''If you want the rainbow, you have to deal with the rain''
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

18 Aralık 2021 Cumartesi

[Yorum] İzledim: Dali and the Cocky Prince

Son zamanlarda dizileri süzgeçten geçiren beğeni kriterlerimden şüphelenmeye başladım. Zira izlediğim tüm dizileri beğeniyorum. Ya bende bir sorun var yada Hometown Cha Cha Cha’da yaşadığım hayal kırıklığı sonrası tanrı bana acıdı ve arka arkaya mikemmel diziler gönderdi. Çünkü yine bir jackpot arkadaşlar! 


Mahalledeki küçük restoranlarından tırnaklarıyla kazıyarak zengin olmuş, sonradan görme, görgüsüz ve dini imanı para olmuş Moo Hak ve çocukluğundan beri zenginlik içinde büyüyüp hayatını sanata adamış olan Da Li’nin yolları borç veren ve borçlu olarak kesişir. Hayata başlangıç noktalarından bulundukları yere, kültürlerinden hayat tarzlarına kadar tamamen zıt olan bu iki insan hem birbirlerine tutunmak hem de Da Li’nin babasından kalan ve para babalarının yok etmek için uğraştığı sanat galerisini kurtarmak için uğraşırlar. 


Kim Da Li deyince akla gelen şeyler: zerafet, asalet, nezaket, letafet ve benim kelime dağarcığımın yetersiz kaldığı bilumum asil sıfat. Ben parmağını kaldırmasından oturmasına, sinirlenmesinden gülmesine, baştan aşağı ve hatta ses tonuna kadar bu kadar zarif bir kadın görmedim hayatımda. O saç kesimini bile en feminen ve asil şekilde taşıyabilecek başka birisini bilmiyorum. İnanılmaz iyi niyetli ve iyi kalpli, yaşadığı dünyanın baş döndürücülüğüne kendisini kaptırmamış, saf, dünyanın kötülüğünden bi haber mükemmel bi kızcağızdı. Kendisinin ne kadar aciz olduğunu, nasıl da pamuklara sarılarak büyüdüğünü ve gerçek hayattan ne kadar kopuk olduğunu anladığında da asla pes etmeden dişini tırnağına katarak çalıştı çabaladı, son ana kadar uğraştı. Sızlanmadı, nazlanmadı. Prenses gibi yetişmiş bi kız için ayakları yere basan, kırılgan görüntüsünün altında oldukça güçlü bir kadındı. Çok sevdim. 

Park Gyu Young izlemeye alışkın olduğumuz bir kadın değil, şimdiye kadar sadece yan rollerde görmüştük. Bu zarafet kendinden mi geliyor (çünkü bildiğim kadarıyla balerinmiş) yoksa rol mü emin değilim. Bikaç dizide daha izleyip emin olmam lazım. Ama eğer rolsa yeni kadın oyuncu favorimi buldum. Durumdan emin olana kadar şunu söyleyebilirim ki bayıldım kendisine! 


Jin Moo Hak ise bebek gibi bi adamdı. Başlarda sevilecek yanı yoktu ne yalan söyleyeyim. Kendini beğenmiş, görgüsüz, aklı paradan başka bişeye çalışmayan sonradan görmenin tekiydi. Ama sonradan çok değişti. Gördüklerine anlam yüklemeye, değerini bilmeye başladı. Paradan daha önemli şeylerin olduğunu keşfetti, daha iyi bir insan olmaya çalıştı. Gerçek anlamda o yaşından sonra her şeyin tek tek öğretilmesi gerekiyordu, sanki şimdiye kadar yanlış eğitim almış ama içi saf ve temiz olduğu için güzellikleri öğrenmeye hazır bi bebek gibiydi.  Bölümler ilerledikçe o kadar sevdim ki bu adamı. Belki kültürsüz, usturupsuz ve şapşal olabilir ama çok düşünceli, adaletli, kocaman kalbi olan gerçekten herkesin hayatında isteyeceği bir adamdı. 

Kim Min Jae’de bu dizinin diğer sürpriziydi bence. Başrolde olduğu çok dizi var biliyorum ama ben hiçbirisini izlemedim henüz, aynı Park Gyu Young gibi sadece yan rollerde izlemiş olduğum bir oyuncu. Ses tonunun şahane olduğunun hep farkındaydım ama karizmasına ilk defa düştüm diyebilirim. Şiveli konuşması, mimiklerini kontrol edişi mükemmeldi. Kaşı gözü ayrı oynayan, sinirli hali, utangaç hali, mutlu hali, ağlaması... Kısacası her duyguyu ayrı ayrı farklı mimiklerle seyirciye geçirebilen mükemmel bir oyunculuk sergiledi bence. Gerçekten hayran kaldım. Bu role veteran oyunculardan hangisini koyarsanız koyun bu çocuk kadar iyi iş çıkaramazdı bence. Son popüler dizisi Do You Like Brahms’ı izlemeyi düşündürdü bana açıkçası.


Bu ikili bir çift olarak mükemmellerdi. Puzzle gibi oturdular birbirlerine. Kızın sessiz ve çekingen olduğu zamanlarda çocuğun cesur olup ilk adımı atması ve kıza hislerini belli edip peşinden gitmesi, çocuğun pasif kaldığı zamanlarda kız kendinde asla beklenmeyecek şekilde adım atması ve çocukla birlikte seyirciyi de şaşırtması... Her halleri birbirlerine uyumluydu. Bu iki farklı kültürden gelen insanlar birbirleriyle sohbet edebilecek tek bir konu bile bulamaz derken birbirlerine hayatla ilgili farklı şeyler öğretebilmeleri çok güzeldi. Ayrıca son ana kadar karşılarına hangi zorluk çıkarsa çıksın birbirlerinden asla vaz geçmediler. Ki bilirisiniz bu dizilerde çiftleri ayıran ilk sebeptir, birbirlerinden sır saklayıp ayrılırlar, başka bi sebeple vaz geçeler, ‘onun iyiliği için’ bahanesiyle çekip giderler falan... O saçmalıkların hiçbirisi olmadı. Kız diğer çocukla olursa galerinin kurtulacağını düşünmesine rağmen, Moo Hak’ın babasına rağmen Moo Hak’tan vazgeçmedi. Moo Hak’da kendi şirketinden, kendi babasından bile vazgeçmeyi göze aldı, kızın kendi ailesi yüzünden zarar görebileceğini düşünse bile Da Li’den vazgeçmek yerine ona kalkan olmaya çalıştı. İşte aradığımız aşk! 


Dizinin ikinci çifti ise özlediğimiz bromance sahneleri gösteren Moo Hak ve Won Tak oldu. Bu ikinin sahneleri ciddi anlamda mükemmeldi. O kavgalar, dövüş sahneleri, kızı arada bırakan yemekler falan acayip eğlenceliydi. Baş rollerdeki romantik çiftin yanına bu tarzda eşleşmeler koyunca tadından yenmiyor. 


İkinci çift olur da üçüncü çift olmaz mı? Moo Hak genel olarak sevilesi ve herkesle anlaşabilen bi karakter olunca eşi de çok oluyor malum. Jin Moo Hak ve sekreteri Yeo Mi Ri de kimyaları mükemmel tutan bi ikiliydi. Dizinin komediyi veren ana damarlarından birisiydi bu ikilinin sahneleri. Ayrıca oyuncu Hwang Bo Ra’dan da burda bahsetmem lazım kadın tam bi joker. Nereye koysan oluyor hangi rolü yapsa tutuyor gerçekten inanılmaz. Oynayamadığı rol, içine giremediği karakter yok maşallah.  



‘Çiftler toplumun aynı kesiminden, aynı ekonomik sınıftan ve yaşam tarzlarından, aynı ailevi yapılardan gelirse mutlu olabilirler.’ diye bir laf vardır. Kulağa mantıklı geliyor. Ama bu dizi tam tersini kanıtlamak için çekilmiş gibi sanki. İki kişi birbirini sevdikten sonra ne ailelerin ne kültürlerin hiçbir şeyin önemi olmaz diyor bize bağıra bağıra. Adeta ‘iki gönül bir olursa samanlık seyran olur’ diyen atalarımızın imzası gibi. Kendim bir love expert değilim, hangi sav doğru bilmiyorum ama bu dizi farklılıkların engel olmadığını, aşkın her haliyle aşk olduğunu çok güzel bi şekilde gösterdi bana da. 


Beni tanıyanlar dizilerin isimlerindeki çevirilere takık olduğumu bilir. Bu durumu da düzeltmek istiyorum izninizle. Dali and the Cocky Prince ismindeki Dali elbette ki kızımız Da Li’yi kast ediyor. Tabi bir yandan da sanatın içinde yetişen kızımızdan ressam Dali'ye de selam çakıyor.  Ama cocky prince ne allaşkına? Dizinin Korece adı 달리와 감자탕 yani Dali and Gamjatang diye çevrilir. Gamjatang patates yahnisi diye çevrilebilir kabaca. Moo Hak’ın sahip olduğu Dondon, patates yahnisi dükkanından büyümüş, hala ana yemekleri patates yahnisi olan bi şirket. Hatta Moo Hak’ın ilk sahnesi patates yahnisinin ne kadar önemli olduğunu anlatarak geçiyor. Dali'yi seven ikinci çocuğumuz Tae Jin de Moo Hak’a defalarca ‘sen tam da bir patates yahnisi gibisin, onun gibi ucuz ve kokuyorsun’ dedi. Yani demem o ki dizinin gerçek adındaki Dali direk kızı, gamjatang da Moo Hak’ı temsil ediyor. Cocky prince (kendini beğenmiş prens) ise diziyle tamamen alakasız bi kelime. Ne alaka neden böyle saçma sapan isim değişiklikleri yapıyorlar gerçekten aklım almıyor, çok da sinir oluyorum.  


Ve akıllarda hep aynı soru: Zeki Müren de bizi görecek mi? Şaka şaka: sonu güzel miydi
(Aman çok komiksin Melly) Sonu çok güzeldi arkadaşlar. Sırf bu bile, mutlu yada mutsuz güzel yazılmış bir son bile bu diziyi izletmeye yeter bence.  

Bi de dizilerin teması fark etmeksizin dizilerde sanat, kitap, resim, yazar vb bir konu olduğu zaman farklı bi atmosferi bi huzuru oluyor sanki. Bilmiyorum benim için mi geçerli bu durum sadece ama ne zaman bu minvalde konusu olan bi dizi izlesem ağzım açık ekrana baktığımı fark ediyorum. 


Zıt kutuplar birbirini çeker temalı büyük bir romantik komedi çatısı altında biraz gerilim, biraz dram, biraz aksiyon, bolca komedi izledik. Tam kıvamında tatlandırılmış, her taşı yerine cuk oturmuş mükemmel senaryo ve mükemmel oyuncuları birleştirmiş çok iyi bir diziydi. Ne kadar tavsiye etsem az.  

10 Aralık 2021 Cuma

İzledim: Mad For Eachother

 

Yine çerezlik dizi ararken çok şükür bi mücevhere rast geldim. 


No Hwi Oh öfke kontrol problemi nedeniyle, Lee Min Kyung ise post travmatik stres bozukluğu ve obsesyon sebebiyle aynı psikiyatriste giden ve şans eseri de komşu olan iki manyak tiptir. Bu ikili başta birbirlerinin varlıklarına bile tahammül edemezken zaman geçtikçe birbirlerinin dertlerine derman olup iyileştirmeye başlarlar. 


No Hwi Oh rolünde Jung Woo vardı. Bu adam nerden çıktı? Yada şimdiye kadar neredeydi arkadaşlar? Ben hala Reply serisini izlememiş bi gerzek olarak kendisinden bihaberdim maalesef. Uzun zamandır gördüğüm en etkileyici oyunculuk diyebilirim. Özellikle de bu oyunculuğun direk dram olan bir dizide değil böyle çok yönlü ve hatta komedisi baskın bir dizide gösterilebilmiş olması takdire şayan bence. Komedi fışkıran sinir krizi sahnelerinden sonra dudakları titreyerek ağlamasını tutmaya çalışarak konuştuğu sahneler mesela hayranlık uyandırdı bende. 


No Hwi Oh benim kitabımdaki ideal erkektir. İzleyen varsa diziyi, klasik Kore dizisi başrollerinden çok farklı olduğunu fark ederek bu dediğime şaşırabilir. Ama ben çok samimiyim bu söylediğimde. Dıştan sert görünen ama içi bir peluş ayıcık kadar yumuşak, iyi kalpli ve yardımsever ama bununla asla övünmeyen, kimsenin gözüne yaptığı güzel şeyleri sokmayan, koruyucu, güvenilir, adaletli... Bir kadın başka ne ister bilemiyorum. Ayrıca espritüel, eğlenceli, eli açık... Saymakla bitmez karakterinin güzel yanları. Ayrıca adam bi prens olmasa da fiziksel olarak da çok ideal bence. O genizden gelen ses tonu, sevimli aksanı, bebeksi olmayan muntazam yüz hatları ve hatta aşırı yakışıklı bir suratının olmaması bile tam idealdi bence. Bayıldım her haline. 


Lee Min Kyung rolünde ise Oh Yeon Seo vardı. Ona Jung Woo kadar methiyeler düzemeyeceğim maalesef ama yine de oyunculuk olarak beni irite eden hiçbir şey yoktu. Ekranda büyüdü diyemem ama göze de batmadı. Ammmaaaaaa, aşırı estetikli yüzü, mimik yapmaya çalışırken gerilen derisi, patlamak üzere olan dudakları ve göz altı estetiğinin arkasında ara ara kaybolan gözleri beni rahatsız etti desem yalan olmaz. 


Min Kyung aslında dizinin esas problemli karakteriydi. Her ne kadar bana yaşadığı gerçekten travmatik olayın tepkisini gereğinden abartı bir şekilde veriyormuş gibi gelse de Allah kimsenin başına vermesin, yaşamayan anlayamaz ve herkes farklı psikolojik tepkiler verebilir diye düşünerek o kısmını es geçiyorum. Ama adama azap oldu bi süre gerçekten cidden acıdım yaa 😊 Tüm dünyaya karşı pasif ve sessiz olurken Hwi Oh’ya şeytan olması saçma mı oldu yoksa gerçekten ona karşı içindeki konforu ve rahatlığı mı temsil etti bilemiyorum. 




Bu çift bi harikaydı arkadaşlar. Kızın kendi içine kapanmış dünyasını Hwi Oh gibi mükemmel bir adamdan başkası açamazdı. Içindeki vicdan ve yardımseverlik yavaş yavaş bağlılığa ve aşka dönüştü. Sonlara doğru ise içinden gerçek bi manyak aşık çıktı ki ben o adama bayıldım. Min Kyung ise adamın öyle bi başının belası oldu ki, adam onunla uğraşmaktan etrafıyla uğraşmaya, dünyaya sinirlenmeye vakit bulamadı. Birlikte yavaş yavaş birbirlerine merhem oldular, birbirlerini iyileştirdiler. Çok çok güzel bir aşktı. 



Dizi bence bu senenin en eğlenceli dizisiydi. Ama sadece eğlenceli olmakla kalmadı. Başlarda hep komedi gidecekmiş gibi dururken birden dizi çok boyut kazanmaya başladı. Dram oldu, sonra psikolojik bir dizi çıktı karşımıza, polisiye elementler girdi, bir ara aksiyon oldu derken dört bir yandan tüm duygularına hitap etti seyircinin. Bu kadar kısa olmasına rağmen bu kadar doygunluk yaratması gerçekten şaşırtıcıydı. Keşke daha uzun bölümler ve daha fazla bölüm sayısı olsaydı. Gerçekten seve seve izlerdim, nice 1 saatlik 16 bölümlük diziden kat kat güzeldi. 



Dizinin içindeki her element, tüm oyuncular ve oyunculuklar, olaylar, her şey her şey mükemmeldi. 4-4'lük desem çok da yanlış olmaz sanırım. Zaten hep derim bir diziyi tek tema üzerinden yürütmek asla işe yaramaz. Komediyse bir tutam aksiyon bolca romantizm ekleyeceksin yada işte dramsa hep dram giderse bayar araya bişeyler sokacaksın. İşte bu dizi o açıdan tam kararındaydı. Ayrıca mutlaka eklemeliyim ki psikolojik sorunlar, psikolojik şiddet, kadına şiddet, önyargı, cinsel eğilimler, istismar gibi pek çok toplumsal soruna da dokunan dolu dolu, çok kapsamlı bir dizi. Çok boyutlu diye boşuna demedim dimi?  


Ayrıca sonu da şahane demiş miydim? Son yılların en farklı, en yenilikçi, en şahane öpüşme sahnesiydi bu. BA-YIL-DIM!!! Uzun lafın kısası diziyi her haliyle çok sevdim. Sene sonu en iyiler listemde şimdiden yerini baş köşeye aldım. Böyle mükemmel bir dizinin -hele de Netflix gibi global bi platformun dizisi- nasıl daha popüler olmadığını aklım hafsalam almıyor!!  


NOT: Bu fotodaki Leon göndermeli sahneye bayıldım. Benim en sevdiğim filmlerdendir izlemediyseniz mutlaka bi göz atın.  









29 Kasım 2021 Pazartesi

İzledim: Youth Of May

 Sanırım fark etmeden bi şekilde bu yılın en iyi dizisini buldum diyebiliriz. Ben de beklemiyordum böyle bir dizi izlemeyi aslında. Hatta ‘Bu aralar sıkışığım, 12 bölümlük dizi izleyeyim de çabuk bitsin’ mantığıyla başlamıştım. Şahane bi sürpriz oldu bana.


Hwang Hee Tae, despot babasının zoruyla görücü usulü bir görüşmeye gider. Karşısında paraya ihtiyaç duyduğu için arkadaşının yerine bu görüşmeye gelen Kim Myung Hee vardır. Myung Hee kimliğini saklayarak arkadaşı gibi davranırken bu evliliği yokuşa sürmek için elinden gelen her şeyi yapar. Ama Hee Tae kızın gerçek yüzünü görmüş ve beklentilerinden çok farklı bişeyle karşılaşmıştır. Devlet ve komünistlerin karşı karşıya bir çatışma içinde olduğu bu zorlu dönemlerde bu ikili imkansız bir aşkı sürdürmeye çalışır.


Kim Myung Hee rolünde Go Min Si’yi izledik. Şaşkınım açıkçası. Pek çok yerde yan rol olarak izlemiş olsam da burdaki performansı beni şok etti. Çok beğendim. Şive kullanışı, doğal oyunculuğu, duru güzelliği… Her haliyle bayıldım.

Karaktere edecek lafım yok zaten. Yaşadıkları, yaşadıklarına rağmen hayata karşı duruşu, çırpınması, tırnaklarıyla kazıması… Ve her şeyi arkasında bırakıp, her şey için ve her şeye rağmen aşkının peşinden gidip dimdik durması… Beni çok etkiledi. Çok sevdim. Uzun zamandır en çok etkilendiğim kadın karakterlerden birisiydi.

Hwang Hee Tae rolünde ise Lee Do Hyun’u izledik. Aynı şaşkınlığı burda da yaşadım diyebilirim. İyi bir oyuncu olduğunun farkındaydım ama burda gerçekten inanamadım. Yüzü gülerken içinin kan ağlaması durumunu gözleriyle birebir aktardı bize. Gülümsemesi, aşkla bakan gözleri, ağlaması, haykırması, isyanları… Her hali aşırı gerçekti ve kalbime oturdu. Yeni nesil takip edeceğim oyuncuların arasına birisi daha girdi diyebilirim hayranlıkla izledim. Çok popüler dizisi 18 Again’i izlememiştim ama sanırım bir şans vermenin vakti geldi. Aynı şekilde yeni çıkacak dizisi Melancholia’yı da izleyeceğim mutlaka.

Hee Tae ise yazmak için ‘nasıl bi adamdı ya’ diye düşündüğümde bile kalbimi acıtan bi karakterdi. Kızı üzmemek için devamlı olarak yüzüne oturttuğu o sahte gülümseme ama arkadan kendi kendine üzülmesi, endişe etmesi, onu korumak için elinden geleni yapması beni çok etkiledi. ‘Şimdi böyle aşklar yok’ dememizin somut örneklerden birisiydi sanki. Çok sevdim, çok parçaladı kalbimi bu adam.


Sweet Home dizisinde abi kardeşi oynayan bu ikili birden bire karşımıza aşıklar olarak çıktı. Çok da iyi oldu. Sweet Home’da da çok iyi olsalar da burda bi harikaydılar. Hiç beklemediğim bir samimiyet, gerçekçi bi sevgi ve merhamet vardı bu ikilinin birbirlerine bakan gözlerinde. Yani böyle hayvansı bi çekim değil de, kalpten gelen gerçek bi sevgiyi gösterdiler bize sanki. Çok güzellerdi.


Her ikisi de birbirleriyle tanıştıktan sonra, o güne kadar kurdukları tüm hayalleri, çabalarını, amaçlarını kenara atıp sadece birbirleri için yaşamaya başladılar. Hep O’nu düşünmek, O’nun için kendinden vazgeçmek… Ayrı oldukları zaman hayata nasıl küstükleri, Hee Tae’nin durduk yere ağladığı anlar, kızın tüm taşlanmaları göze alarak çocuğa olan bağlılığı, her şey ama her şey çok etkileyiciydi bu ilişkide. Sonu da tabii ki…

Seversin, kavuşamazsın adı aşk olur diye boşuna dememiş Veysel… Ben de boşuna demiyorum artık aşk diye bişey yok diye. O dönemde, o zorlukların ve imkansızlıkların içinde, her şeye rağmen ve her şeye göğüs gererek inatla bağlanırsan aşk oluyor işte. Çok aşk vardı… Masum ve çırpınan bi aşk. Şimdi okulda tanışıp 2 cafe 2 sinemaya gidince aşkından ölüyor gibi oluyor insanlar. Sevgi olabilir o, konfor, rahatlık, eğlence.. Ama aşk? Sanmıyorum ki öyle bişey olsun. Resmen bir savaşın içindelerdi, herhangi birisi kaçabilir kurtulabilirdi isteseydi. Ama ikisi de birbirlerine bağlı kalmayı, birbirleri için savaşmayı tercih etti. Sonrasında da vicdanları sebebiyle birlikte bile olsalar gidemediler. Birlikte, elele insanlara yardım etmeyi, insanlar için elele savaşmayı tercih ettiler. Burda bizim anlayabileceğimizden, anlamaktan ziyade hissedebileceğimizden çok daha kutsal duygular var sanki. Ve ben böyle duygulardan çok etkileniyorum. O kadar yabancı ki kalabalıklar içinde yaşadığımız bu samimiyetsiz döneme bu duygular, epey bi imreniyorum. 

Dizi bana sevdiğim pek çok diziden birer parça verdi, ara ara onları anımsattı sanki. Çatışma sahnelerinde Chicago Typewriter mesela, romantik sahnelerde Mr. Sunshine, ara ara The classic yada Love Rain… Çok güzel bi nostalji yaşadım izlerken.


Mükemmel bi oyuncu kadrosu vardı. Yan rollerden başrollere kadar herkes süper oyunculuk yapıyordu. Mesela daha yeni Hometown Cha Cha Cha da izleyip ‘meeh’ dediğim Lee Sang Yi burda yıkılıyordu. Bayıldım adama resmen. Onun dışında da iyisinden kötüsüne her karakter ve o karakterlerin birbirinden bağımsız hikayeleri dantel gibi işlenmişti. Çok güzeldi dizi ya daha nasıl anlatabilirim bilemiyorum.


Sonu da oldukça iyi kurulmuştu bence. Hee Tae dışında diğer karakterlerin hallerini de biraz daha uzunca görmek, ne yapıyorlar bilmek isterdim aslında. Ama olsun, çok güzel, anlamlı bir son oldu diziye. SPOILER olarak söylüyorum ki: mutsuz sonlar da güzel yapılabiliyormuş demek ki…

En başta kısa olduğu için başladığım diziye, ortalarındayken üzülmeye başladım keşke biraz daha uzun olsa diye. Ama tam tadında bırakmışlar, uzatsalardı suyu çıkardı.  Çok masum, çok sevgi dolu, çok gerçekçi çok çok çok güzel bi diziydi. Özellikle son izlediğim fiyaskodan sonra çok iyi geldi, ruhumu temizledi. 





17 Kasım 2021 Çarşamba

İzledim: Hometown Cha Cha Cha

 Geleneksel sonbahar tatilimden sonra herkese merhaba efenim.

Uzun bir ara verdim, internetin bile telefonumdaki cık kadar gb ile sınırlı olduğu sayfiye biyerde dizisiz yaşadım. Her sene yapıyorum bunu malum, deşarj oldum, dizi izlemeye hazır bomba gibi döndüm. Yıl sonuna en iyiler listesini hazırlayabilmem için deli gibi dizi izlemem lazım, hepsinin yorumunu yazamam ama üzülerek şimdiden bildiriyorum.

Aylar önce dizinin haberiyle birlikte daha çekimleri başlamadan listeme aldığım, ben tatildeyken skandallarını takip ettiğim ve döner dönmez merakla izlediğim Hometown Cha Cha Cha'yla başlıyorum yeni döneme :)

Biter bitmez aklımda şu şekilde yer etti dizi:

HAYAL KIRIKLIĞI.


Kendisine kariyer ve para odaklı, her adımı ve kriterleri tek tek planlanmış bir hayat çizen diş hekimi Yoon Hye Jin, şehirde yaşadığı sorunlar sebebiyle mecburen küçük bir kasabaya taşınır ve kendisine orda bir klinik açar. Hong Doo Shik ise on parmağında on marifet olan, elinden her iş gelen, sayısız sertifikayla kasabanın her işine koşan, herkesin sevdiği, hayatını yardım ve hoşgörü üzerine kurmuş işsiz ama çok işli bir adamdır. Bu iki zıt karakterin hayatları kesişir ve birbirlerini değiştirirler.


Shin Min Ah benim en sevdiğim aktrislerden birisidir. Romantik komedide her büyük aktörün yanında ve güzel senaryonun içinde gözüm onu arar nedense. Bunca dizisini izledim, ilk defa bir karakterine gıcık oldum diyebilirim. Karakteri Yoon Hye Jin, ilk baştaki duygusuz ve saygısız halleriyle, daha sonraları ise daha sevecen olsa da gurursuz ve çocuğa yapışmış tavırlarıyla epey itti beni. 
Shin Min Ah'ın ise aegyo(Kore'de oldukça popüler olan çocuk/bebek tavırları) hareketleri inanılmaz, mide bulandırıcı derecede abartı geldi. Her zaman, her dizide sesiyle ve tavırlarıyla zaten aegyosu fazla bi kadındı ama burda afedersiniz b.kunu çıkardı. 

Hem karakter hem de oyuncu benim için hayal kırıklığıydı.


Birisini sevelim dedik o da elimizde patladı töbe töbe...

Kim Seon Ho'nun canlandırdığı Hong Doo Shik de dizi boyunca esrarengiz geçmişiyle merakta bıraktı bizi. Dedim bu zavallıma ne oldu? Çocuğu mu öldü, karısı mı öldü, bu kadar hayata küstüren herkesi geçmişiyle ilgili ajan mı, katil mi diye konuşturan neler yaşadı... Yani tamam kötü şeyler yaşamış da dizi o seviyede bi beklentiye soktu ki bizi ben böyle uçuk bişeyler bekledim. Kendine yeni bir hayat kurmuş, bakış açısını, mesleğini, insanlara hitap şeklini bile değiştirmiş bu adam neticede. Sebep açıklanınca dağılıcaz hep birlikte gözyaşları şelale olacak falan zannediyordum ki pehh oldum. Karakter hikayesiyle hayal kırıklığı yaşattı bana.

Kim Seon Ho'ya gelince, ah ne severdim... O da hayal kırıklığı..


Dünyanın en güzel ve en derin gamzelerine sahip bu iki mükemmel insanın aynı dizide oynayacağını duyduğumda bile 'ortalık yanacak' diye düşünmüştüm. Ama hiç öyle olmadı  nedense. Diyalogları çok eğlenceli ve akıcı olsa da aralarında bi çekim yoktu. Dediğim gibi zaten Shin Min Ah habire bebek sesi ve tavırlarıyla geziyor ortalıkta, çocuk da ayak uydurmaya çalışıyor ama bi insana aegyo bu kadar mı yakışmaz!! Dizinin başlarında dinamikleri çok daha iyiydi ama sevgili olduktan sonra aşırı yapmacık ve asla seyirciye geçmeyen vıcık vıcık (ki benim vıcık ilişkileri sevdiğimi bilirsiniz) neredeyse mide bulandıran bi çift oldular. Tensel çekim, gözlerde aşk, çift uyumu sıfır sıfır sıfır! Aylarca heyecanla beklediğim bu ikili, çift olarak ekranda tam bir hayal kırıklığı oldu!


Dizinin çok gerçekçi olduğuyla ilgili yorumlar okudum. 40'ına merdiven dayamış bir kadının tüm hayatı boyunca esas aldığı düşünce ve ilkelerinden 5 ayda tamamen vazgeçip bambaşka bi insan olması, ve -spoiler olmasın diye olayı söylemiyorum ama- yine 40'ına merdiven dayamış bi adamın öyle bir olay yüzünden tamamen başka bi insan olup sadece asgari ücret üzerinden part-time çalışarak hayatını idame ettirmeye karar vermesi ne kadar gerçekçi anlayamadım?? 


Bu dizinin tek gerçekçi, en güzel ve hatta belki de tek güzel yanı kasaba halkıydı bence. En çok onlara güldüm. Sadece onlar için ağladım. Her birinin hikayesi beni etkiledi, severek izledim. Normalde ana çifti izlemek ister ve hatta yan karakterlerin sahnelerini sarmayı bile düşünürdüm ama  burda tam tersi oldu. Herkes o kadar sıcak, doğal, eğlenceliydi ki onlarla birlikte yaşamak istedim. Yardım severliliklerinden dedikodularına, kahkahalarından dertlerine gerçek bi köy/kasaba ahalisiydi. Kalabalıklardan asla hoşlanmayan benim gibi bir insana komün hayatını özendirdiler. Hepsini yanaklarından öpüyorum.


Söylemeden geçemeyeceğim, benim favorim çiftim bunlardı. Esas gerçekçi çift budur arkadaşlar. Eğer dizilerdeki gibi alev alev bi aşk hikayesi aramıyorsak, toplumdaki genel ilişki dinamiği, maksimum aşk seviyesi bu bence. Kız iyi bir kalp ve düzgün bir karakterin yakışıklılıktan önemli olduğunu öğrendi, oğlan da yavaş yavaş ilişki yürütmeyi... Açık açık gelecekten beklentilerini, maddi durumlarını ortaya döktüler, ne amaçla birisiyle birlikte olmak istediklerini söylediler, kartlar en baştan ortaya açıldı. Birbirlerini çok sevdiler ama bi Ferhat'la Şirin değillerdi yani. Esas gerçekçilik budur!


Dizinin konusunda da böyle of neler oldu, acaba ne olacak gibi bir sürükleyicilik yoktu zaten. Kız ne zaman yumuşayacak, çocuk ne zaman derdini anlatacak bu kadar mevzu. Hiç bişey olmamış olmasın diye geçmişteki o karşılaşmaları koydular ki en azından birbirlerinin 'kaderi' olsunlar. Bayattı. Yemedik. 


Ayrıca bu kadar 'güzel' bi son bu kadar berbat sunulabilirdi anca... Samimiyet sıfır, oyunculuk sıfırdı son sahnede. Çocuk mutsuz görünüyordu, kızda yapmacık bi gülümseme vardı. Düğün desen düğün değil, son desen son değil. Mutlu bir son seyircide nasıl hayal kırıklığı yaratır ilk defa yaşadım şu ömrümde.


Gördüğün gibi sevgili okur, dizi başından sonuna her elementiyle bir hayal kırıklığı silsilesiydi benim için. Zaten 1-2 günde maratonla dizi bitiren ben, bunu lastik gibi uzattım. Araya Squid Game, Hospital Playlist 2. sezon, Love101 ve Kulüp dizilerini ve hatta sayısız film sokuşturdum. Hevesle izleyemedim yani.

Yazımın başında da dediğim gibi, dizi bitince aklımda kalan tek şey HAYAL KIRIKLIĞI oldu maalesef...



Not: Bu arada arkadaşlar Kim Seon Ho'nun durumuyla ilgili kadın tarafını kötüleyen yorumları kabul etmeyeceğim haberiniz olsun. Daha yayınlar yayınlamaz ilk yorumlar o durumla ilgili geldi ve hayatımda ilk defa yorum reddettim. Bir kadın bir suçlamada bulunuyor, erkek kabul edip resmi özür mektubu yazıyor. Adamın tüm işleri iptal edilip oynadığı reklamlar bile yayından kaldırılıyor. Sonra ortaya birden bire sürpriz yumurtadan yeni kanıtlar çıkıyor, kadın durduk yere özür diliyor ve hatta adam kendi yayınladığı özür mektubunu yayından kaldırıyor sanki hiç olmamış gibi. Müge Anlı'da bile bu saçmalık olmaz bence. Diyelim ki kadın başta yalan söyledi, olayların arkası öyle niye gelişti o zaman? Özürler falan neden geldi? Birden bire suçlamalardakilerden çok farklı mesajlar ortaya çıktı. İlk başta mesela açıkça Kim Seon Ho'nın çocuk aldırma baskısı varken yeni mesajlarda ilk kadın teklif etmiş gibi bir durum. Asla yemiyorum. Kim Seon Ho iyi bir oyuncu olabilir, yeni dizilerini de beğenerek izleyebiliriz ama bu bizde hayal kırıklığı yaratan güzel görünen ama içi boş bi kabuktan başka bişey olmadığını göstermez. Üzgünüm, kadınların kadınları aşağıladığı mesajlara çok sinirlendim. Yakışıklı adamların/oppaların peçetesi olmayın lütfen. Kendinizin ve diğer kadınların hak ve gururunu sonuna kadar koruyun!!!