
  • Hayatı boyunca birisini öldürdü diye vicdan azabıyla yaşayan birisinin her ne sebeple olursa olsun Moo Young'u bıçaklaması çok saçmaydı. 
  • Abinin bu ikisinin birlikte olmaması için verdiği çaba da yersizdi. Yani diziyi izlerken bu tepkinin sebebini düşünüyor insan, kafada binbir soru. Çocuk suçlu diye böyle yapıyorsa tepki abartı. Kardeş diye düşünüyorsa al karşına konuş ne bu saçma tavırlar. Tepkiler büyüktü.

İzlemeyenler için spoilersız versiyonu:

Aslında dizi boyunca merak ettiğimiz, soru işareti kalan, her türlü belaya mutsuzluğa karmaşıklığa sebep olan olayları tüm açıklığıyla bilen tek kişi abiydi. Abi bu ikisi birlikte olmasın diye abuk subuk olaylara girişeceğine en baştan ikisiyle de açık açık konuşsa, 'bak sizin geçmişten böyle böyle bir durumunuz var ben birlikte olmanızı istemiyorum bu yüzden' dese aslında dizi ortasındayken mutlu sonla bitecekti. Ama yok işte adı boşuna mı dizi?


Dizinin sonunun tam olarak ne olduğunu bilmiyordum ama sosyal medya sağolsun izlemeden çok önce mutsuz sonla bittiğini duymuştum. 

Ama izleyince sanki bilmiyormuşçasına bir şok, salya sümük ağlamak, kalp kırıklığı...

Sonu gerçekten kalbimi parçaladı. Ama bir yandan da tatmin ediciydi neden bilemiyorum. Sanki bu son onlara çok uydu, çok yakıştı. Romantik komedilerdeki gibi düğünle, mutlu aile tablosuyla (ikisi abiyle birlikte yemek yiyorlar falan) bitseydi bir absürd kalırdı sanki. Acıklı ama doğru bir sondu.


Dizinin Korece adının tam çevirisi Hundred Million Stars From The Sky.

Yani çok garip bir isim de değil, yabancı piyasaya sunarken The Smile Has Left your Eyes diye isim uydurmayı kim akıl etmiş bilemedim. Saçma geldi bu durum bana. Kendi ismi pek gayet kullanılabilirdi.


2018 biterken 'Best Of' listesi yapsaydım bunu mutlaka en tepelere koyardım sanırım. Bu aşkı izlemeyi çok sevdim. Çok duygulandım, kalbim çok kabardı. Dizi hafiften bana Just Between Lovers dizisinin hissiyatını verdi. Onu da çok duygulanarak ve severek izlemiştim.

Böyle mükemmel oyuncuları, kafa kurcalayıcı ve akıcı bir senaryoyu, dolu dolu bir aşkı bulmak kolay değil. Bildiğiniz pançik neşeli dizilerden değil de, derin duygulu dramlardan... Ama çok güzel. 

Benim duygularımla oynadı bu dizi. Allak bullak oldum sonunda. Bir gözlerimin içi güldü onlarla birlikte, bir yüreğim ağzıma geldi, sonra gözyaşları... Bu döngü sonuna kadar devam etti ve ben gözlerimi diziden ayıramadım. 

Çok güzeldi çok...





31 Ocak 2019 Perşembe

İzledim: Terius Behind Me

Tam başladım dizi izlemeye, rayına oturdu her şey dedim ki bilgisayarım bozuldu yazı yazamaz oldum. Var mıdır böyle bir bloggerlık aşkı ki, internet cafeden bildiriyorum size sevgili okur!

Yazı yazamasam da bol bol dizi izledim, her bulduğum bilgisayarda post girmek için notlarım hazır^^

Uzun inzivam sonrası ilk izlediğim diziyi Running Man ve ekibine olan sevgim ve sadakatimden izlediysem bu diziyi saf, pür-ü pak aşktan izledim okurcum. Beni uzun zamandan beri okuyanlar bilir So Ji Sub aşkımın ölümcül olduğunu. Number 1'ım olduğunu. 
Ama ona rağmen objektif bir yoruma buyrun efendim:


Ajan Kim Bon, üzerinde çalıştığı davanın bir şekilde karşı komşusuyla alakası olduğunu düşünür ve onlara yakın olup her şeyi araştırmaya karar verir. Bu arada karşı komşusu Go Ae Rin, kocasını yeni kaybetmiş, hem para kazanmaya çalışan hem de yaramaz ikizleriyle ilgilenmek zorunda olan bir ev hanımıdır. Ajan Kim Bon, kimliğini gizleyerek Go Ae Rin için bakıcı olarak çalışmaya başlar.


Ve Tanrı Erkeği Yarattı!!!

Öncelikle So Ji Sub diye bir gerçek var bunu görmezlikten gelemeyiz arkadaşlar. Dizide yine oyunculuğunu döktürmüş. Bir kere uzun zaman sonra dublör kullanmadan çektiği efsane dövüş sahneleri var ki o dizide gördüğünüz atlamalar zıplamalar uçmalar kaçmalar, el kol hareketleri, tabanca şovlar hepsi kendine ait. Şöyle söyliyim bi tek köprüden aşağı kendi atlamamış plastik manken atmışlar o kadar yani hahahaha...


Sonra ilk defa dolu dolu çocuklarla etkileşimde olduğu, şakalaşıp gülüp eğlendiği bambaşka bir rolde izledik onu. Nasıl bir hazdı onu o şekilde izlemek anlatamam. 
Benim gibi evlilikte çolukta çocukta gözü olmayan birisini çocuğa özendirdi  (ama tabi babası o olursa^^). Çünkü düşünsenize hayallerimdeki erkeğin resmen baba oluşunu izledim. İnanıyorum ki o da bu diziyi çekerken 'ahh ahh keşke ben de baba olsam' diye geçirdi içinden ve üzülerek söylüyorum ki en yakın zamanda evlilik haberlerini falan duyabiliriz çünkü mükemmel bir baba adayı. Ve tabiiki bunu sadece dizi sahnelerine bakarak değil, her zamanki gibi kamera arkalarını da izleyerek söylüyorum. Kamera arkasında, dizide olduğundan daha çok ilgilenip eğleniyordu çocuklarla, içim aktı. 


Sonra kılıktan kılığa girdi adam bu dizide. Şaman oldu, köyde çalışmak için binbir çeşit teyze kıyafeti giydi. Ama ennnnnn çok sevdiğim Leon oldu ya!!!! Hangisi So Ji Sub deseniz yeridir yani ama sağdaki SJS soldaki orjinal Leon ve Mathilda^^


Go Ae Rin rolünde ise Jung In Sun vardı. Arkadaşlar ben bu kadın yüzünden geçen senenin ennnn çok izlenip en çok beğenilen dizisi olan Eulachacha Waikiki'yi yarıda bıraktım. 'Herkes izliyo diye izlemek zorunda değilim yaa, kıza gıcık oldum izlemicem' diye cool cool hava attım da ne oldu? Havam sönüverdi işte mevzu bahis So J Sub aşkı olunca. Yani demem o ki 'Bula bula bu kızı mı buldular?!?!?!' hissiyatıyla izledim diziyi. 

Zaten bir röportajda izledim de , kız da 'Hala karşımdakinin So Ji Sub olduğuna inanamıyorum' diyor. O da kendine fazla gördüyse demek...

Ha demeyin ki kıza gıcık oldun da objektif olamıyorsun diye.. Açıkça söyleyeyim kız kötü bir oyuncu değil ama binbir duygu içinde olan Go Ae Rin rolünü de şahlandırmamış yani. Çok zengin bir karakter vardı dizide. Bir yandan kocası ölmüş onun acısı var ama iki tane şeytan çocuğuna bunu hissettirmemesi lazım, bir yandan yıllardır ev hanımlığı yapan bir kadın birden bire dış dünyaya çıkıp çalışıp çocuklarına bakmak zorunda kalıyor, diğer yandan da kocası öleli az bi zaman olmuş başkasından hoşlanmaya başlarken kendisini ajanların içinde akıl almaz bir davanın ortasında buluyor. Tüm bunları yaşatması gereken bir oyuncu için mimikleri, duyguları, yüz hatları ve vücut dili oldukça sıradan. 


Çift olarak büyük hayal kırıklığı arkadaşlar...

Bildiğiniz ahretlik konsepti. Aşk var ama kendin anla onu diyor senarist. Bu resimde gördüğünüz 'burun öpücüğü' görüp görebileceğiniz tek sahne. 

Kadının kocası yeni öldü dur yavaşşşş diyenler olabilir ama yok yani bu kadar da olmaz. Aşk kırıntılarının olduğu ufak imalı sahneler de olmasa dünya ahiret bacımsın dese yeridir derdim yani, hiç tarzım değil. 

SIFIR, zero, rakamla 0 aşk sahnesi. Sen romantizmin kralı So Ji Sub'ı diziye al bi kere öpüştürmeden diziyi bitir. Enayi derler be adama!


Dizi aslına bakarsanız çok bilindik birkaç Hollywood filminin karışmış hali. Mesela Jackie Chan'in falan aşırı meşhur filmleri vardır gizli bir ajanken süper dadılık yaptığı, konsept o zaten. Bir de Colin Firth'ün oynadığı iki filmlik King's Man serisi vardır. O filmde King's Man diye bir ajan ekibi altında gizli bir operasyon merkezinin bulunduğu bir terzi dükkanında çalışırlar. Bu dizide ise bizim ajan ekibi King's Bag isimli bir çanta dükkanının altındaki operasyon merkezinde yürütüyor her şeyi. Fikir neyse de ismi de bu kadar çalmasaydınız ya diye düşünmeden edemiyor insan...


Normal şartlarda ajancılık dizilerini pek sevmem, hele de içinde ağır bir aşk yer almıyorsa. Yoksa yanlış olmasın yani Healer candır! Ama bu dizide bir şeytan tüyü var. Evet o şeytan tüyünün adı So Ji Sub ama inanın ki ondan alakasız bir şey daha var. Bi kere bol bol komedi, kimin iyi kimin kötü olduğunu anlayamadığımız sürükleyici bir senaryo ve hatta iyilerin kötü kötülerin iyi oluş hikayesi, dolu dolu dostluk ve inanılmaz bir enerji. Zaten o kadar kalabalık, kaliteli ve mükemmel bir kadro var ki bu enerji kaçınılmazdı sanırım.


Aşırı eğlenceli KIS ekibi,


Cin gibi King's Bag ekibi,


Ve hepsinden önemlisi yan rollerin kralı Kang Ki Young. Arkadaşlar bu adam efsanedir o kadar! Yani şöyle ki, bir dizinin kadrosunda bu adam varsa başrollere bakmaya gerek yok, o dizi güzeldir. Böyle bir yetenek yok! Hem kendisi mükemmel bir oyuncu, hem oynadığı her diziyi yüceltiyor hem de inanılmaz senaryo seçme yeteneği var. Yani o yüzden aslında şimdiye kadar diziyle, oyuncularla ilgili yaptığım tüm yorumlar boşuna... Bu adam varsa iyidir çünkü hihihi^^


Son olarak dizinin finaliyle ilgili yorum yapmazsam 'geleneksel Kore dizisi senaristlerine nefret seaansı' eksik kalır diye düşünüyorum.

Dizinin sonunda senarist şöyle diyor: ileride güzel şeyler olacak gibi ama sana göstermek istemiyoruz, sen hayal et zaten koca diziyi sen sonunu hayal et diye yazdık. 

Özeti budur. Çok can sıkıcı -_-


Yazıyı bu fotoğrafla kapamasam olmazdı. Belki blogda yazmadım ama tabiiki ödül törenlerini izledim ve MBC ödül töreninde So Ji Sub 'Daesang' yani en büyük ödülü aldı. Ödül törenine girerken kırmızı halıda Kang Ki Young röportaj yaparken 'So Ji Sub hyoungnim ödül alırsa bir burun öpücüğü yaparız' diye birşey çıktı ağzından. Tabii ki törenin sonunda ödülü So Ji Sub kazandı ve sunucular anında Kang Ki Young'u sahneye davet ettiler. Ve bu mükemmel tablo... İnanılmaz eğlenceliydi. Ödül töreninde böyle eğlenceli bir sahne çıkaran dizinin kendisinin de eğlenceli olabileceğini tahmin edebiliyorsunuzdur sanırım. Giriş gelişme ve sonuç boyunca romantizm açısından büyük hayal kırıklığı ama aksiyon ve komedi açısından coşturan bir dizi diyebilirim Terius Behind Me için. Siz karar verin artık izlenir miii izlenmez miiii...