''If you want the rainbow, you have to deal with the rain''
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

15 Ocak 2019 Salı

İzledim: Lovely Horribly Dizi Yorumu

Yeni yılın ilk yazısıyla merhaba canım okur.
Evet artık vakti gelmişti yeni bir Kore dizisinin. Bu sene malum iyice boşladım blogu, utanç içerisindeyim. Dizileri izleyemedim geri kaldım diye ne best of 2018 yazısı yayınladım ne de izlememe rağmen ödül törenlerini yazdım. Çünkü ödül alanlar hak etti mi etmedi mi emin değilim yani ne yazayım yalan mı söyleyeyim size? Neyse efendim. Senenin son 5 ayı falan dizi izlemediğimi düşünürsek epey kabarmıştı 'izlenecek diziler' listem. Ben de kendimce birkaçına öncelik verdim.

Yılların Running Man fanı olarak, üyelerden Ace'imiz Song Ji Hyo'nun dizisini başa almak işten bile değildi elbette. 3 günde izledim ve yazıyorum. Buyruns.


Yoo Phillip ve Oh Eul Soon'un birbiriyle bağlı trajik bir kaderi vardır. Birisi mutsuz olduğunda diğeri mutlu, birisi şanssızken diğeri şanslı olurlar. Hayatları 8 yılda bir gün kesişirken sonunda aynı dizide çalışmak zorunda kalırlar ve dizinin senaryosuyla hayatlarının benzerliğinin gizemini birlikte çözmeye karar verirler.


Song Ji Hyo YILLARDIR her hafta izlediğim ve karakteri başta olmak üzere kendisine tamamen hayran olduğum özel bir kadın benim için. Gelmiş geçmiş en iyi oyuncu diyemem ama bana kalırsa yine de hayal kırıklığına uğratmayan iyi bir aktris.

Running Man'de ekip üyelerinin tamamı ve gelen tüm konuklar Song Ji Hyo'nun ne kadar güzel olduğunu anlatır durur. Programa bile makyajsız çıkmaya cesaret eden nadir kadınlardan olduğunu, çok duru bir güzelliği olduğunu, yaşını asla göstermediğini söylerler. 37 gerçekten de göstermiyor yani bebek gibi bir kadın. Böyle duru bir kadını patates suratlı göstermeyi başaran dizi ekibine saygılarımı iletiyorum. Yani tamam tükenmiş, mutsuz, kendisiyle ilgilenmeyen bakımsız bir kadın profili çizmeye çalışmışsınız ama yine de bu kadar patates suratlı yapılmaz ki insan!


Yoo Phillip rolünde ise Park Si Hoo vardı. Kendisi benim genel olarak pek sevemediğim bir aktör maalesef. Bundan önce sadece 1 dizisini izlemişim. Bu dizide farkettim ki oyunculuğu hiç de fena değil, beğenmemem tamamen benim sorunummuş. Ama hala bi bayılamadım orası da ayrı bir konu. 

Karakter Yoo Philip aşırı bencil, korkak ve kendini beğenmiş birisi gibi görünürken aslında hiç de öyle olmayan, aktör olmasının altında bile bir sebep olan; şan, şöhret, paradansa tercih edeceği ve mutlu olacağı pek çok şey olan ve bu yanlarını da dizi ilerledikçe görebildiğimiz güzel bir karakterdi. 
Ne cümle kurdum be!


30 yaş üstü 'rütbeli' oyuncuların olgun dizilerini izlemeyi seviyorum biliyorsunuz. Burda da birkaç dokungaçlı sahne vardı beni memnun edecek. Ama kimyalarına bayılamadım. Sonra kamera arkası görüntülerini izlerken (yorumları yazmadan önce hep izlerim) farkettim ki kamera arkasındaki şakalaşmaları, küçük temasları, gülüşmeleri derken çok daha büyük bir kimya var aslında. Bunun diziye tam olarak yansıyamamış olması çok acı. Tamamen yönetmeni suçluyorum bu durumdan. Her kimse yazık etmiş güzelim çifte.


İkinci erkek rolünde tam bir eye candy olan Lee Gi Kwang vardı. Kendisi esasen şarkıcıymış ki benim pek sevdiğim bir durum değil bu ama oyunculuk yapalı da bayaa olmuş dizileri epey var. Ama ben ilk defa izledim ve BA-YIL-DIM. Böyle bir sevimlilik, böyle bir gülümseme yok arkadaşlar. Bi de üstüne üstlük mükemmel bir karakteri canlandırıyordu, 'ben olsam bunu seçerdim yaaaaa' dedirtti bana yani. Ayrıca şu çocuğun 29 yaşında olduğuna kim inanır? Bildiğin 18 gösteriyor. Ben her ne kadar baby face tiplerden çok hoşlanmasam da bu çocuk adeta bir çilekli pasta!


Dizinin en güzel sürprizi Running Man üyelerinden Haha'nın cameosuydu. İlk bölümde bir görünüp mutlu etti bizi (biz=Running Man hayranları). İnanın sırf şu sahne bile diziyi izlemek için yeterli bir sebepti^^


Açıkçası dizi ilk başta benim çok kafamı karıştırdı. Ama kötü bir karışıklık değil. Şöyle ki hani gerilim bişeyler izlerken sonunu tahmin edersiniz ve sizi asla şaşırtmaz yaa, bu kesinlikle öyle değildi. Yani dizide hayalet var mı, yok mu, varsa hayaletler kötü mü iyi mi, bizimkilerin başına gelenler kötü hayaletler yüzünden mi kötü insanlar yüzünden mi uzuuuuuunca bir süre anlayamadım. Yada mesela senaryoda yazılanlar mı gerçek oluyordu yoksa kız geleceği görüp onları senaryoya mı yazıyordu tam bir muammaydı. Bu anlayamama durumu da çok hoşuma gitti çünkü dizinin heyecanı hep canlı kaldı.


Benim için dizi asla sıkmayan, oldukça seri ilerleyen, 'ne olacak, bunlar neden oldu, suçlu kim' diye sürekli olarak merakta tutan oldukça güzel bir diziydi. Hayalet konusuyla supernatural diyebiliriz ama genel olarak korku/romantik komedi sanırım, ki severiz böyle şeyleri değil mi? ^-^





1 Ocak 2019 Salı

Meteor Garden 2018

Yeni yılın ilk günü için gerçekten hevesle hazırladım bu yazıyı. Blogu çok boşladım biliyorum. Önce uzun bir sonbahar tatiline çıktım, sonra tam bloga döneyim dedim bir yazımın çalınmış olması durumuyla keyfim ve hevesim kaçtı. Sonra da bu diziye başladım ki o da epey zaman aldı aşağıda anlatınca anlayacaksınız.

Ennnn çok okunan yazılarım olan senenin en iyi dizileri, filmleri, kozmetikleri vb. yazılarımı da yazmadım tabii. Bikere yılın son 4 ayında dizi izlemedim. Yılın 3'te 1'i demek dizilerin de 3'te birini izlememiş olmak demek. E ozaman da 'BEST OF' listesi yapabilecek kapasitede hissedemedim kendimi. 

Neyse..
Şu anda çok uzun ve dolu bir yazıyla açıyorum yılı. Tutarlı bir şekilde ilerleyeceğime söz veremem ama deneyeceğime söz verebilirim. Çünkü izleme şevkim olmasa bile izlemek istediğim dizi çok.

Buyrun efendim Meteor Garden 2018


Bilmeyenlere konusu şöyle, üniversiteye başlayan Shancai kendisini okulun popüler çocukları olan F4 ve bu grubun lideri Daoming Si ile oldukça karışık bir ilişki içerisinde bulur. Aslında temelde fakir kız zengin oğlan hikayesi de diyebiliriz.

Daha da güzel açıklayacaksam, hepimizin bilip sevdiği ve muhtemelen izlediği ilk dizilerden olan Boys Over Flowers'ın Çin versiyonudur bu dizi efendim.

Bu serinin hemen her versiyonunu izledim.

Boys Over Flowers, Kore, 2009


Hana Yori Dango, Japonya, 2005-2007 (2 sezon)
2008 film

hana nochi hare ile ilgili görsel sonucu

Hana Nochi Hare,  Japonya, 2018


Meteor Rain, Tayvan, 2001-2001-2002 (3 sezon)


Meteor Shower, Çin, 2009


Sanırım izlemediğim tek versiyon
Hana Yor Dango, Japonya, 1995 film

Evet kısaca tüm versiyonları yazdıysak esas yazımıza başlayalım ozaman.
Öncelikle diziyi izlerken daha kullandıkları şarkılarla kalbimi kazandıklarını söylemem lazım. Genelde Uzak Doğu yapımları kendi dilinden şarkılar kullanırken bu dizide İngilizce şarkılar vardı ve benim ennnn sevdiğim şarkılardan ikisiydi. Onları buraya bırakıyorum ki okurken dinleyin.



Bu arada youtubeda şarkının altı Meteor Garden'da duydum geldim yorumlarıyla dolu. Bayaa güldüm^^


Şarkılardan birisini açtıysanız devam ediyorum.


Başrolde Daomin Si (bizim anlayacağımız Kore diliyle Gu Jun Pyo) rolünde Dylan Wang diye bir arkadaşımız vardı. Şimdiye kadarki tüm versiyonların en yakışıklı başrolü diyebiliriz kendisine rahatlıkla. İzlerken gözüm gönlüm açıldı vallahi.

Klasik sabun köpüğü gibi bir siniri olan, aşkından geberen, tüm dizi boyunca kızın peşinden koşan bir çocuk izledik. Haklıyken de özür diledi, 'yok artık daha da gitmez kızın peşinden, o kadar da gurursuz olamaz' dediğimizde de kızı peşinden gitti. Çok tatlıydı yüreğimi parçaladı, yazık oldu gencecik çocuğa ne diyeyim.


Sanchai (Geum Jan Di yani Kore'de) rolünde ise Shen Yue diye bir kızımız vardı. İzlediğim Çin dizilerinin sayısı bir elin parmaklarını geçmemesine rağmen bu kızı daha önce izlemiştim. Demek ki Çin'de popüler ve iyi bir oyuncuymuş diye tahmin ediyorum.

Sanchai, dizinin tüm versiyonlarındaki başrol kadın karakterlerde olduğu gibi aşşşşşşırı gıcıktı. Yani bu kadar şımarık, çocuğu kendi peşinden koşturan, kadir kıymet bilmeyen, nankör birisini daha görmedim şu ömrümde. Daoming Si şu kızın neyini sevdi anladıysam ne olayım! Hayır bir de dizi diğer tüm versiyonlarından kat be kat uzun, gıcıklığım da o kadar katlandı, şu kızı izlerken tırnaklarımı yedim.


Çiftimizin güzel bir uyumu vardı aslında EĞER İZLEYEBİLSEYDİK.  Şimdiye kadar gördüğüm en zor kavuşan çift diyebilirim, ki ne ağır Kore dramaları izlediğimi az çok biliyorsunuz siz de artık. 3-4 bölüm hariç hep ayrı, hep kavgalı, hep mutsuz. Zavallı Daoming Si hep koşsun kızın peşinden. Böyle izledik diziyi yani. Kız bi garipti. Elini tutuyor ertesi gün yüzüne bakmıyor, öpüyor çocuğu sonra sevgili değiliz diyor, çıkmaya başlıyorlar seni sevmiyorum diyor. Çocuk manyak oldu tabi.


Dizinin F4'üne bakar mısınız arkadaşlar? Böyle güzel yüzlü bebeksi çocuklar hiç tarzım olmasa da tam bir göz ziyafeti değil mi? Gerçekten mükemmel bir kadro oluşturmuşlar diyebilirim.


Diziyle ilgili genel bilgiler vermeye başlayayım dersem aklıma gelen ilk şey şu oluyor: çok uzundu!
Yani çok uzundu arkadaşlar, çok uzun. anlatabiliyor muyum? Çok uzun!

Dizi 49 bölüm! Ama şöyle düşünün, 16-20 bölüm olan diğer tüm versiyonlarıyla hemen aynı senaryoya, aynı olay örgüsüne sahip. Yani Boys Over Flowers 25 bölüm ama bu 49! Bitmedi. Süründü. Aynı olaylar, aynı muhabbetler döndü durdu. Çürüdüm yeminle.


Ayrıca aşşşşşşırı flashback dolu. Yani boğacak kadar. Durum böyle olunca da dizinin uzaması çok normal tabiiki.
Son 2-3 bölümde yeni sahne yoktu nerdeyse ful flashback özet geçtiler. Sıkıldım.


Peki sonu nasıldı? Şükür ki mutlu sondu. Ama saçmalıklarla dolu. Mutlu saçma yani.
Böyle hayalimsi, kandırmalı, benim bile izlerken tam anlayamadığım abuk subuk şeyler oldu. Güya düğün var, ama kızcağızı rezil ettiler orda. Bikere düğünde aileler yok. Dost düşman dizide görünen herkes düğünde ama aileler yok. Töbe töbe. Sonra düşürdüler kızı, abuk subuk 'beni seç' muhabbetleri, ardından Selena tarzı bir Daoming Si'yi çağırma anı. Yani izlemeyenlerin bu yazdıklarımdan bişey anlamadığını biliyorum ama gerçekten çok saçmaydı ve ben izlesem de pek bişey farketmedi emin olun. 

Sonra bir ara dünyanın en saçma şu sahnesi yaşandı:


Bu dansın orjinal hali benim en sevdiğim koreograf olan (sanırım tek sevdiğim çünkü tek tanıdığım) Galen Hooks'un koreografisi. Dans dehası iki çocuğun performansı internette çok meşhur olmuştu bir ara belki hatırlarsınız. Bu çocuklardan sonra yukardaki kızlar gözlerimi kanattı. 


Neyse efendim bu yazıyı sonunda yazdığıma göre o utanç dolu dans sahnesini hafızamdan şu an itibariyle siliyorum.


Peki hiç mi güzel birşey yoktu? Vardı. Kadro mükemmeldi mesela bence. Oyunculuklar keza çok iyiydi. Mesela Londra'da birlikte son bir gün geçirdikleri ve ayrılmak zorunda oldukları bir sahne vardı ki... İkisi de gülmeye çalışıyor ama ikisi de ağlıyor içten içe. Mükemmel bir oyunculuktu. Yan roller, yardımcı oyuncular... Hepsi çok iyiydi bence. İşte bu yüzdendir ki ben bu dizi yorumunu şöyle bir özetle kapatmayı doğru buluyorum:

Dünyanın en popüler senaryolarından birisini al, o senaryoya olabilecek en iyi castingi yaparak mükemmel oyuncular yerleştir. Sonra da 49 bölüme uzatmak için sakız gibi gere gere gere çekiştirerek herşeyin içine et! Bravo! Bunu da başarmak kolay olmasa gerek... 
Tebrikler.














26 Ekim 2018 Cuma

Ben Yokken Yazım Çalınmış?

Burada birkaç gün önce başlıkları ve fotoğraflarına kadar çalınmış bir yazım ile ilgili oldukça sitem dolu birkaç cümle vardı. Çalınan yazım blogumun kendinden de çok büyüyen, inanılmaz sevilen ve emeklerimin en çok karşılığını aldığım Moon Lovers ile Kalbimizi Fetheden Wang So Gerçekte Kim? idi.

Sayfaya da sitem dolu bir yorum atmıştım zaten. Yazıyı tamamen değiştirmişler. Dolayısıyla ben de yazımı kaldırmak istedim. Olaylar hiç olmamış gibi davranmak ve hatta o yazının altına yorum yazanları yok saymamak için böyle bir duyuru yapmak daha doğru oldu. Sayfanın linkini vermiyorum, gerek yok. 

Merak Edenlere Benim Yazımın Linki:
http://diaryofmelly.blogspot.com/2017/01/moon-lovers-ile-kalbimizi-fetheden-wang.html

Geldi geçti diyelim. Ufak bloggerlar'ın, kendi halindeki üreticilerin "takipçileri, bileni tanıyanı az nasıl olsa kimse anlamaz" diye emeğini, yazısını, sanatını yada ürettiği şey her ne ise çalmayalım!!! İlla paylaşacaksak izin isteyip referans gösterelim olur mu? Sonra durduk yere üzülüyoruz. Değdi mi şimdi?

30 Ağustos 2018 Perşembe

İzledim: What's Wrong With Secretary Kim

Herkes yaz budalası olmuş Ege'den Akdeniz'e plajdan plaja savrulurken ben 'Güneşe alerjisi olan, yazdan nefret eden ve tüm yazı evde geçirenler derneği başkanı' olarak tam bir sonbahar ve ilkbahar insanıyım. Her sene yazlık mekanların karınca sürüsü gibi olduğu dönemi İstanbul'da geçirir, okulların açıldığı ve yazlıkçıların artık dönüşe geçtiği Eylülde tatilime başlarım. Nasıl güzel bir dönemdir anlatamam size. Hafiften rüzgar başlar, kavurucu güneş gider, her yerin balık istifi hali bitip yerine huzurlu azınlık kalır. 

Demem o ki, benim de tatil dönemim geldi sevgili okur. Evden çalışma imkanı olan şanslı birisi olarak Eylül ayının hemen tamamını Ege'de sayfiye bir yerdeki yazlıkta geçiriyorum genelde. Konseptim bol bol doğal yerleri (dağ-taş, keşfedilmemiş koylar-sahiller) gezip, köy pazarlarından doğal meyve-sebze yiyip, günümün çoğunu hamakta yatarak kitap okumak ve akşam üzeri denize girip deniz kenarında ufak bir piknik yapmak üzerine kurulu. Yani bildiğiniz emekli hayatı gibi bir şey, en sevdiğim. Malum kendimi bildim bileli 'beach party' insanı olamamışımdır. 

O yüzden de yaklaşık bir ay için yazı yazamayabilirim, affola. Ama güzel bi diziyle ara veriyorum. Kadroya bakın be behey behey behey!!!



Lee Young Joon'un 9 yıllık sekreteri Kim Mi So birden bire işten ayrılmaya karar verince Young Joon panik olur. Önce sekreterini kaybetmemek için çabalamaya başlar ama sonrasında ona gerçekten aşık olduğunu anlar. Bu sırada ikisini geçmişten birleştiren gizemli bir olay ortaya çıkar.


Başrolde Kim Mi So rolünde çok sevdiğimiz Park Min Young'u izliyoruz. Ya bu kadın böyle cebe koymalık, portatif boy aşırı tatlı bir şey. Kocaman gülümsemesi, pürüzsüz cildi ve zerafetiyle çok hoşuma gidiyor. Ayrıca çok güzel (bir estetik harikası olması azcık hayal kırıklığı olsa da...). 

Kim Mi So'da hem narin hem de güçlü bir karakterdi, çok sevdim.


Yalnız şu cidden AT KUYRUĞU gibi olan saçlarına uyuz oldum. Gerçek mi bilmiyorum -gerçek gibi görünmüyor- ama umarım postiştir ve bir an önce çıkarır. Ben onu Healer'daki saçlarıyla beğeniyorum. Çünkü benim için Park Min Young demek hala Healer demek. Çünkü Healer kalp Ben!


Lee Young Joon rolünde ise Park Seo Joon var. Park Seo Joon benim bebeğim! Onu Witch's Romance'da keşfetmiş, "off bundan ok fena bir şeyler olacak" demiş ve dibim düşmüştü. Tam olarak 'gülüşüne kurban!' dediğimiz tiplerden olur kendisi. Yada 'canını seveyim!' mesela. 

Ayrıca oyunculuğuna da laf yok! Gerçekten çooooooook güzel bir karakter canlandırdı bu dizide. Hem iyi kalpli, düşünceli hem de egoist kendini beğenmiş. Hem aşktan anlamayan, şaşkın ve şapşal hem de aşkından ölüp elinden gelen her şeyi kızın önüne seren. Yani her zamanki gibi 'her eve lazım' tiplerden birisi. Ayrıca bir ağlama sahnesi vardı kiiiii.... Vouuuuvvvvvvv! En iyi aktörler listesinde ordan adını yazdırır Seo Jooncuğum.


Çift olarak ne kadar mükemmel bir uyumları oluğunu, nasıl şahane bir kimyaları olduğunu satırlarca anlatmama gerek yok bence. Böyle kıvılcım çıkan öpüşme sahneleri falan vardı dizide. Bayılmamak elde değil. Zaten ondandır ki ikisinin gerçekten bir ilişki yaşadığı dedikoduları aldı başını gitti şuan. Gerçek midir bilemiyorum ama ben bu Park Seo Joon,'un en sonunda kiminle bir ilişki yaşayacağını çok merak ediyorum (ben olmadığı kesin -_-). 
O kadar masum suratlı, iyi kalpli tipli, güzel gülüşlü bir adam ki kime yar olacak meraklardayım...


Diziden genel olarak bahsedecek olursam, kendileri diziyi anlatırken romantik, komedi ve gizem demiş ama bana kalırsa gizem pek yok. Dizinin başından sonuna pançik pançik bir aşk hikayesi izliyoruz. Bu ikili dizinin hemen başlarında kavuşup birlikte olmaya başlıyor, sonra da çok geçmeden sözüm ona gizem açıklığa kavuşuyor ve biz tam gaz bir aşk izleme keyfine varıyoruz. Aksiyon, drama, ayrılık, kötü adamlar falan hiçbir şey yok. 

Aslına bakarsanız normal şartlarda bu biraz sıkıcı bir durum olabilir ama böyle mükemmel oyuncuları izlerken sıkılmaya pek de fırsatımız olmuyor.


İzlemesi inanılmaz eğlenceli bir ofis ekibi var. Yani yan rolleri ve aralarında geçen konuşmaları izlemek ancak bu kadar eğlenceli olabilir! Çoooook gülerek izledim bunları.


Ve acıklı bir bromance izliyoruz. Acıklı dediğime bakmayın, komik bir ilişki onlarınki. Lee Young Joon'un en yakın arkadaşı Park Yoo Shik rolünde Kang Ki Young var. Çok kesin söylüyorum Kore dizilerinin EN EN EN iyi yan rolü Kang Ki Young'dur! Net!!!! Hem iyi , hem kötü, hem komedi rollerini büyük ustalıkla oynayan mükemmel bir oyuncu kendisi.


Diziyle ilgili çok hoşuma gitmeyen yada kafamı karıştıran birkaç şeyi yazmak da adettendir malum:
  • Geçmişlerinde onları bağlayan böyle büyük bir şey varken, Lee Young Joon'un 9 yıl boyunca aşık olduğunu anlamaması yada aralarında bir şey olmaması normal değildi bence.
  • İsim, karakter karmaşası olayı yuh dedirtti. O nasıl anne-baba allaşkına? Çocuklarını bir ömür öyle yaşatmışlar...
  • Abi de tam abi yani! Hem hafızan bölük pörçük olsun hem de bir ömür kardeşinin hayatını zindan et. Ohhh...
Bir de birkaç ekstra not:
  • Arkadaşlar o ev Secret Garden evi miydi? Ben şok!!!
  • Kola ile yapılmış bir çıkma teklifi sahnesi var ki Kore dizi tarihinin en yaratıcı fikri diyebilirim. Çok hoşuma gitti izlerken ^^
  • İnanılmaz hoşuma giden bir Because This is My First Life cameosu oldu.(dizinin başrolleri konuk oyuncu olarak geldi)


Ah! Diziyle ilgili ennnnnnn sevmediğim şey buydu aslında: böyle orda burda çıkan çizgifilmimsi animasyonal efektler. Gerçekten hiç sevmedim. Aslında Japon yapımlarının çok kullandığı ve aşırı sinirimi bozan bir şeydir bu, neden burda kullanmışlar bilmiyorum -_-


Uzun lafın kısası; mükemmel bir kadro, çok ponçik bir aşk hikayesi. Ben izlerken çok zevk aldım ama sanırım bunun en büyük sebebi gerçekten sevdiğim oyuncuları izliyor olmamdı. Objektif olmam gerekirse 11'inci bölümden sonra neredeyse hiçbir şey olmadı, tüm olaylar erkenden bittiği ve bizim çiftimiz çoktan mutlu olduğu için dizinin sonundaki o 'mutlu son' da "Ohhhh be sonunda mutlu sonlarına kavuştular bunca zorlukta sonra" hissiyatı yaratmadı.

Yani sen senarist, 40 yılda bir güzel bir son yaz, onda da bize o tatmini yaşatma! Helal olsun ya bu kadar gıcık olmayı nasıl başarabiliyorsunuz bi anlatsana?


Ama Park Seo Joon tam bir canım ve onun olduğu her şey izlenir.

Not: Size diyorum bana çocukluğunda sorunlar yaşamış zengin bir adam bulun diye. Bütün dizilerdeki mükemmel adamlar öyle geçmişlerden çıkıyor işte, ahanda yeni bir kanıt hahahah ^^









20 Ağustos 2018 Pazartesi

İzledim: Handsome Guy and Jung Eum

Bayramda bir yerlere gidemeyip evde elinde çay-kahve blogdan bloga güzel yazılar okuyup keyif çatanları da düşündük efendim :)) Sizi yalnız bırakacak değildim yaaa... Çok merak edilen ve popüler bir dizinin yorumuyla hepinize baldan tatlı hayırlı bayramlar diliyorum. Çok mutlu olun e mi?


İlişkiler ve kadınları tavlamak konusunda uzman olan Kang Hoon Nam ile görücü usulü ilişki ayarlayan bir ajansta çalışan Jung Eum bir kaç talihsiz rastlantı sonrasında birlikte çalışmak zorunda kalırlar. Karakter olarak tamamen zıt olan bu ikili zamanla birbirlerinden çok şey öğrenip sağlam bir ilişki kurmaya çalışırlar.

Dizinin bir diğer adı da The Undatebles


Dizide Hwang Jung Eum, kendi adında bir karakter olan Yoo Jung Eum'ı canlandırıyor. Hwang Jung Eum, eskilerden beri Kore dizileri izleyenler için önemli bir aktristir. Eskiden kaç kişi vardı ki sonuçta? Can You Hear My Heart, Full House, Secret, Kill Me Heal Me derken her şey çok güzeldi. Sonradan gözüm mü açıldı ne oldu bilmiyorum, Kill Me Heal Me sonrası her dizide aynı karakteri aynı kadını görmeye başladım. Farklı kadınlar yok da hepsi Hwang Jung Eum sanki. Son 4 dizidir aynı karakteri canlandırıyor. Çok sıkıldım. Oyunculuğu kötüleşti mi, hep kötüydü de ben büyüdüm yeni mi anlamaya başladım bilmiyorum. Ama bu diziyi izlemeyenler bu dizideki karakterini anlamak için Lucky Romance, She Was Pretty yada Kill Me Heal Me'yi düşünse yeter öyle diyeyim...

Aynı can sıkıcı çığlıklar, çocuk gibi anırarak ağlamalar, büyük ve manasız mimikler tabiiki de yerinde duruyor. Tam gaz! 

Uzun lafın kısası rahatsız oluyorum. Eskiden çok severken artık sevemiyorum... Ayrıca şu mantar kafasından da sıkıldım artık!


Nam Goong Min için ise tam tersi bir durum geçerli. Eskiden başrollere, romantik komedilere hiç yakıştıramıyordum. Psikopat olsun, kötü olsun diyordum (hala bence o rollerde en iyi, orası ayrı). Ama şimdi bi sempatik, bir sevilesi geliyor gözüme. Ayrıca bana kalırsa oyunculuğunu da gittikçe geliştirdi. Gözüme aşırı girdi anlatamam. Gittikçe daha çok seviyorum.


Çift olarak, bütün sevme ve sevmemeleri bir kenara bırakarak yakıştıklarını söylemem lazım. Yani dizi mıncır mıncır aşk sahneleriyle dolu değil, romantizm taşmıyor, ama yanyana durduklarında bile hoş bir görüntü var.

Bikere (bazı dizilerde söylerim bunu hep) olgun oyuncuların verdiği bir göz dolgunluğu var. Son yıllarda hep 20'lerinde yeni çıkış yapmış ergen oyuncuların dizilerine maruz kaldığımızdan, böyle görüntüler ister istemez insanın hoşuna gidip anlamsız bir güven duygusu veriyor. Şöyle ki: ben bu kadını 10 yıldır takip ediyorum, ve sevsem de sevmesem de dizileri hep güzel, bundan eminim. Adam da keza aynı şekilde. Piyasada bi kaliteleri var ve dizinin de o çizgide mükemmel olmasa bile tatmin edici olacağından eminim. 

Gerçekten de eskiden beri bildiğimiz, tanıdığımız ve izlediğimiz oyuncuların olduğu yapımları izlemek başka bir zevk vermiyor mu sizce de?


Ve ikinci adam rolünde cağnım Choi Tae Joon.  Kendisi maalesef henüz esas oğlan olamadı ama olsun yine de seviyoruz onu. Bu dizide Jung Eum'ın 30 yıllık arkadaşı ve onu seven Choi Jun Soo'yu canlandırdı. Dizilerde böyle milyar milyor yıllık arkadaşlar aşklarının geç farkına varıp elden kaçırıyor veya gözünün önündeki mutluluğu bir türlü göremiyor ya çok üzülüyorum. Yazık vallahi...

Benim dizide oyum kesinlikle Junsss'aydı. Yani 30 yıl birbirinin her halini görüp, sevip, katlanıp birbirinin ciğerini bilerek yaşadığın dostluktan dönen bir aşkın; yeni tanıştığın bir adamla her ne biçim bir çekim vb. olsa da, sürdüreceğin aşktan daha kuvvetli olacağına inanıyorum. 30 yıl yaşa bakalım o yeni adamla kolay mı???


Dizide, ajansa kayıtlı ama şimdiye kadar kimseyle buluşmayı kabul etmemiş veya kimsenin istemediği üyelere eş bulmakla ilgili bir hikaye var arka planda. Açıkçası ben bu hikayeyi, ordaki karakterleri, eş bulma aşamalarını izlemeyi daha çok sevdim. Dizinin diğer adı olan "The Undatebles" da ordan geliyor zaten. 
Dizinin Korece adı olan 훈남정음 (HoonnamJungeum) da hem Kang Hoon Nam'ın dergide yazdığı köşenin adı hem de karakterlerimizin isimleri olan 훈남(Hoon Nam) ve 정음(Jung Eum)'a gönderme. 
Dizinin İngilizce isminde Handsome Guy and Jung Eum demesi ise 훈남(Hoon Nam)'ın Korece anlamının gerçekten de Handsome Guy (yakışıklı adam) olması.

Böyle bir takım karışık açıklamalar, becerebildiysem...


Aklımda kalan bazı şeylerden bahsedersem:
  • Aşık olunca direk arkadaşını unutan, merak etmeyen, özlemeyen Jung Eum'a gıcık oldum. Zaten çocuğu da nerdeyse dizinin ortasında diziden çıkardılar. Yok oluverdi. Garip oldu.
  • Aralarındaki aşkın gelişmesi çok hızlı oldu, mantığa oturtamadım. O kadar aşka 'pehh' diyen adam nasıl BİRDEN BİRE şapşal aşığa döndü? O ivmeyi iyi veremediler bence.
  • Yahu bu kız pis midir, temizlik hiç bi yapmıyodur nedir ne kadar zaman sonra o minnacık kalbi yerde buldu? İyyyyyyy (nelere takıyosun allasen sen Melly!)
  • Oz Büyücüsü bebeklerine bayıldım! Ben de istiyorum. Ama en son adamın bütün oyuncaklarını satmasına içim acıdı vallahi. Gördüğüm en güzel sanat galerilerinden birisiydi orası halbuki.
  • Hoon Nam'ın Jung Eum'ın babasıyla tanışmadan önce prova yaptığı sahne ve babasına kendisini sevdirmeye çalıştığı sahneler MÜKEMMELDİ!
  • Dizinin sonunda birleştirdikleri tüm çiftlerin nasıl olduğunu bi göstersinler isterdim. Aklım kaldı onlarda.
  • Bir de her bölümün sonunda verilen aşk şuna benzer, aşk böyledir şöyledir şeklindeki benzetmeli özlü sözümsü şeyleri hiç beğenmedim, çoğunu da zaten izlemedim kapattım.


Dizi genel olarak şahaneydi diyemem. Hatta sanıyorum ki oldukça olumsuz yorum da almış. Ama bence tatmin ediciydi. Entrikalar, kötü adamlar efendime söyliyim olaylarrr olaylarrrr olmadığından alt çizgide giden, hafif komedi unsurlu bir romantik ilişki hikayesi diyelim. Kadro çok güzel bi kere. İzlemezsem aklımda kalır denilenlerden. Ufak bir şans vermekten zarar gelmez diye düşünüyorum^^

Ayrıca şu dizilerdeki çocukluğunu yaşayamamış, geçmişinde dram olup açılmayı bekleyen, bi bisiklete bindi diye kıza aşık oluveren yaralı erkeklerden bana da bulun lütfen. 
Çok mutlu edicem söz!
.
.
.
İYİ BAYRAMLAR <3<3<3



14 Ağustos 2018 Salı

Kore Kozmetikleri, Hayat Tarzımı Değiştirmek

Bir süredir blogumu takip edenler her sene yayınladığım bu yılın en iyi bilmemkaç dizisi, filmi yazı serisine bu sene Kore Kozmetiği başlığını eklemediğimi fark etmişlerdir. 

Yaklaşık 1 yıldır tüm kozmetik tüketimimi cruelty free olarak düzenledim, organik ürünlere yönelip hayat tarzımı değiştirmeye çalışıyorum ve inanın bu beni psikolojik olarak çok rahatlattı. Bir ruj ne kadar vazgeçilmez olabilir ki bir hayvanın eziyet çekmesini göze alalım?


Cruelty free, hayvanlar üzerinde laboratuvar testi yapmadan üretim yapan markalara verilen bir damga. Leaping Bunny adı verilen zıplayan tatlış bir tavşan logosunu gördüğünüzde anlayabilirsiniz o markanın cruelty free olduğunu. 

Bunun ötesi ise vegan ürünler kullanmak ki ben daha o seviyeye geçemedim. Anlayacağınız üzere içerisinde hiç hayvansal ürün barındırmayan markalar vegan oluyor. Kendi içimde o disiplini yaratıp beslenme düzeni olarak da vejetaryen yada vegan olmayı inanın çok isterdim. Ama maalesef o kadar koca yürekli değilim henüz. Halbuki felsefi olarak inandığım her şeye uygunlar. Ama şu nefis yok mu şu nefis! Bizi insanlıktan çıkaran şey o aslında.

Peki yerken cruelty free değil de yüzüne sürerken mi curelty free Melly? 
Evet. Çünkü işin neresinden tutsam kardır bence. 

Neyse...


Öncelikle belirtmeliyim ki, stoklu ve toplu alışverişler yapmış olduğumdan elimde hala Kore ürünleri dolu. İsraftan hoşlanmayan, onları almak isteyip de alamayan birçok kişi olduğunu düşünen birisi olarak o ürünleri atmak aklımın ucundan bile geçmiyor. Vermek? Belki. Ama iyi paralar vermişim zamanında, çok da severek kullandığım ürünler, bitene kadar kullanmayı düşünüyorum. Zaten 1 seneyi aşkındır Kore veya diğer ürünler olsun cruelty free olmayan ürün almadım! HİÇ!


Neden Kore kozmetiğinden özellikle bahsediyorum? 

Çünkü Kore ürünleri, cildimle ilgili ciddi sorunlar yaşayıp büyük paralar döktüğüm bir dönemde çok daha bütçeme uygun ürünlerle hayatımı değiştirdi. Cildimde harikalar yarattı. Benim için çok önemlilerdi ve asla ama asla bir gün Kore ürünü almayı bırakacağımı düşünmezdim. Ancak Kore markalarının çoğu Çin'de satılıyor ve Çin'de satılan ürünlerde hayvanlar üzerinde test yapılmış olma şartı var. Yani herhangi bir marka Çin'de satıyorsa bilin ki hayvanları deney aracı olarak kullanıyor. Çin'de satmayan Kore markası yok denecek kadar az, onları da ülkemizde bulmak epey zor veya çok pahalılar. Yani Kore ürünleri maalesef ki yeni hayat tarzıma uymuyor. 

Ayrıca Kore ile bu kadar ilgili olan birisinin Kore ürünlerini bırakmaya çalışması çok üzücü 
-_-

Cruelty free düzene geçmek inanın çok zor. Şöyle zor; yani azcık böyle iki makyaj malzemesi alayım diyen, Gratis, Watsons gezmeyi seven bir kadın olarak her gün birbirinden yeni ve güzel ürünler çıkaran Maybelline, Loreal gibi markaları es geçmek, dahası Watsons ve Gratis gibi bütçeye zarar vermeyen mağazalarda cruelty free ürünler bulmak çok zor, var ama kısıtlı. 

Peki ben ne yapıyorum?

Makyaj malzemem çok sayılıdır zaten ama içlerinde bir iki cruelty free olmayan ruj felan da duruyor, bitecekler elbet bir gün. Yeni bir şeye ihtiyaç duyduğumda Essence, Wet'n Wild yada Nyx'ten aldım şimdiye kadar. Onların dışında bildiğim tüm cruelty free markalar çok pahalı çünkü. Fondöten kullanmıyorum zaten, BB kremciyim. Maalesef ki elimdeki tüm BB kremler Kore markası ve biterse ne yaparım bilemiyorum şu an -_-


Cilt bakımına gelince, dediğim gibi elimde henüz Kore ürünleri dolu. Onlar bitmeyi bekliyor. Bütçeme uyan organik ürünler yapan markaları da gözlüyorum ara sıra. Onun dışında daha önce gül suyu ve avokado yağı kullanarak yaptığım ve bana ilaç gibi gelen cilt bakımı rutinlerimi sanırım bir yerlerde yazmıştım. Yazdım di mi? Sonra buna cadı fındığı vb. eklendi derken ben gittikçe organik yağlarla, aromaterapiyle ilgilenen birisi oldum. Elimdeki cruelty free olmayan ürünleri bitirmeye çalışırken bir yandan da çeşitli organik ürün kombinasyonları konusunda denemeler yapıp kendimce formülasyonlar ürettim. Tabii ki internette hazır var olan kombinasyonlardan da faydalanıyorum. Şu an bunlarla uğraşmak inanın terapi gibi benim için.

Peki bu durum benim hayatımda neler değiştirdi? 

Bi kere ürün skalam o kadar azaldı ki, daha seçici, daha minimalist, tasarruf yapan bir insana döndüm. Bayram indirimi, anneler günü indirimi cart indirimi curt indirimi sırasında ne kadar az para harcadığımı tahmin de edersiniz ^^ Organik ürünlerle, esanslar, yağlarla uğraşmak gibi yeni ve kendimi geliştirebileceğim bir hobi edindim. Aldığınız ürünlerle şişelerce, ŞİŞELERCE! farklı ve yeni ürün elde edebiliyorsunuz ki bu ne kadar hesaplı bir şey anlatamam size. Aldığım veya yaptığım ürünlerin içerisindeki gereksiz kimyasallardan eskisi kadar endişe etmiyorum. 
Hepsinden öte sadece tüketici olunan bir yaşam tarzından uzaklaşmışım gibi geliyor ki bu beni çok mutlu ediyor.Daha güzel bir dünya bırakmak için bir adım daha atmış olmak ne kadar güzel bir şey düşünsenize...


'Bir adım daha' dedim çünkü dediğim gibi istediğim şekilde vegan veya vejetaryen olacak kadar iradeli ve koca yürekli değilsem de kendimce yaptığım bir şeyler var. Bunları yazıyorum ki belki size de bir ilham olur çünkü çooooooook küçük, basit ama anlamlı adımlar.
  1. İki seneden fazladır mümkün mertebe hiç poşet kullanmıyorum. Çantamda devamlı file ve alışveriş çantası taşıyorum ki doğaya bir atık plastik parçası daha bırakmak zorunda olmayayım. Son zamanlarda moda olup milyar milyor liraya satılan file çantalar gözünüzü korkutmasın ben Tahtakale'den 5 tl'ye alıyorum. 
  2. Lise zamanlarımda aktif bir Greenpeace gönüllüsüydüm. O zamanlardan beri deodorant kullanmışlığım yok. Mumları, roll-on ları tercih ediyorum. Gaz ürünlerin ozona ne kadar zararlı olduğundan haberiniz var mı?
  3. Pilleri asla ama asla çöpe atmam!!! İsterse aylarca vaktim olmasın, ne kadar çok pil çöpü çıkıyor sanki, kenarda biriktirir sonra gözüme kestirdiğim yakın bir yere ilk fırsatta atarım. Pil ne kadarcık şey, birikirken yer bile kaplamıyor.
  4. Son yıllarda sokağımıza cam geri dönüşüm kutusu geldiğinden cam ürünleri de biriktiriyorum. Sokakta olduğundan atmak kolay oluyor. Ama açıkçası ondan önce böyle bir alışkanlığım yoktu maalesef. 
  5. Evden çıkarken her zaman yanıma bir termosla su alıyorum. Pet şişe sulardan tüketmek istemiyorum. Ama maalesef bazen çok sıcak günlerde suyum bitiyor ve ben yine su almak zorunda kalıyorum. İşte o zaman da o şişeyi eve getirip hijyen ve sağlık sınırlarını zorlamayacak bir süre boyunca suluk olarak kullanıyorum. Sonra atıyorum.
  6. Asla asla asla ama asla hiçbir yere çöp atmam! Bunu burda bir madde olarak söylemek bile utanç verici ama doğada kaybolur diye çekirdek çöplerini falan atanları çok görüyoruz. Sakız, kağıt vb. hiçbirisinin affı yok arkadaşlar. Çöp tenekesi yoksa çantamdaki alışveriş poşetine çöpümü koyar, eve gidene kadar taşırım.
  7. Plastik diş fırçalarını artık kesinlikle kullanmamalıyız. Ben uzun bir süredir otomatik fırça kullanıyorum ama ondan daha da iyisi bambu fırçalar olsa gerek. Plastik fırça alacağınıza rahatlıkla bambu fırça alabilirsiniz bence. (bu madde sonradan aklıma geldi, ekledim^^)

İnanın bana bunlar o kadar başlangıç seviyesinde ve basit adımlar ki... Aranızdan birisi ben şu maddeyi yapamam çünkü şu sebeple diyebilir mi, öyle bir sebep olabilir mi çok merak ediyorum. Öyle bir durum varsa yazın lütfen. 

Bunun evdeki kağıt metal vb. tüm atıkları ayırmak, plastik ambalajlı hiçbir ürünü (gıda, kozmetik, temizlik vb) almamak ve hatta zero waste denilen hiç atık çıkartmayan bir yaşam tarzını benimsemek gibi çok daha ileri, keşke yapabilsek dedirten ve çevreye duyarlı seviyeleri var ki, inşallah bir gün başlayabilirim de size de yazar, anlatırım. 

Umarım size biraz da olsa ilham olur, ufacık yerlerden bile kendinizi, dünyayı değiştirmek için bir adım atabileceğinizi anlar, hayatın ucundan tutarsınız. 

Doğaya, hayvanlara ve tabii ki geleceğinize, kendinize iyi davranın!