''If you want the rainbow, you have to deal with the rain''
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

29 Aralık 2020 Salı

2020'nin En İyi Kore Dizileri

 Geldi mi yılın en beklenen yazısı? Vallahi "üzerimdekini çok sorduğunuz için link bırakıyorum yukarı kaydırın" diye yalan söyleyen instagram fenomenleri gibi değilim, samimi olarak söylüyorum ki çok soran oldu bu yazıyı son 1-2 haftada, ben bile şaşırdım. 

Senenin başında ve sonunda aşşşşşşşırı dizi izledim, ortasında ise hiiç izlemediğim bir duraklama devri yaşadım. Dolayısıyla listemde olan ama maalesef yetiştiremediğim, belki de başkalarının en iyiler listesinde görmüş olabileceğiniz bikaç dizi var: Record of Youth, Itaewon Class, Do Do Sol Sol La La Sol, Start Up gibi gibi... Çok iyi denilen bu dizileri, ilgimi fazla çekmediği için hep erteledim ve sonunda da yetişmedi aferin bana. Ama olsundu, zaten listeye epey güzel diziler girdi bile, yeter.


Yine geleneksel olarak geçen senelerin yazılarının linklerini bırakarak bu senenin listesine geçiyorum:

2019'un En İyi Kore Dizileri

2017'un En İyi Kore Dizileri

2016'un En İyi Kore Dizileri

2015'un En İyi Kore Dizileri

2014'un En İyi Kore Dizileri


Dizileri yazarken beğenme sırasına göre yazmadığımı belirtmek isterim.


1) PYSCHO BUT IT'S OKAY


Bu senenin fırtınalar kopartan, yeri yerinden oynatan dizisi. Kim Soo Hyun ve So Ye Ji acayip ses çıkardı, hakları da hani gerçekten çok iyilerdi. Sorunlu ve eksantrik karakterlerin birbirleriyle olan ilişkilerini izlemek gerçekten enteresan bir deneyim oldu. Bi an güldürüp arkasından ağlatan, hemen sonrasında korku filmi havasına girip bi animasyonla olayı toparlayan; adeta roller coaster gibi bir diziydi.  Bu seneki diziler arasında yeni bir nefes olduğunu düşünüyorum, farklı bir havası vardı. 

Dizi yorumum için tıktık


2) HOSPITAL PLAYLIST


Yazısını yazamadım, yazmaya bir türlü elim gitmedi. Neden? Çünkü kelimelerim yetmedi. Çocuklar çoooooook iyi bir dizi, ama öyle böyle değil. Senenin en kaliteli yapımı diyebilirim. Biraz Amerikanvari, klasik Kore tarzını arayanlara uymaz, zaten de Netflix dizisi. Aynı okuldan mezun ve aynı hastanede yaşayan 5 doktor arkadaşın hayatını izliyoruz. Ama böyle olaylar olaylar, entrikalar, kötü adamlar falan değil. Bayaa hayatın içinden dertleri, sorunları, insani ilişkileri, işleri, aşkları her şeyini en organik şekilde izliyoruz. İnanılmaz 5 oyuncu: Jo Jung Suk, Jung Kyung Ho, Kim Dae Myung, Jeon Mi Do ve Yoo Yeon Suk; inanılmaz bir kimya aralarında. Gerçek hayatta da artık çok samimi arkadaş olmuşlar zaten, çünkü insanın olası gelir o kadar iyi ki ortam. Her şey 4-4'lük, zaten o kadar patladı ki 2. sezon da yolda. Ama bu kadar mükemmel dizinin en mükemmel yanı kendisi değil, müzikleri. Mido and Falasol diyorum başka bişey demiyorum. Bilen anladı bilmeyen koşsun videolarını izlesin. Bakın dinlesin demiyorum, izlesin diyorum, işin püf noktası orada^^


3) THE KING: ETERNAL MONARCH


Bu sene benim kişisel zevkime en çok uyan dizi buydu: fantastik-romantik. Paralel evrenler arasında geçen inanılmaz bir aşk hikayesi. Başrollerde iki en sevdiğim oyuncu Lee Min Ho ve Kim Go Eun! Romantik komedilerin süper starları desem yeridir. Özellikle gönüllerin efendisi Lee Min Ho benim kişisel favorim değilken bu dizide kendine hayran bıraktı. Şöyle söyleyeyim, dizi bittikten sonra birkaç gün Lee Gon karakterini rüyamda gördüm, o derece!! Mükemmel bir diziydi ne uzatayım mevzuyu daha. 

Dizi yorumum için tıktık

4) KINGDOM


Sadık okurlarımın 'Bu ne şimdi Melly???' dediklerini duyar gibiyim. Bu tarz diziler normalde asla benlik değil ama genelde erkek kardeşimle falan birlikte ailece izleriz, ki buna da bir karantina hafta sonunda şans verdik. Cumartesi 1. sezonu, pazar günü ise 2. sezonu içtik bitiridik. Joseon döneminde tüm ülkeyi zombi istilasından kurtarmaya çalışan, prens liderliğinde bir grubu ve bu istilanın arasındaki taht mücadelesini anlatan inanılmaz kurgulanmış bir dizi. Benimle mütemadiyen dalga geçen kardeşim devamlı Kore dizisi izlememe ufaktan bir hak vermeye başladı bu sayede^^ Çok iyi dizi, zaten 3. sezon da yolda sabırsızlıkla bekliyorum!

5) CRASH LANDING ON YOU


Ahhhhh ahhh.... Nasıl güzel bir dizi daha! Hafiften Descendants of the Sun havası veren, Son Ye Jin ve Hyun Bim'in başrollerde döktürdüğü, Kuzey-Güney Kore arasında mükemmel bir aşk hikayesi. Bayılıyorum bu iki oyuncuyu da izlemeye. Her ne kadar dizileri sırasız yazıyorum desem de şöyle ufak bir ipucu verebilirim ki bu dizi ve The King ilk iki için kafamın içerisinde kavga ediyorlar.  

Yazısını da yazmayı çok istemiştim halbuki, izlerken not falan aldım hatta yazmak istediğim şeyleri. Sonra bu ikilinin gerçekte de birlikte olduğuyla ilgili dedikoduların falan kanıt fotoğraflarını kaydettim yazıma koyarım diye, ama yazamadım... Olmadı. Diyorum ya izler izlemez yazmassam o enerji gidiyor işin büyüsü kaçıyor diye, kaçtı maalesef. Yapacak bişey yok, ben yazmadım diye dizi mükemmelliğini kaybedecek değil ya, kusuruma bakmayıversin Hyun Bin'ciğim ve Son Ye Jin^^


Ekleme/Tarih 01.01.2021: Yazıyı yayınladıktan 2 gün sonra, bugün, 1 Ocakta Hyun Bin ve Son Ye Jin ilişkisinin gerçek olduğu açıklandı. Arkadaşlar ben demiştim. Müneccim miyim neyim! Vallahi foto falan saklamıştım hep keşke tembellik etmeyip vaktinde yazsaymışım yazısını forsum olurmuş. Neyse burda da olsa en azından ufaktan bi çıtlatmıştım size. Çok yakıştırdım ben hayırlı uğurlu olsun^^


6) TALE OF THE NINE TAILED


Tüm bölümleri biter bitmez anında yuttuğum, heyecanla bekleyip heyecanla izlediğim bir dizi. Başrollerde Jo Bo Ah ve Lee Dong Wook vardı. Bir gumihonun (dokuz kuyruklu tilki) asırlar boyunca ilk aşkının reenkarne olmasını bekleyerek onu aramasını ve bu efsanevi aşkı anlatıyordu. Çok etkileyici bir hikaye, oyunculuklar, heyecan dolu olaylar vardı ardı ardına. Büyük zevk alarak izledim. Kendi yorumuma bir göz attım da şimdi, "Okurken hiç sevmemiş sanki, bu listede ne işi var" diye düşünebilirsiniz. Ama aslında öyle değil, çok sevdim de yanlış zamanda izledim diyelim. Ama bu durum asla dizinin bu yılın en iyilerinden birisi olduğu gerçeğini değiştiremez!

Dizi yorumum için tıktık

7) FLOWER OF EVIL


Henüz yeni bitirdim ve bitirir bitirmez önceden hazırlamış olduğum bu listeyi açıp baktım 'İlk 10'u doldurduysam hangisini silsem de bunu koysam yerine' diye. Aklımı ve kalbimi aynı anda yerinden oynatan, ilk bölümden son bölüme kadar pik noktasına bir heyecanla ilerleyen, senaryosu adeta dantel gibi ince ince işlenmiş mükemmel bir dizi!!! Başrolde Moon Chae Won ve iki gözümün çiçeği, kalbimin prensi Lee Joon Gi. Aşık olduğunu bilmeyen ama deli gibi aşık bir adam, aşkı için her şeyi yapmaya hazır bir kadın, birbirinden heyecan dolu olaylar. Her bölüm öyle noktalarda bitti ki yeni bölümü açmak zorunda kaldım, ertesi günü bekleyemedim. Diziyi tek sahne bile atlama arzusu olmadan tek seferde silip süpürdüm. Kalbim tekledi izlerken. Zaten aşık adam rolünde o yumuş bakışlarıyla Lee Joon Gi'yi izlemek de bambaşka bir ayrıcalık. Bu yazı biter bitmez bu heyecan dolu diziye koşarak başlamanızı tavsiye ediyorum!

BONUS DİZİLER

Blogu okuyanlar genellikle Kore dizisi yazdığımı bilir. Ama bu sene dediğim gibi sene ortasında Kore dizilerinden koptum ve 'Ayyy kulaklarımı tırmalıyor'  dediğim Çin-Tayvan dizileri dünyasına bir giriş yaptım. Kore Dizieleri Karadeniz olsa Çin dizileri Pasifik Okyanusu'dur arkadaşlar. Sınırsız bir dünya. İzlerken çok sık eleyip ince dokuyarak seçim yapmak gerekiyor, yoksa bir bakıyorsunuz bir çöplüğün içindesiniz. Kore'nin herhangi bir kötü dizisi, kötü bir Çin dizisinin yanında Emmy ödüllerine layık kalıyor. Çin dizilerinde seviye o derece düşük bence. İşte tam da bu yüzden overlokçu ayağınıza geldi bu sene hahaha. 

Dizi izlerken öyle güzel 2 tane romantik komediye denk geldim ki bunları köşe başı aşk arayan sevgili romantik okurlarımla paylaşmam gerekiyor dedim. Bana kalırsa Çin en iyi tarihi-fantastik dizileri yapıyor ama milyor milyar bölüm izlemeye hiçbirimizin sabrı müsaade etmez. O sebeple Kore dizilerine daha çok benzeyen 2 dizi önermek istiyorum size. Şans verin, bana güvenin derim.

1) LOST ROMANCE


Lost Romance bir Tayvvan dizisi. "Çin neyse de Tayvan'ı nerden buldun Melly?" demeyin çocuklar nerelerden neler buluyorum, nerden başlıyorum nereye gidiyorum ben de bilemiyorum artık. Çok zor durumdayım kafam da çok karıştı inanın hahaha^^

Neyse efendim bu dizide senarist kızımız bigün yazdığı senaryonun içinde düşüveriyor. Ama bu senaryoda kendisinin başrol değil yan rollerdeki kötü karakterlerden birisi olduğunu fark ediyor ve kendi hikayesini oluşturmaya çalışıyor. Enteresan dönüş noktalarının olduğu, fantastik hikayenin içerisine yedirilmiş çok ponçik bir aşk hikayesi. Oğlan bir içim su bu arada. Çok severek izledim ve hatta 2 gün sonra Kore versiyonu çekilirse şaşırmam çok iyi çünkü.


2)DATING IN THE KITCHEN


Dating in the Kitchen da her an Kore dizisi olarak sahalarda görebileceğimiz mükemmel bir Çin dizisi. Fakir aşçı kızımızla, borcunu ödemek için özel şefliğini yaptığı zengin çocuğumuzun içleri kıpırdatan aşk hikayesini izledik. Aslında bu filmden uyarlama, eskinden filmini de izlemiştim ona da şans verebilirsiniz o da güzel ama bu daha iyi tabii ki. Diziyi tasvir edecek en doğru kelimeler seksi romantik komedi olurdu sanırım. Buram buram çok seksi bir aşk var dizide. Bakın erotik demiyorum seksi diyorum. İkili arasında mükemmel bir çekim var, adam kelimenin tam anlamıyla sesinden bakışından duruşuna kadar seksi zaten. Aşk atıyolar üzerimize dizide o kadar diyeyim. İzlerseniz içinizden bana teşekkür edeceğinizi düşünüyorum. 


En iyi Kore dizileri listesini pek çok yerde bulabilirsiniz, sanmıyorum ki benimkinde çoook enteresan isimlere rast gelmiş olun.

Ama bu iki Kore olmayan dizi benim size yılbaşı hediyem olsun. Çok çok çok güzel diziler, insanın izlerken içi mıcıklanıyor. Ayrıca da her yerde bulamazsınız gibi sanki sanırsam...
.
.
.
.
.
.
.
.
Böylece yeni bir senenin sonuna geldik. Biliyorum ki herkes için çok zor bir sene geçti. Kimi işini, kimi sevdiklerini, kimi kendi sağlığını kimi ise psikolojisini kaybetti. 

Umarım bu yazıyı okuyan sen, hiçbir şeyini kaybetmemişsindir... 

Bu sene belki de en buruk kutlanan ama aslında kutlamaya da en çok ihtiyacımız olan yıl oluyor. Hiçbir şey yapmıyorsanız bile bir bardak sıcak kahve/çikolata yapıp güzel bir yılbaşı filmi açıp izleyin en azından. Sıradan bir gün olmasın, ufak bir gülümsemeyle hatıralarınızda kalsın.

İnşallah yeni yıl herkese iyi gelir. Her şeyin 1 senede düzeleceğine realist olarak pek umudum kalmasa da umarım biz daha iyi ayak uydurabiliriz. Psikolojinizi sağlam tutun lütfen, evden çıkmayın mecbur olmadığınız zamanlarda, evde kalmayı, evde oyalanmayı öğretin kendinize. Maalesef ki "Eeee hep evde de oturulmuyor, içim sıkılıyor, çarşıya bi gidip hemen geldim, bi kahve içtik kalktık" gibi sadece kendinizi kandırabileceğiniz bahanelerle 1 sene daha sağlıklı geçemez... İyi ol sevgili okur, kendine iyi bak.

Mutlu yıllar...


25 Aralık 2020 Cuma

İzledim: Tale of the Nine Tailed

 


600 yıldır ilk aşkının reenkarne olmasını bekleyen ve her yerde onu arayan 9 kuyruklu tilki(gumiho) Lee Yeon'un sevdiği kadın, hiç beklemediği bir anda karşısına çıkar. Beklediği kadın Nam Ji Ah, küçükken kaybettiği annesiyle babasını aramak için süpernatural olayları, mitleri ve şehir efsanelerini araştıran bir televizyon programında çalışarak araştırma yapmaktadır. Bu ikilinin kaderinde 600 önce de şimdi de ikisinden birisinin kendisini feda etmek varken acaba kaderlerini değiştirip birlikte olabilecekler midir?

Vallahi 50 kere yazdım sildim şurayı. Gramer hatalarıyla, devrik cümlelerle dolu biliyorum. En sonunda beynim yandı toparlayamadım. Siz anladınız konuyu neticede dimi^^


Öncelikle koskoca dizinin Bride of Habaek posterine (ki epey kötü bir diziydi) benzer bir poster yapması aşırı sinirime dokundu. Neyse... Yokmuş gibi devam ediyorum.


Başrolde Nam Ji Ah rolünde Jo Bo Ah vardı. En son yine bu senenin en iyi dizilerinden birisi olan Forest'da izlemiştim. Mükemmel bir oyuncu diyemesem de beni tatmin ediyor. Sesi biraz kulak çınlatıyor ama olsundu^^

Nam Ji Ah sevdiğim bir karakter oldu. Yüzyıllar boyu değişmeyen talihsiz kaderine rağmen ümitsizliğe kapılmadı, mızmızlanmadı, pes etmedi. En umutsuz olduğu anda bile cezbedici tekliflere kapılmadı, Lee Yeon'a olan güvenini inancını kaybetmedi. Bir an bile olsa yanlış yola düşecek diye ödüm koptu ama düşmedi. Gerçekten sevdim bu savaşçı kızı!


Lee Yeon rolünde ise bal böceğim Lee Dong Wook vardı. Lee Dong Wook'u çok seviyorum çocuklar. Değeri çooook geç anlaşılan bir oyuncu. Hemen herkes Goblin'le sevmeye başladı. Halbuki ben herkese Bubblegum, Scent of a Woman, Hotel King, My Girl gibi dizilerini tavsiye ederim. İnanılmaz güzel bakan, acayip 'aşık adam'ı oynayan yumuşacık bir adam. Bakarken içim eriyor. 


Lee Yeon dokuz kuyruklu bir tilki idi. Yani bir gumiho. Gumiho Kore kültüründeki efsane canlılardan bir tanesi; aynen goblin gibi. Gumiho genellikle şekilden şekle girebilen, erkekleri cezbederek karaciğerlerini yiyen bir kadın tilki olarak tasvir edilse de Lee Yeon gibi gumiholar da var demek ki^^ Gerçi böyle bir iki kuyrukumsu gölgeli efektli sahneler dışında cayır cayır kuyruklarıyla salınırken göremedik kendisini ama neyse... Benim tavsiyem mutlaka My Girlfriend is a Gumiho dizisini de izlemeniz yönünde. Dünyanın en tatlı dizilerinden birisidir ona göre.


Lee Yeon berbat berbat berrrrrrrbat saç rengi dışında yine mükemmel bir adamdı. O nasıl aşk??? 600 yıl boyunca tek bir kadını beklemek, reenkarne olmuş hali kimdir nedir bilmeden yine de onun uğruna canını feda etmeye hazır olmak ne demek? Kadın da olsa erkek de olsa umrumda değil, sadece çok yaşlı olmasın birlikte zamanımız bol olsun diye düşünmek nasıl bir aşk??? Bir gumiho olarak özgürlüğünü, hayatını, güçlerini, geleceğini her şeyini arkada bırakmak??? O bakışlar, o koruma, o sevme nasıl bişey??? İçim eridi çocuklar. 

Ayrıca bu adamın mikemmel mimikleri var. Diziyi sırtladı götürdü diyebilirim. Bazı tepkilerinde, bakışlarında, mimiklerine başa sarıp sarıp izledim. Çooook sevdim...


Çift olarak da çok tatlılardı bence. Nam Ji Ah'nın kendini ağırdan satmaması, Lee Yeon'un sabrı tükenmez aşkı, erkenden ilişkilerinin var olması ve aşklarını her olumsuzluğa rağmen mümkün mertebe en güzel şekilde yaşamaya çalışmaları çok güzeldi...

Ayrıca birbirlerine olan güvenleri, birbirleri için kendilerini feda etmeye hazır oluşları, bir an bile tereddüt etmeyişleri... Çok çok sağlam ve aşk dolu bir ilişkiydi... Ama zaten Lee Yeon'la aşkını cayır cayır yaşamayan da ne bileyim salaktır heralde..


Ama başroldeki çiftten daha çok sevdiğim çift bromance yaşayan Lee Yeon ve Lee Rang çifti oldu. O kadar sevdim ki bu iki kardeşi sırf onları anlatan bir dizi olsa izlerim sanırım. 

Lee Rang çok empati kurabildiğim bir karakterdi. Abisine olan kıskançlığını ve birbirleriyle olan dövüşlerini biraz aşırıya kaçırıp başlarına olmayacak bir bela açmış olabilir ama bunu fazlasıyla telafi ettiğini düşünüyorum, hem de tam da sıcacık bir ailesi olmuşken... Çok sevdim bu hırçın adamı. Epey de üzdü beni hani -_-

Bu arada ben Kim Bum izlemeyeli bir asır olmuş... Özlemişim onun şeytan tüyü olan gülümsemesini^^


Dizinin genel olarak hikayesi, oyuncuları, görüntüleri, mekanları vb. her şey çok güzel!!! Özellikle geçmişteki sahneleri çok sevdim. 

Aslında tüm yorumumun özü bu.


Diziyle ilgili ilk düşüncem şu oldu başlar başlamaz: Goblin ve Chicago Typewriter kırması, ve hatta cosplayi gibi birşey olmuş. Evet aslında bu olumsuz bir yorum gibi geliyor kulağa, ama bunun en büyük sebebi bu iki diziyi de şimdiye kadar izlediğim yüzlerce dizi arasında ilk 10 a girecek kadar sevmem... Bu iki dizinin de her detayı her daim aklıma çakılı ve nerede bir benzerlik olsa aklıma geliyorlar hemen. Özellikle Goblin esintileri hat safhada burada. Hele de Goblin'de de gördüğümüz Lee Dong Wook yine bu dizide olunca insan ufaktan bir irrite oluyor açıkçası. Senaryo mu kalmamış da aynı senaryoyu seçmiş yine diye düşünülüyor... 
 

Peki bu dizi kötü mü demek? Tabii ki hayır. Goblin mükemmel ötesi bir diziydi, bu da Goblin'e epey benziyor. O halde çoook iyi bir dizi dersem haksızlık etmiş olmam.


Ama ben normalde bu diziden alabileceğim o zevki alamadım, devamlı olarak başka şeylere benzetip ilişki kurduğum ve başka diziler aklıma geldiği için. Yoksa fantastik romantik tam benim tarzım!

Özellikle dizinin ilk yarısı beni biraz sıktı bile diyebilirim, dizi kötü diye değil de sanki ben ikinci kere izliyormuşum gibi hissettiğim için... Bu duygu çok üzdü beni açıkçası. Çünkü uzun zamandır sabırsızlıkla beklediğim, çıktığı günden beri de epey meşhur olan, pek çok platformda da yüksek puanlar almış bir dizi, hem de başrolünde Lee Don Wook var. Ama neyse ki ikinci yarısında, konular biraz daha şekillenmeye ve karakterler iyice oturmaya başladıkça daha ilgimi çekmeye ve farklılaşmaya başladı. Özellikle son 3 bölümü falan muazzamdı!


Bu arada son demişken, sonu da ağır Goblin kokuyordu... Ama yine de çok güzeldi şimdi bişey diyemeyeceğim.

Sonla ilgili izleyenlere bir sorum var. Spoiler almak istemeyen son resme atlasın hemen burdan!!!!

Sonunda ne oldu çocuklar??? İnsan oldum dedi, insanlığın iyi yanlarını kötü yanlarını anlatıp durdu, kanal tedavisi bile olmaya gitti ama en sonunda yine elinde 'şemsiyesi' vardı, gözler amber pançak pançak. Nedir durum anlayan var mı? 

Ayrıca Lee Yeon aynı yaşında, hafızasıyla ve hatta sanırım güçleriyle reenkarne olmuşken Lee Rang'ın başka bir ailede çocuk olarak geri gelmesi büyük haksızlık değil miydi? -_- Halbuki geri dönse hem kendisi hem onu bekleyenler ne kadar mutlu olurdu dimi...


Neyse sonuç olarak tüm bu sebeplerden dolayı benim naçizane tavsiyem -izlemeyen kalmamıştır ama- henüz Goblin'i izlememiş olanlar önce bunu izlesin, sonra Goblin'i izlesin derim. Goblin'den sonra bu biraz kekremsi kalsa da, Goblin bundan sonra aynı ihtişamıyla boy gösterebilir bence, çünkü bu dizi ne kadar iyi olsa da Goblin bir efsane!

Ama benim gibi Goblin'i çoktan izlemiş ve bu diziye başlayıp aynı benim gibi biraz hayal kırıklığıyla izlemeye devam edenler varsa, onlara tavsiyem de şudur: biraz daha dayanın, dizinin ikinci yarısı dayanarak izlediğinize değecek^^


















18 Aralık 2020 Cuma

İzledim: The School Nurse Files

 


Ahn Eun Yong, normal insanların göremediği canlıları, duyguları ve hatta ruhları jelibona benzer(jelly) formlarda görüp onlarla birlikte yaşayan yada zararlı olanları öldüren bir okul hemşiresidir. Daha önce hiç görmediği bir jellynin okulun bodrumundan geldiğini fark edince okul kurucusunun torunu ve okulda öğretmen olan Hong In Pyo ile birlikte bodrumda esrarengiz bir yer keşfederler. Olaylar büyürken Ahn Eun Yong okulu korumaya, Hong In Pyo ise koruyucu enerji veren aurasıyla onu şarj edip yardım etmeye başlar.


Başrolde Jung Yoo Mi vardı. Epeydir izlemediğim bir oyuncuydu, sebebini hatırladım. Ben bu kadını pek sevemiyorum, bakışları bön, mimikleri donuk, gülümsemesi bile ürpertici. Ekzantrik Ahn Eun Yong karakteriyle uyum sağlamış olsa da sevemiyorum maalesef.

Ahn Eun Yong ama diğer yandan, aşırı derecede garip ama bir o kadar da karizmatik, enteresan bir kadındı.


Hong In Pyo rolünde ise Nam Joo Hyuk vardı. Başrol ama pek başrol gibi de değil aslında. Dizi %100 hemşire Ahn Eun Yong karakteri üzerine kuruluydu. Her zaman yakışıklı zıpır rolünde görmeye alıştığımız Nam Joo Hyuk oldukça sıradan, engelli ve sıkıcı bir adamı canlandırıyor. İzlemesi enteresandı diyebilirim. 

Ama benim Nam Joo Hyuk ile şöyle bir sorunum var: kendisini genel olarak başrollere yakıştıramıyorum. Sadece Weightlifting Fairy Kim Bok Joo'yu izlerken sevmiştim onun dışında bana kalsa ikinci erkek, başrolün erkek kardeşi, en yakın arkadaşı vb. rollerde çok daha başarılı olabilir. Başrol aurası yok kendisinde sanki...


Çift olarak değerlendirmem gerekirse bu ikiliye çift demek ne kadar doğru bilemiyorum. Değil gibiler ama öyle gibiler de. Dizi kesinlikle romantik bir hikayeyi anlatmadığı için bir aşktan söz etmek mümkün değil ama aynı zamanda bir bağlanma da var gibi... Bilemedim. Ama en modern ve pahalı kıyafetlerle, parıl parıl ciltli makyajlı halleriyle görmeye alıştığımız bu ikilinin makyajsız, kusurlu ciltleri ve dökülen kıyafetleriyle canlandırdığı bu karakterlerin oldukça sıradan ve donuk ilişkisi insanın ilgisini çekmiyor desem yalan olur.


Diziyi kısaca beklenmedik, garip, ilgi çekici, akıl karıştırıcı diye tanımlamak doğru olur sanırım. İlk bölümü izleyince 'Bu neydi?' diye düşünerek ikinci bölüme devam ediyorsunuz. Sonra öyle biyerde bitiyor ki 'Aslında çok saçma ama ne olacak merak ettim bi izleyeyim' diyerek üçüncü bölüme geçiyorsunuz. O sırada yeni bir konu başlıyor 'Bir bakıp çıkayım' diye diye zaten kısacık 6 bölümlük dizi bi bakıyorsunuz ki bitmiş. 

En sonunda ise, 'Eeee ne oldu şimdi?' diye ortada kalıp, devamını deli gibi merak ediyorsunuz.


Nedendir anlamadım ama bunca vıngıl vıngıl jelly'e rağmen dizi oldukça karanlık ve donuk bir atmosfere sahipti. 

Bana kalırsa sonu sinir bozucu bir yerde bitti, 6 bölüm dizideki tüm olayları toparlamaya yetmedi, mutlaka birkaç bölüm yada sahne daha olmalıydı. 

Kesinlikle herkesin zevkine hitap etmiyor onu söyleyebilirim. Hatta Kore'den çok Amerikan tarzı diyebilirim. Ortada dolanan rengarenk garip jellyler, fantastik okul olayları, donuk karakterler, oyuncak kılıç ve tabancayla gezen bir başrol, anlaşılmaz diyaloglar... Ama şuanda ikinci sezon gelse anında izlerim. Öyle de bir garip insanı etkileme hali.











4 Aralık 2020 Cuma

İzledim: When The Weather is Fine

 Artık bahanem yok sayın okur. Yok moralim şöyleydi, yok başıma bu geldi, yok şuraya gittim falan diyemiyorum. Tek açıklama; ben tutarsız bir yazarım. Kendimi eve kapattığım şu dönemde su gibi dizi izlesem de ellerim pas tutmuş yazamıyorum. Özür dilerim.

Bugün bu yazıyı yazmak için şevklendiysem beni merak edip bana mail atan o mükemmel kalpli okuruma borçluyum bunu. Eğer bunu da okuyorsanız: teşekkür ederim. 



Şehirde yaşadığı hayattan bezip istifa ederek büyüdüğü kasabaya dönen çellist Mok Hae Won, kasabada eski okul arkadaşlarıyla yeni bir hayat kurmaya başlar kendine. Komşusu olan Im Eun Sub'ın gözü küçüklüğünden beri Hae Won'dadır ama birsürü sebepten dolayı duygularını ifade edemez. Hayatları karman çorman olan bu ikili birlikte yeniden sağlam bir hayat kurmayı başarabilecek midir?


Başrolde Im Eun Sub rolünde Seo Kang Joon vardı. Benim şahsen beğendiğim bir oyuncu, yumuşak ve sevgi dolu bakışlarıyla seyirciyi derinden etkileme yeteneğine sahip. Ama bu role pek yakıştıramadım diyebilirim. Dizinin ağır temposuna ayak uyduramadı sanki. Karakter aşırı derecede duygu dolu, kelimeleri az olan ve neredeyse gözleriyle konuşan çok derin bir çocuktu. Seo Kang Joon bu kadar derinliği gözleriyle anlatamadı gibi bilemedim...

Onun haricinde genel olarak Im Eun Sub karakterinin soğukluğu da sinirimi bozdu sanırım. Bunca yıl seven adam, sevdiği kız ayaklarına gelince bu kadar pasif kalır mı? Mutluluktan havalara uçması gerekmez mi? Ne bu ürkeklik... Sevemedim.


Ayrıca söylemeliyim ki böyle ağır ilerleyen romantik dizilere Jung Hae In'i çok yakıştırıyorum. Sanki burda da o başrol olsaydı dizinin havası komple değişebilirdi!


Mok Hae Won rolünde de Park Min Young vardı. İzlemediğim dizisi olmayan, ezelden beri en sevdiğim kadın oyunculardan birisidir. Burda da sevdim! 


Çift olarak öyle ahım şahım sahneleri yoktu. Genelde kızın çocuğun etrafında dolanması, çocuğun da uzaktan izleyip içinden konuşması vardı. Ne bileyim, içime sinmedi.

Hae Won kasabaya gelince çocuklar gibi şen olan, eli ayağına karışıp sevimli sakarlıklar yapan o çocuk sevildiğini anlayınca soğudu, uzaklaştı, adeta dondu birden. Kız da kasabaya geldiğinde aşırı soğuk ve mutsuzken birden bire samimi aşırı sırnaşık bir tipe dönüştü. İkisinin bu tezat değişimi diziyle ahenk içinde değildi bence, beni rahatsız etti.


Öncelikle dizinin akışından bahsetmem gerekirse yavaş fazlı, karmaşa, aksiyon, kötü adam vb elementler olmayan durgun bir diziydi. Aslında ben böyle ağırr ağır ilerleyen romantik dizileri çok seviyorum. Haldır haldır olayların olmadığı, duyguların, karakterlerin anlatıldığı diziler herkese hitap etmese de güzel işlendiği sürece benim tarzım. Ama burada bazı sorunlar vardı.

Bu kadar yavaş ilerleyen sükunetli bir dizi için konu fazlaydı. Başroldeki ikilinin geçmişten gelen aşk hikayesi, çocuğun karmaşık geçmişi, kızın karmaşık geçmişi ve hatta bugüne olan yansımaları, kızın yaşadığı psikolojik çöküş ve kaçış, çocuğun bozuk psikolojisi, kızın aile olayları, mahalle cümbüşü, kitap kulübü, kızın arkadaş olayları ve diğer tüm yan rollerin ekstra ikili ilişkiler hikayesi... Belki unuttuğum bile vardır ama aynı anda çok şeyden bahsetmeye çalıştı dizi, hem de o huzur vermeye çalışan, koşmayan temposuyla... E ne oldu ozaman? Hiçbir şey tam yerine oturmadı, hiçbir konu tam tadını vermedi gibi oldu...


Mesela diyorum, mesela başlarda hemen her bölüm gördüğümüz, sonraları etkisi geçen bir kitap kulübü vardı... O sahneler her bölümde ufak ufak olsaydı, o mini şiirleri, hikayeleri dinleseydik, her bölüm bi hoşluk olurdu. Ama o sahneler bi oldu bi olmadı sanki boşluk doldurdu gibi olunca etkileyemedi. 

Yada diyorum, geçmişteki sahnelerden daha çok gösterselerdi daha mı çok girerdik hikayenin içine...

Çocuğun yazdığı günlükten her bölüm sayfalar okunsaydı yada, onun dünyasına daha çok girerdik belki...

Ne bileyim fikirler, örnekler bitmez. Bunları senariste mail olarak atarsanız sevinirim hihihih^^


Bu arada yanlış anlamayın benim yorumum bu ama dizinin puanı epey yüksek ki ben de yüksek puan almasını anlayabiliyorum çünkü temelinde güzel konusu olan, başarılı oyuncularla çekilmiş iyi bir diziydi. Ama işlenişi çok dallandırılmıştı, sadeliği kalmamıştı, senaryonun farklı işlenmesi gerekirdi bence. 

Yoksa mekanlar falan da şahane şu yukardaki mekana bakar mısınız? Burası bir kitapçı, hayalimdeki yer diyebilirim. Öyle bir huzurla izledim ki ordaki sahneleri. 


Genel olarak uzun lafın kısası özellikle ilk bölümler dizi beni epey boğdu diyebilirim, 10. bölümden sonra ufaktan açıldı. Ama sonunda 'teyze nereye gitti, amca nerde, kız hani gidecekti?' gibi sorularla yine darladı beni. Üzgünüm çocuklar ama böyle huzur olmaz olsun!

Sevemedim. Bu sefer de herkes sevdi ben sevemedim...