''If you want the rainbow, you have to deal with the rain''
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

10 Ağustos 2019 Cumartesi

İzledim: One Spring Night

Size bayram öncesi popüler dizilerden birisinin yorumunu bırakayım da öyle yok olayım ortalardan dedim. Bayram bu yani evde geçireni var, blog okuyanı var, blog okuyup dizi izleyeni var dimi ama ^^

Baş rollerin bile olmadığı böyle kötü bir poster dizi tarihinde görülmedi!
İlişkisi artık bitme noktasına gelen Lee Jung In, beklenmedik bir anda karşısına çıkan Yoo Ji Ho'ya aşık olur ama aşmaları gereken büyük bir engel vardır.


Lee Jung In rolünde Han Ji Min'i izledik. Sempatiklikle ciddiyeti tek bünyede toplayan çok iyi bir oyuncu bence Han Ji Min. Oynadığı dizilere bakınca 2015'den beri izlemediğimi fark ettim de, özletmiş kendini.

Lee Jung In karakterinden şu anda bahsetmek istemiyorum. Az sonra bol bol sövüyor olucam.


Yoo Ji Ho rolünde ise iki gözümün bebeği Jung Hae In vardı. Okuyanlar bilir, Prison Playbook'da kestirmiştim gözüme. Hastasıyım öyle böyle değil. Çok genç göstermesine bakmayın oppa olacak yaşta. Yaşı nice yıllanmış aktörlerle bir olmasına rağmen daha geç ünlü olan ve genç gösterdiği için bebe zannedilenlerden.

Nasıl seviyorum belli değil. Güneşi gülüşüne nasıl sığdırdın dediklerimizden öyle bir gülüyor. Hatta şu an birlikte film çektiği Kim Go Eun kendisi için "Nadir bulunan, 10 milyon dolarlık bir gülüşü var." demiş. Kız anlıyor bu işten.


Yoo Ji Ho rolü karakteri bana dokunan karakterlerden oldu. Tamam dizide gıcık olduğum ne varsa onun da payı var onlarda ama yine de tek başına çocuk yetiştiren bir baba olmanın bu kadar zor olduğunu bilmiyordum Kore'de ve bana gözleriyle hissettirdi yaşadıklarını resmen. 

Diyeceksiniz ki Türkiye'de kolay mı Melly? Türkiye'de de zor elbet. Ama daha kabul görüyor zannediyorum ki. Hele ki modern kesimde, eminim ki kırsalda daha zordur. Bu karakterler modern dünyanın ve tüm serbestliğin ortasında yaşamasına rağmen öyle bir baskı altındalardı ki, ona şaşırdım.


Çift bence çok yakışıyordu. Böyle aralarından ateş fışkırıyor offf şeklinde bir uyum değil de, bakışların, duyguların, mizaçların, gülüşlerin uyumu daha çok. Böyle bir heves olmayan, uzun süreceği belli, masum bir uyum.

Çok sevdim.

Tek sorun bu ikiliye yaşıt diyorlar dizide ama bence Han Ji Min'in Jung Hae In'den büyük olduğu bariz belli. Noona dizisi deseler herkes yer.


Diziyi izlerken devamlı olarak Pretty Noone Who Buys Me Food geldi aklıma. Atmosfer, vibe çok benzer, erkek oyuncu zaten aynı. Sonra öğrendim ki aynı senaristmiş. Açıkçası aynı kişinin benzer dokuda iki dizi yazıp aynı oyuncuyu oynatması garibime gitti. Dahası üst üste Jung Hae In'in bu senaryoları kabul etmesi...

Onu severseniz bunu da seversiniz, bunu severseniz onu da seversiniz durumu var. İkisinde de benzer bir yasak aşk. Ama bence o daha güzeldi. 


Öncelikle diziye her yerde herkes bayılmış. Benim yorumlarımı okuyup da bu ne böyle demeyin. Dizinin senaryosu, oyuncuları her şeyi gerçekten mükemmeldi baştan peşin peşin söyleyeyim. Benim derdim olaylarla, hikayeyle... Karakterlere kızdım ben mevzu o.


Diziye güzel bir aşk hikayesi izleyeceğimi düşünerek başladım, masum olanından. Böyle yani engeller olsa da, yasak aşk olsa da birlikte aşmaya çalıştıkları güzel dizilerden. Dizi güzel de aşktan çok aldatma hikayesi bence.

Lee Jung In'e çok kızdım. Yoo Ji Ho da suçlu elbet ama esas her şeyi yapan Jung In'di. 

Aldatmak için illa tensel temas mı lazım? Kalbi başka birisine aitken, onunla birbirlerine olan ilgilerini belli etmişken, sadece isim koymadılar öpüşmediler diye erkek arkadaşıyla hala görüşmesi doğru mu? Adamcağız orda evlilik planları yapıyor, ilişkimiz bozuluyor nasıl düzeltsem diye beynini parçalıyor, mutsuz, devamlı kızı düşünüyorken; Lee Jung In arkadan sinsi sinsi Joo Ji Ho'yla görüşüp bir yandan da adamdan dürüstçe ayrılamayıp boş boş kavgalar çıkartıyor ilişki bitsin diye. Sırf ikiyüzlülük. 

Adam akıllı karşısına alıp konuşacağına, çocuğun ailesinin kendisini istememesini bahane edip evliliği erteliyor. Zavallım da kız hazır değil zannedip beklerim deyip arkadan kendince evlilik planları yapıyor, ailesini ikna etmeye çalışıp kızdan özür dileyip peşinden koşuyor. Adam o kadar iyi ki hiç şüphelenmeden kızın kendini aldattığı çocukla konuşup, sevgilisiyle olan dertlerini falan anlatıyor. Hayır senin kalbin başkasına aitken niye erteleme yapıyorsun? Sanki evli misin? Ayrıl adam gibi bitsin yani. Bu aldatma değil de ne???

Adam anladı aldatıldığını anca ayrıldı. Bir de utanmaz hala soğuk soğuk kaba bir şekilde telefonda ayrılıyor. Adamı zorla kötü yaptılar. İlk defa kötülük yapan birisiyle empati kurdum, tarafını tuttum. Çok sinirlendim çok! 


Anladığınız üzere dizinin senaryosuyla falan hiçbir sorunum yok. Hatta o kadar iyi ki gerçek gibi hissedip habire sinirlendim karakterlere. Ne zaman ki bir dizide o çok saçmaydı, burası sıkıcıydı, şurasını atladım falan demeyip hikayeye, karakterlerin hareketlerine eleştiri getiriyorsam o dizi gerçek gibi hissettirmiştir, çok iyidir demektir bence.

Yani demem o ki, izleyin!!!

Hangi dinden olursan ol, nasıl kutlarsan kutla, bayram tatildir. İyi bayramlar canım okur^^





31 Temmuz 2019 Çarşamba

İzledim: Perfume


Tam intihar edeceği gün kargo ile aldığı bir parfüm sayesinde birden hayatı değişen ve bu şansı vazgeçtiği hayallerini gerçekleştirmek için kullanmaya karar veren Min Jae Hee'nin hikayesini izliyoruz.


Uyarmalıyım ki dizinin konusu gereği mecburen spoiler veren bir yorum olacak bu.


Başrolde So Yi Do rolünde Shin Sung Rok'u izledik. Uzun zaman sonra hem başrolde hem de kötü olmayan bi rolde izlemek gerçekten çok güzeldi. So Yii Do pek çok takıntısı, korkusu olan; başarısı ve parasıyla kendini beğenmiş yakışıklı bir adam. Aslında Kore dizilerinde gördüğümüz oldukça sıradan bir karakter. Ama bu karakteri farklı yapan romantik yönlerinden ziyade komedik yanıydı. Shin Sung Rok herhangi bir aktörün yaptığı gibi aşık bir adamın yanı sıra oldukça komik bir adamı da nasıl başarıyla yansıtabileceğini gösterdi. Bence gerçekten mükemmeldi.


Başroldeki iki kadından en çok sahnesi olan Min Yae Rin rolündeki Go Won Hee idi. Ben en son E.Waikiki dizisinde oldukça komik bir karakterle izlemiştim ama başroldeki kıza dayanamadığımdan diziyi de tamamlamamıştım. Burda birden başrolde görmek, hele de komik değil daha dramatik bir karakter olarak... Çok şaşırttı beni.

Çok beğendim yada hiç beğenmedim diyemem. Bence tip olarak da oyunculuk olarak da standartların altında kalmayan sıradan bir oyuncu. Ama çok şaşırdığım bir yanı var kesinlikle: bu kızın 25 yaşında olması. Dizide ilk parfümü kullanıp değiştiğinde sadece görüntüsü değişti, güzelleşti falan zannetmiştim, gençliğine döndüğünü asla anlamamıştım. Gerçekten de orta yaşlı bir kadının ağırlığı, mimikler var. Ama gençliğine dönmüş orta yaşlı bir kadını canlandırdığı düşünülürse oldukça başarılıymış sanırım.


Dizinin gizli kahramanı, diğer başrol kadın oyuncusu ise Min Jae Hee rolündeki Ha Jae Sook idi. Bu kadına dair ne desem gerçekten bilemiyorum. İki kere başrolde izledim, ikisinde de şişman ve 'çirkin' kızımızın bir şekilde zayıflayıp güzelleşme hikayesi vardı. Ve bu kadıncağız ikisinde de o güya çirkin olan eski halini canlandırıyordu. Tüm dünyaya özgü bazı güzellik tabular var maalesef ki biliyorum ama bunun Kore'de çok daha katı olduğunun hepimiz farkındayızdır sanırım. Mesela bu kadının başrol olması için illa yerine onun güzel hali olacak ikinci bir kadının varlığını kabul etmek zorunda kalması gibi...Üzüyor beni böyle şeyler. Keşke böyle güzel ve başarılı kadınlar daha çok hak ettiği rollerde oynayabilse.


Gelelim diziyle ilgili şu anda dünyada en çok tartışılan mevzuya. Bu dizide fat-shame yani şişmanlığı ayıplama, kötüleme, utandırma var mı? Bana göre kesinlikle var, ve ben bu konudan çoooook sıkıldım. "Bu şişmanlık, güzellik meselesi değil; bir kadının hayallerinin peşinden gidebilmesini, kendine dair özgüvenini kazanmasını anlatıyor" diye zırvalayanlar olmuş. Kusura bakmayın ama o hikaye hiç de öyle değil. İlk aşkından red yer yemez hemen unutabilen, yeni bir kadına dönüp ilan-ı aşk edebilen sözüm ona 29 yıl aynı kadına aşık olarak yaşamış bir adam var. İlk aşkı fıstık gibi bir kadın olsaydı reddi yer yemez bir hafta içinde diğer kadına dönebilir miydi? Hatta 29 yıldır beklediği kadını bulduğu zaman bile diğerine kapılmaktan kendini alamadı. Bunlar maalesef gerçek aşkın görüntüyle alakası olmadığı tezini tamamen çürütüyor.


Peki çiftin kimyası nasıldı? Çok da havalarda uçuyordu diyemem. Zaten fiziksel sahneler NEDENSE sadece Min Ye Rin ile vardı. Min Jae Hee ile hiçbir romantik sahne yok dizide, asıl sevdiği kadın o olmasına rağmen. Hala fat-shame yok diyenler kaldı mı allaşkına???


Diziye dair söyleyebileceğim çok bir şey yok maalesef. 10 yaşındaki bir çocuğun aşık olduğu kızı 29 yıl beklemesine de asla inanamıyorum. Pek çok dizi bu hikayeyi işliyor ama benim için ejderhalardan daha fantastik bir konu diyebilirim. Hatta bu dizideki şekil değiştirten parfümden bile daha fantastik öyle yani! 

Fazla karalamak istemem çünkü hoşlanmadığım bir senaryo tipi olmasa belki de daha severek izlerdim. Şişman kıza yapılan muamele beni çok irrite ediyor, sadece zayıflayıp sözüm ona güzelleşince mutlu olabilmeleri çok kırıyor kalbimi. Bu yüzden kızgınım bu diziye. Sadece Shin Sung Rok'u severek izledim, o da gerçekten çok komik olduğu için. Dizide eksik olmayan bir şey varsa o da komediydi çünkü. Romantizmden oldukça uzak. Bana kalırsa bu güzelleşme hikayesi sizi etkilemiyorsa severek ve gülerek izleyebilirsiniz, yoksa yanaşmayın boşuna sinirleriniz bozulur. 




9 Temmuz 2019 Salı

İzledim: Her Private Life

Yollarımı gözleyen pek olmasa da burayı kendim için yazdığımı düşünerek kendi kendime hayıflanıyorum şöyle: Nerde bu hayırsız, tembel blogger???

Sonra yine kendi kendime cevap veriyorum. Bayram tatili sonrası bir taşınma telaşı girdi. Ev ara, toparlan yerleş derken o ara bir köpüş sahiplendim. Sahiplenirken huydu cinsti seçmek yok tabi, bana da en manyağı düşmez mi? Uğraş dur Melly şimdi. Her günüm benim manyağa dur, sus diye kızmakla sonra dayanamayıp yercesine sevmekle ve mütemadiyen youtube videoları izleyip onu eğitmeye çalışmakla geçiyor. Tam bir cadı.

Ama sonunda döndüm.Hem de bence sezonun en iddialı dizilerinden birisiyle.


Bir müzede küratörlük yapan Sung Deok Mi, herkesten gizli olarak bir idolün fanatik olarak hayranıdır. Fan sayfalarını yöneten, hiç bir konserini kaçırmayan, paparazi gibi fotoğraflarını çekmek için gittiği her yerde takip eden Deok Mi müzedeki kimliği dışında gizli bir fan hayatı yaşar. Müzenin yeni yöneticisi Ryan Gold ise psikolojik bir sorunu nedeniyle son yıllarda resim yapmayı bırakmış büyük bir sanatçıdır. İkisi tanıştıktan sonra Deok Mi utandığı fanlık hayatını saklarken Ryan Gold ise resim yapamama nedenini çözmeye çalışır.


Park Min Young benim ennnnn sevdiğim kadın oyunculardan birisi. Oynadığı diziler içerisinde kötü olan dizi yok. Nerde adını görsem konusunu okumaya gerek bile olmadan iç rahatlığıyla izliyorum. Seyir kalitesi gerçekten yüksek bir kadın.

Aynı zamanda çok güzel (full estetik olması bunu değiştirmiyor), aşırı güler yüzlü, enerjisi ekrandan inanılmaz geçen ve bütün duyguları hissettiren çok iyi bir oyuncu. Gerçekten bayılıyorum bu kıza. 

Sung Deok Mi karakteri de çok sevdiğim bir karakterdi. Bir kere sanatla iç içe olan bir küratör olarak zerafetinden bahsetmiyorum bile -çoook hoştu- ama onun dışında da kendi ayakları üzerinde duran, devamlı mızmızlanmayan, asla şımarık olmayan, tripsiz, gurursuz olup kendini ezdirmeyen ama aşırı gururla adamı peşinde kuyruk da etmeyen tam tadında lokum gibi bir kadındı gerçekten (yazar şımarık Kore dizisi baş rollerinden ne kadar bıktığını gösteriyor burda).


Kim Jae Wook..... Ahhhhh Kim Jae Wook....
Arkadaşlar bu adam hakkında size ne desem azdır. Ben bu adamın böyle adamakıllı (tercihen romantik komedi) bir dizide başrol oynaması için kaç yıldır bekliyorum biliyor musunuz? Teeeee 2013 yılında Who Are You? dizisindeki yan rolünde hayran kalıp takibe almıştım. Sonra 2017'de Voice dizisinin kadrosunda duyunca heyecanlandım, orda da kötü adam olarak yan roldeydi. Allahı var MÜKEMMEL bir kötü adamdı, oyunculuk, karakter her şey şahaneydi ama yok beklediğim o değil yani. Neticede 6 yıl bekledim ve sonunda muradıma erdim  <3<3<3

Bu adam yan rol oynar, iyi adam olur, kötü adam olur, aşık adam olur, başrol olur... Bu adamdan her şey olur çünkü sadece kabuk değil. Böyle güzel bir oyunculuk yok söyleyeyim ben size. Sevdiğimiz aktrislerle dört gözle beklediğimiz popüler dizilerde başrol oynaması için gerçekten çok çok geç kalındı bile. Artık her sene hatta her sezon bir dizi istiyoruz ben bilmem!


Ryan Gold'u Sung Deok Mi'nin çekip hayran hayran izlediği fotoğrafa bakarak yazmak istedim size. Hayran hayran bakılmayacak gibi değil ki bu adam da!

Küçüklükten travması olan ve bir gün gördüğü bir resimle o travması tetiklenip resim yapamaz hale gelen büyük bir sanatçı. Çok karizmatik, kendinden emin, adalet duygusu aşırı yüksek.. Gülünce dünyada çiçekler açan bir adam, böyle bir gülümseme yok. O soğuk ve güvenmeyi bilmeyen adamın yavaş yavaş sevmeyi öğrenmesi ve deli gibi sevmesini (hem de öyle güzel sevdi ki) izlemek çok güzeldi.


Çiftle ilgili ilk şunu söylemek istiyorum:
Buralar böyyyyle hep yandı!!!

En sevdiğim şey 20'lerinden çıkmış yetişkinlerin olgun aşk hikayelerini izlemek bilirsiniz. Bir de dizi tvN gibi bir kanalda olunca. Offf fena tutuştuk. Böyle sadece olsun diye konulmamış, yerine cuk oturan aşk dolu öpüşme sahneleri, birbirinden güzel romantik sahneler... İkilinin kimyası aldı başını gitti. Zaten kamera arkası görüntüleri bir izleyin, sahne nerde bitti nerde başladı, kamera hala kayıtta mı anlayamıyorsunuz. Bunlar hep samimi!

Peki aralarında bir şey olur mu? Henüz dedikodu duymadım ama aralarında zilyar zilyon yaş farkı olan çiftlerdense çok daha uygunlar bence, 3 yaş. Kimya desen wooofffff, sahne arkası uyumları anlaşmaları da almış başını gitmiş. Bence olur mu olur!


Dizinin çok güzel bir yan kadrosu vardı. Aile kadrosu yıkılıyordu. Ofis desen öyle. Ama şu idol Cha Shi An rolündeki çocuğu anlamadım. Buraya fotosunu bile koymayacağım yani sinir oldum. Böyle rol yapamayan her sahnede gözlerini açıp şaşkın şaşkın bakan anlamsız birisiydi. Gerçi sonra gerçekte de bir grupta idol olduğunu ve birkaç dizide daha oynadığını anladım. Ama ben yine de sevemedim.

Bu arada fotosu gelmişken söyleyeyim. Bu yıllardır yanında olan, kızı en iyi tanıyan, en çok destek olan ve en çok seven en yakın arkadaşının kızı başkasına kaptırması hikayesine çok üzülüyorum. Burda da canım Nam Eun Gi'ye yazık oldu öyle. Ama bir yandan da sinirleniyorum yıllardır aklın nerdeydi illa birisinin gelip kızın değerini senden önce anlayıp seni kıskandırması mı gerekiyordu diye! Böyle karışık duygular...


Diziye haftasonu başladım ve 2 günde hoop bitirdim. İnanılmaz akıcı ve eğlenceliydi. Atlamamı gerektiren, sıkan, uzayan tek bir kısmı bile yoktu gerçekten.

Oyuncular ne olsa izletecek cinsten zaten tamam kabul ama senaryo, kostümler, casting her şey tam yerine oturmuştu bence. 


Geçen sefer Romance is a Bonus Book'u yazarken 'Kitap yayın şirketinde geçen bir diziyi izlemek beni çok etkiledi, mutlu etti kitapları sevdiğim için' demiştim. Şimdi de aynı duyguları yaşadım.

Sanat galerisinde geçen bir diziyi izlemek beni çok mutlu etti, huzur verdi izlerken. Hatta daha fazla resmin hikayesi olsa, daha fazla ressam hikayesi olsa daha da mutlu olurdum. Dizide büyük sergi için bir yazardan, en yakın arkadaşı olan fotoğrafçının eserlerini isterken güzel bir hikaye vardı mesela. Sergiye toplanan her eser için böyle ufak ufak hikayeler koysalardı çok hoşuma giderdi izlemek. Diziyi sevdim ya, daha da çok severdim öyle.

Ressam Lee Sol'ün resimlerinden öyle etkilendim ki bulursam birisini bastırıp odama asasım var bile.


Sadece, dizinin aslında ana konusu olan, Sung Deok Mi'nin bu fanatik hayranlık hayatındaki bazı noktalar battı bana izlerken. Hem işleniş şekli daha eğlenceli olabilirdi hem de yer yer kopukluklar vardı sanki. Aslında bu konu hiç olmasa daha iyiydi dicem ama dizinin adı bu konu üzerine koyulmuş o da ayrı yani hihihi^^

Bir de böyle cillop bir diziye kötü diyemesem de dizinin enerjisinden oldukça aşağıda kalan vasat bir son yapmışlar tabii ki. Ama malum Kore dizilerinin laneti bu. Senaristler son yazamıyor. O yüzden bu sona da şükrederek kapattım diziyi^^


Uzun lafın kısası, izlerken çok sevdiğimiz, her zaman olsa da izlesek diye beklediğimiz klasik bir romantik komedi dizisi Her Private Life. Ama güzel bir farkla: mükemmel bir başrol kombinasyonu!

Can sıkma ihtimali yok, üzmez, kırmaz. Her şekilde gideri var. Ya çok seveni olur yani yada çooooooooook seveni. İçiniz rahat izleyin derim.




18 Mayıs 2019 Cumartesi

İzledim: Touch Your Heart

Çok dizi izledim, izleyeli çok da zaman geçti ama yazamıyorum. İşim başımdan aşkın. Umarım bir an önce daha çok vakit ayırabilirim buralara.


Bir skandal yüzünden kariyeri mahvolan ünlü oyuncu Oh Jin Shim'in yıllar sonra karşısına bir fırsat çıkar. Çok beğenerek okuduğu senaryonun dizisinde yer alabilmesi için tek bir şart vardır: gerçek bir avukatın yanında 3 ay çalışarak deneyim edinmesi. Burnu havada Oh Jin Shim en az kendi kadar burnu havada olan ve onun ünlü olmasıyla hiç ilgilenmeyen avukat Kwon Jung Rok ile çalışmak zorunda kalır.


Oh Jin Shim rolünde Yoo In Na'yı izledik. Biraz estetik harikası olsa da gerçekten harika bir kadın ya, çok güzel yani. İnsanın baktıkça bakası geliyor. 

Burda kötü rol yapan bir oyuncu rolündeydi, ve çok iyi canlandırdı karakterini. Oh Jin Shim'in kötü oyunculuk yaptığı sahneleri çok iyi oynamıştı yani kötü oyunculuğu iyi oynadı hahaha. Anladınız siz bu durumu dimi^^


Kwon Jung Rok rolünde ise canımız ciğerimiz Lee Dong Wook vardı. Herkesin kalbine Goblin ile giren bu adam benim çok uzun zamandır sevdiğim bir oyuncu. Çok kemikli, erkeksi hatları var tam benlik. Ayrıca ister soğuk ister şebek istediği hale girebiliyor.

Ama sanırım sert yüz hatları, kalın kaşları ve uzun boyu yüzünden hep ciddi ve soğuk karakterleri veriyorlar ona. Keza bu dizideki rolü de öyleydi. Halbuki azıcık variety showları yada kamera arkalarını izlerseniz göreceksiniz ki gerçekten çok sempatik, şakacı ve güler yüzlü bir adam. 


Çift olarak bu ikisinin kimyasına laf etmek bize düşmemiş heralde. Goblin'de öyle bir kimyaları vardı ki kendi dizilerini yaptılar. Gerçekten inanılmaz bir uyumları ve gözle görülür çekimleri var. Çok yakıştırıyorum ne kadar bahsetsem az.

Amaaaaaa....

Goblin çiftinin büyüsü kaçtı gibi oldu, üzdü beni. Hani bazı karakterler veya bazı çiftler bir dizideki haliyle hafızanızda kalır da dizi bitse bile sanki paralel evrende onlar hala birlikteler, yaşıyorlar, bir şeyler yapıyorlar gibi gelir ya insana, Goblin de o büyüyü yaşatan dizilerden birisiydi. Orda yaşattığım çifti farklı karakterlerle bile olsa başka bir atmosferde görmek azıcık koydu bana. Gerçi orda da dizinin sonunda bir sonraki hayatlarına bir dizi setindeydiler ve kız oyuncuydu ama olsun. Ben bazı şeylerin büyüsünün bozulmamasını istiyorum.

Mesela IU ve Lee Joon Gi başka dizi çekseler fena bozulurum çünkü benim için paralel evrende biyerlerde Wang So ve Hae Soo kavuştu. Aksini iddia edene fena takarım ona göre!


Dizi daha ilk dakikadan Descendants of the Sun göndermeli şöyle mükemmel bir sahneyle başlayarak gönülleri fethediyor zaten. Bir de üstüne bu sahnelerde Jang Ki Yong gibi bir afet vardı.

Bakar mısınız karizmaya???


Sonrasında diziye kaptırıp gidiyorsunuz. Bölümler ne zaman başladı ne zaman bitti anlaşılmıyor. 
Goblin çiftinin büyüsü kaçtı diye zannetmeyin ki bu çiftin kendine ait bir büyüsü yok. Başlarda Goblin çiftinin etkisinden çıkamayacağım için bunlara alışamayacağımı ve kendimi diziye kaptıramayacağımı düşündüm ama 3 bölüm civarında çoktan yok olmuştu o hisler. 


Bu arada dizide sürekli olarak bir dizi çekiminde başrol oynayan iki kişinin aşk yaşaması üzerine konular dönüyordu. Biri güzel biri yakışıklı iki insan bu kadar birlikte zaman geçirip, öpüşme sahneleri yapıp nasıl aşk yaşamaz diyordu birileri. Merak ediyorum iki dizi ve iki aşk hikayesi sonrası bu ikilinin arasında da bir şeyler oldu mu, kıvılcımlar var mı?

3 ay sonra Song Song couple gibi 'merhaba biz evleniyoruz' diye çıkarlarsa fena bozulurum -_-


Bu arada devamlı çiftten bahsedip onların fotolarını koyuyorum diye sanmayın ki dizinin tek albenisi bu. Mükemmel bir yan kadro var dizide. aşırı komik bir ofis ekibi, çok güzel çiftler. Senaryo, oyuncular, karakterler her şey çok güzeldi gerçekten.

Sadece bir noktada pek anlam vermediğim bir stalker olayı oldu, sanki biraz daha uzamalıydı o kadar geçmiş hikayesine göre çok havada kaldı işlenmedi gibi geldi bana ama bunu da görmezden geliyorum, gülün dikeni diyorum.

Çok gülerek ve çok severek izlediğim yan kadronun hatrına onların da olduğu bir posterle yazımı kapatıyorum. Umarım çok zaman geçmeden diğer dizileri de yazabilirim. Çok güzel şeyler geliyor beklemede kalın^^








10 Mayıs 2019 Cuma

İzledim: Romance is a Bonus Book Dizi Yorumu


Cha Eun Ho ve Kang Dani 20 yıllık dostlukları ve abla-kardeş ilişkileri olan ayrılmaz bir ikilidir. Son yıllarda Kang Dani'nin hayatında her şeyin ters gitmesi ve Eun Ho'nun şirketinde işe başlamasıyla birlikte Dani'nin gözleri Eun Ho'nun duygularına ve kendi duygularına karşı açılmaya başlar. 


Sonunda ben de izledim!!!

Kang Dani rolünde Lee Na Young'u izledik. 9 yıl sonra ilk dizisini çekmiş bu kadın. Benim de izlediğim ilk dizisi. Hakkında sadece Won Bin'le evlenen şanslı kadın olduğunu biliyordum şimdiye kadar. Sadece şanslı olmadığını iyi de bir oyuncu olduğunu öğrenmiş oldum böylece.

Dani çok bizden, çok içimizden bir kadın aslında. Evlenip çocuk yapınca kariyerini zirvede bırakıp ev hanımı olmuş. Yemek, temizlik, çocuk bakmak derken kendini ailesine adamış ama sonuç? Kocası aldatıyor ve kadın ortada kalıyor. Evsiz, parasız, işsiz... 7 sene ara verdiği kariyerine dönmek de hiç kolay olmıyor. Yaşı çok büyük, sektör çok değişmiş, rekabet çok... Bu hikaye size de tanıdık gelmedi mi? Her kadının başına gelen bir şey değil mi? Çok dokundu bana Dani'nin hayatı. Bunları yaşamış olmasam da çok rahat empati yaptım ve hayatın peşini bırakmayan, sıkı sıkı tutunup çabalayan bu kadınla gurur duydum izlerken.

Özellikle bir sahne vardı ki... Dani'ye şimdiye kadar herkes birisinin annesi, birisinin karısı, pardon, hey, bakar mısınız diye seslenmiş. İşe girdikten sonra 'insanlar beni ismimle çağırıyor' diye oturup mutluluktan ağladı. Nasıl duygulandım izlerken anlatamam size... 
Kadın olmak gerçekten çok zor...


Cha Eun Ho rolünde ise Lee Jong Suk vardı. 

Lee Jong Suk hep aynı Lee Jong Suk. Nereye girse, nerde oynasa pançak pançak enerjisiyle aydınlatıyor olduğu yeri. İzlerken öyle bir kaptırıyorum ki kendimi ses tonuna, beyaz tenine, kalın dudaklarına. Ama sanmayın ki tipiyle işi yürüten birisi, mükemmel de bir oyuncu. Ciddi halleri, şapşiriklikleri, ağlama sahneleri... Hepsi gerçekten kusursuzdu. 

Eun Ho yıllarca uzaktan seven, sevdiği kadın tökezlerse her an tutmaya hazır bir gölge gibi takip eden mükemmel bir adamdı. Aynı zamanda vicdanlı bir evlat, aynı zamanda başarılı bir editör ve yazar. 4-4'lük erkek böyle bir şey olsa gerek.


Ama hepsinden öte, defalarca izlemeye değer mükemmel mükemmel mükemmel bir aşıktı. Daha sevimlisi zor bulunur sanırım^^


Noona konulu (kadındın erkekten yaşya büyük olduğu) dizilerde doğru kimyayı bulmanın çok kolay olmadığını düşünüyorum ki bunu en son Park Bo Gum ve Song Hye Kyo'nun Encounter dizisinde görmüştük (çok kötüydü). Ama burda çoooook güzel bir kimya vardı ikili arasında.

Bu ikili 'arkadaş'ken de zaten bir ilişki içindeydiler.  Devamlı date yapıyorlar, el ele tutuşup sarılıyorlardı. Devamlı birlikte gezip tozan bu aşırı samimi çiftin sevgililik evresine geçişini izlemek o yüzden aşırı doğal ve kolay oldu. Kimyaları çok uyan birbirlerine çok yakışan bir çiftti ama ben bunda büyük payın Lee Jong Suk'a ait olduğunu düşünüyorum. Hem gerçekten çok iyi bir oyuncu, hem çok iyi 'aşık adam' oynuyor hem de şimdiye kadar uyum sağlayamadığı bir aktris de görmedim zaten.


Dizide olayların çok da aşk üçgenine dönmeden son bulduğu ikinci erkek ve ikinci kızımız var. Her ikisi de çok sevilecek tiplerdi önce onu söylemeliyim. 

Özellikle ikinci erkeği izlerken çok imrendim. Güler yüzlü, yardımsever, hem sanattan hem edebiyattan anlayan en önemlisi de birlikte oturup kitap okuyabileceğim ve sonra da kitap konuşabileceğim bir erkek arkadaş... Gerçekten hayal gibi. Ama sonralardan bu çocuğun biraz 'herkese mavi boncuk dağıtan' tipte birisi olduğunu farkettim ve aynı hızla soğudum. En sevmediğim erkek tipidir açıkçası. Kadınlara nazik olma ayağıyla herkese kayan, duyguları dengesiz tipleri gerçekte de hiç sevmem, dizilerde de. 
Kızda da aşırı yapışık olma, boşta kalamama, her beğendiği erkeğe kuyruk olup peşinden ayrılmama durumu vardı sinirimi bozan. 'Aşkta gurur olmaz' savını maalesef anlayamıyorum ve gurursuz kadınlara tahammül edemiyorum.

Her şeyden öte iki tatlı karakterdi ama sonunda en sevmediğim şey oldu. Başrollerimizden hoşlanan ikinci kız ve erkeğin dizinin sonunda birlikte olması ennnnnnnnnnnnn katlanamadığım son şekli. 'Aman kimse boşta kalmasın' mantığını hiç sevemiyorum. Burda da öyle oldu maalesef.


Diziyle ilgili anlatmak istediğim o kadar güzel şey, paylaşmak istediğim o kadar güzel fotoğraflar var ki nerden başlasam nasıl özetlesem bilemiyorum gerçekten. Yazarken dengesizleşirsem kusuruma bakmayın lütfen. 
Çooook beğenerek, hiç sıkılmadan ve lütfen bitmesin diyerek izledim çünkü.


Öncelikle dizide mükemmel bir kadro vardı. Tüm yan roller, özellikle ofis ekibi bir şahaneydi. Hele de kurucu üyeler... İzlediğimiz Eun Ho-Dani aşkının yanında ofisteki herkesin de ayrı birer hikayesi vardı. Hepsinin hayatla kendine ait bir savaşı, birbirleriyle olan komik diyalogları... 
En çok da toplantı salonu sahnelerini izlemek  çok eğlenceliydi.


Eun Ho'nun mantığının ve duygularının iki farklı karakter olarak konuştuğu sahneler de aşırı güzel ve eğlenceliydi. Hatta keşke daha fazla olsaydı dedim.


Sonra çekim mekanları süperdi. Eun Ho'nun evi, buluştukları tüm restoran ve kafeler görsel olarak çok iyiydi, amaaa en mükemmeli tabiiki de ofisti. İçinde kocaman bir kütüphanesi olan görseli şahane, geniş ve birbirinden güzel insanlarla dolu bir ofis...

Bu diziyi daha gençken izleseydim bir yayın şirketinde çalışmaya özenirdim eminim ki.


Bir de hiçbir zaman bahsetmem ve çok da ilgimi çekmez ama burda söylemem lazım ki dizinin müzikleri de çok güzeldi. Dizi müzikleri nedense çok iyi veya çok kötü ve rahatsız edici olmadığı sürece ilgimi çeken bir kategori değildir. Ama bu dizide gerçekten güzel şarkılar vardı ve sonradan açıp sountrackini dinlettirdi bana. Özellikle kulağı hassas olanlar için güzel bir artı bence.


Mükemmel bir kadro, çok iyi mekanlar ve güzel müzikler. Geriye ne kaldı? Senaryo...
Senaryoya gerçekten laf edemeyeceğim bu sefer.

Komedinin, dramın, aşkın çok iyi bir dengesi kurulmuştu. Ön planda güzel bir aşk hikayesi izlerken arkada farklı karakterlerin hayatlarını izledik. Çok güldük, çok duygulandık, aşkı izlerken de yüzümüze kocaman gülümsemeler oturdu. 
Bir de kitapların hikayesi vardı ki... Sanırım en güzeli de oydu.


Kitapların yazımından okuyucu eline ulaşıncaya kadar geçen macerasının çok duygusal bir anlatımı vardı, beni çok etkiledi bu hikaye. Bahsetmek istediğim çok şey var bu konuda:

  • Kitaplarla arasında çok özel bir ilişki olan birisi olarak söylüyorum, kitapların geri dönüşüm sahnesi beni gerçekten ağlattı. Mükemmel bir sahneydi.
  • Kitapçıdaki hasarlı, yamulmuş, yıpranmış kitapları 'Ben almazsam kimse almaz ve bu kitaplar geri dönüşüme gider.' diye almaları çok güzeldi. Bundan sonra kitapçı gezerken hasarlı kitaplara farklı bir gözle bakacağım sanırım.
  • Bir bölümde kitapçıda kitap bakan insanlardan bir kesit verdiler. Bazıları kitapları almayacakları halde sayfasını kıvırıyor, omurgasını kırıyor, paketliyse pakedini açıyor yada üzerine birşey döküyordu. Yine insanların kitaplara değer vermeyişini gösteren, izlemesi çok üzücü olan sahnelerden birisiydi.
  • Para kazandırmıyor, satılamıyor diye şiir kitaplarının basılamaması, insanların şiirleri artık okumaması ve şiirin ölmesiyle ilgili kısım çok içime oturdu. Eskisi kadar şiir okumayan birisi olarak tekrardan şiire ağırlık vermeye karar verdim.
  • Ek iş yapan, fakir ve şiir yazmaktan vazgeçen yetenekli şairlerin üzücü hayatını hatırlamak bile istemiyorum...
  • Bir bölümde Dani kitaplarla ilgili kötü bir şeyi yapmak istemediğini söylüyor. Ona nedeni sorulunca da 'ağaçlara karşı üzgün olduğum için, kağıtlara yazık olduğu için' diyor. Çok güzel bir cümle ve mükemmel bir sebep değil mi?
  • Son olarak da her bölümün sonunda çıkan bir kitaptan alıntıymış gibi olan (öyle mi bilemiyorum) yazılar çok güzeldi. Hepsi insanı düşündüren, yüzünü güldüren yada kalbinde bir iz bırakan yazılardı.


Sonuç olarak dizi bittiğinde mükemmel bir dizinin bırakabileceği bütün izleri bıraktı bende. Tüm aşklarıyla, arkadaşlıklarıyla, komedisiyle etkiledi beni. Ama en çok da kitaplarla ilgili anlattığı  hikayeleriyle.

Keşke dedim bu bir Türk dizisi olsaydı de dizide geçen bütün kitapları alıp okuyabilseydim. O zaman daha tamamlanmış hissederdim sanırım kendimi.

Bu yazımı sadece diziyi izleyenlerin anlayabileceği ve benim çoooook sevdiğim bir şekilde kapatmak istiyorum.

Sevgili okurum, ay çok güzel.