''If you want the rainbow, you have to deal with the rain''
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

19 Ağustos 2016 Cuma

İzledim: Mirror of the Witch Yorumu


Kısır olduğu için kraliyet ailesine bir veliaht veremeyen kraliçe Shim, şaman Hong Joo'dan yardım ister ve kara büyü yardımıyla dünyaya bir kız bir erkek ikizler dünyaya getirir. Yalnız bu ikizler, kara büyü yoluyla dünyaya geldiği için lanetli doğarlar. Kraliyete acilen bir veliaht gelmesi gerektiği için oğlan çocuğundaki laneti kız çocuğuna aktarıp, kız çocuğunu, öldürmesi için kraliyetin dini işlerden sorumlu şaman Choi Hyun Seo'ya verirler. Choi Hyun Seo, lanetli bu bebeğin, yine bu laneti ortadan kaldırmak için tek anahtar olduğunu anlar ve onu gizlice büyütür. Yıllar sonra bu bebeğin yaşadığını anlayan şaman Hong Joo, kendi kişisel nefreti ve intikam duygusuyla Joseon'u ele geçirmek için prensi öldürür ve prensesi de öldürerek laneti tüm Joseon'a yaymak ister. 

Bin bir tılsımla saklanarak, lanetini ve prenses olduğunu bilmeden büyüyen Yeon Hee'yi, babası zannetiği şaman Choi Hyun Seo ve onun yanındaki keşişler korurken, aynı zamanda lanetin kaldırılması için bir yol ararlar. Bu sırada Yeon Hee, Heo Jun ile tanışır ve bir yandan şaman Hong Joo'dan saklanıp bir yandan da laneti birlikte kaldırmak için uğraşmaya başlarlar.


Heo Jun rolünde benim şahsen çok da favorim olmayan Yoon Shi Yoon vardı. Dizideki en zor rol onundu bence ve oldukça iyi bir oyunculuk çıkardı. 
Komik sahnelerdeki mimikleri, duygulu sahnelerde doğal akan gözyaşları ve endişeli ifadesiyle benden sınıfı geçti diyebilirim.

Bir de kamera arkası görüntüleri izledim ki orda bir tatlış, bir sıcak kanlı, bir sevimli. Birden bire kalbime giriverdi o zaman. Böyle aynı ortamda olmak istedim öyle sevimli bir adammış kendisi.

Karakter olan Heo Jun ise gerçekten hayatı çok zor olan, fedakar ve geniş gönüllü bir insandı. Çok sevdim Heo Jun'u.


Yeon Hee rolünde ise Kim Sea Ron vardı ki inanamadım! Tüm aktrislerin çocukluğunu canlandıran bu ufaklık ne zaman büyüdü de başrol oldu bilemiyorum! Yani sanki başrol olması için sırada başkaları vardı gibi gibi bence...

Yeon Hee ise başlarda hiç söz dinlemeyen, tılsımların dışına çıkma dedikçe ısrarla çıkıp başını derde sokan bir kızdı ve etrafındaki insanlar olmasa pek de bir işe yaramaz bi insandı sanki. Ama o kadar garip bi hayatta, pek de suçlamak olmaz sanırım...


Kim Sea Ron 16, Yoon Shi Yoon ise 23 yaşında... Casting'e içimden geçen tüm küfürleri saydırdım haberleri ola.

Böyle bir ikili hangi akla hizmet çift olarak başrol yapıldı cidden bilmiyorum. 16 yaşındaki kızın ne işi var böyle bir rolde? Hiçbir sahnede ne bir çekim ne bi elektrik... Dizi boyunca aşk hikayesi olmasına rağmen herhangi bi yakınlaşma yada öpüşme sahnesinin olmadığından bahsetmeme bile gerek yok heralde...
Koskoca adam orta okul çocuğuyla öpüşecek değil ya... Peki o zaman neden!!! Neden böyle bir eşleştirme? Cidden kafayı yedim izlerken!

Ben tüm diziyi; ikisinin birbirine aşık olduğu, bir çift olduğu gerçeğini yok sayarak, dizinin fantastik/macera türünde olduğunu, romantizm barındırmadığını kabul ederek izledim. Aralarında hiç kimya olmadığı gibi hiç yakınlaşma sahnesi de olmadığından -ayıp yani ufacık kızla- çok da zor olmadı bu algıyla izlemek. 


Dizide kara büyü kullanan şaman rolünü Yum Jung Ah canlandırıyordu ki oyunculuğuna edecek laf bulamıyorum, mükemmeldi.

Şaman Hong Joo, saf bir kötüydü. Vakti zamanında kendisine yapılanların öcünü almak için herkese acı çektirmeyi, öldürmeyi, kara büyüsüyle her türlü pisliği yapmayı hakkı gören ve yaptıklarını açık açık söyleyip kraldan bile korkmayan bir kadındı. Ve ben bu kadından nefret etmedim! Amacını, yaptıklarını dürüstçe söyleyen bir kadındı. Esas nefret ettiklerim ona gelen, onun kara büyüsünden medet umup ondan yardım isteyen bencil insanlar oldu bu dizide.

Sanırım esas konu da oydu: 
Kendi çıkarları için, kendileri direk bir kötülük yapmasa da, kötülük yapabilecek insanlardan yardım isteyecek insanlar var oldukça, kara büyü olmasa bile, lanetler yok olsa bile, bu dünya mahvolmaya mahkum!


İşte tam da bu yüzden benim asıl nefret ettiğim adam kral oldu. Tamamen cibiliyetsiz bir adamdı. Zayıf, korkak, taht sevdasıyla dolu, işe yaramaz bi adamdı. İşin kötüsü, bunun farkında olup bunun acısını çıkarmak için etrafındakilere ölüm tehditler savuran, kendi çıkarları için şamanı çağırıp ondan yardım da isteyen kişiydi. Ve hatta, şaman tarafından kandırılıp lanetlendiğini öğrendikten sonra bile yine sırf kendi çıkarları için, tahtını korumak için bir kez daha ona güvenip suçsuz bir insanı öldürmeye kalktı.

Bu dünyada gerçekten de en çok koltuk sevdası olanlardan korkmak gerekiyor bence!


Başrollerdeki inanılmaz saçmalığın haricinde -ki en önemlisi o değil mi?- dizinin kadrosu, oyunculuklar çok güzeldi. Özellikle Kwak Si Yang izleme sebeplerimden birisiydi. We Got Married'de gerçek haline bayıldığımdan beri takip ediyorum. Burdaki rolü cidden çok zor hayatı olan bir adamdı...



Yine en sevdiğim karakterlerden birisi olan keşiş Yo Kwang rolünde Lee Yi Kyung. Bu adam her dizide tatlı ve karizmatik sanırım. Farklı bişey mümkün değilmişçesine... Burda da en sevdiklerimden oluverdi^^

Bu kadar kalabalık bir kadroyla böyle tempolu, heyecan dolu ve uzun bir hikayeyi nasıl ayakta tuttular gerçekten çok şaşırdım...  Çok başarılıydı bence.



Çekim mekanlarına da bayıldım dizinin. Tamam tarihi mekanlar her dizide var, ama ormandaki evler veya o saklandıkları, iksir yapıp mum diktikleri tapınak gibi yere ne demeli!!! Orda beni bıraksınlar 10 gün kalayım bi. Adeta peri evi gibi bir yer, bayıldım! Kamera arkasından gördüğüm kadarıyla da öyle bir ortamı bayaa bayaa yaratmışlar: sarmaşık köprüler, ağaç kovuğu dolaplar, mağara odalar falan... Çoook ama çok güzeldi.


Büyüler, tılsımlar, kehanetler, iksirler, lanetler, hayaletler dizide bol bol göreceğiniz şeyler arasında. %100 supernatural bi dizi ve ben buna tav olarak geldim açıkçası. 

Olağanüstü de olsa her şeyin en azından kendi içinde bi mantığı olması gerekir ama yine de değil mi?

 Mesela Heo Jun'un birden bire şans eseri korucuyu tılsımın insan olmuş hali çıkması, ne büyük tesadüftü öyle! Yeon Hee'nin lanetinin kimde ne zaman görünüp ne zaman görüneceğinin pek belli olmaması nasıl bir durumdu peki?

 Ayrıca Yeon Hee başlarda kitabı hoop uçurmuş, kılıcı keşişin boğazına -şakayla- vuup savuruvermişken ilerleyen bölümlerde birden bire bu nesneleri havalandırma özelliğini canı istedikçe kullanamaz oldu, nasıl oldu anlamadık. İlla biri tehlikeye girecek, ölüm tehlikesi yaşayacak, Yeon Hee hiddetlenecek de öyle gücü ortaya çıkacak... Kimse ölüm tehlikesi yaşamadan düşmanları görünce ellerindeki kılıçları hiyuvvv diye uçursa dert tasa yok halbuki. Bu mantıksızlığı sevemedim, anlamlandıramadım. Yani kızın güçleri var ama orda olay çıksın, birileri yara alsın da senaryo ilerlesin diye o an yokmuş gibi olmuşmuş havası...


Dizi 20 bölüm ve başlarda bu bana çok uzun gelmişti. Ama sonra daha kısa olsa olmazmış, anladım. İlk 10 bölüm, çok samimi söylüyorum kim kimin nesi, neler oluyor, kim iyi kim kötü anlamakla geçti. Ben 10 bölüm olduğunu hiiiç anlamadım bi baktım yarısı bitmiş. Cidden karışık olaylar var diyebilirim. 
Ama son 10 bölüm de heyecanı ve gerilimiyle ömrümden ömür aldı. İyi mi diceksiniz şimdi bu hahahahah. Dizi içinde rahat bi 5 kere mutsuz son oldu. ''Ahanda bitti daha da 4 bölüm oldu, nasıl ilerlicek bu dizi 16 bölüm daha'' dedim. En az 5 kere! Ama devam etti. Hem de öyle bi etti ki, daha meraklandırıp heyecanı daha da arttırarak. Cidden ekrana yapıştıran, heyecanlı, ''oha şimdi nasıl çıkacaklar işin içinden'' dedirten bi diziydi. Son bölümün son anına kadar aynı merakla geldi dizi.

Bana göre tek eksiğinin ufak bir mizah olduğunu söyleyebilirim. Evet komik sahneler yer yer vardı, özellikle bazı belirli karakterlerin olduğu sahneler... Ama az geldi gibi, azcık daha mizahı kaldırırdı bu dizi, saha müsaitti yani^^


Sona gelince... Ne oldu sonda? Öyle kekremsi öyle gıcıktı ki. Tamam tüm sorunlar çözüldü, kehanet kalktı, Joseon kurtuldu ama bu mutlu son mu? Hiç de mutlu olmadım ben şahsen. Sevenler kavuşamıyorsa ona mutlu son denilmez arkadaş!

Hadi arada kalmış bir son diyelim tamam. E öyle bitirin ozaman burun kıvıralım sevmeyelim di mi? Yooook olmaaaaz. Daha da boka sardırmak lazım. Biz bi zaman atlatalım, sonra adam yaşlanınca birden kızı görsün, ama kız genç olsun, sonra öyle bitirelim. Ve sen, seyirci! Öyle baka kal ekrana boş boş, anlama, gözlerini kırpıştır salak salak, ee ne oldu şimdi de. ''Kavuştular mı? Kız ölmemiş mi? E o zaman neden 40 sene ayrı kaldılar? Kız yaşlanmamış mı yoksa? E kız genç adam yaşlı mı? Yoksa adam da mı gençleşti? Yoksa bunların hepsi bir hayal miydi? Hayalse o evin ne işi vardı orda?'' Biz de senaristler olarak göbeğimizi pohlata pohlata gülelim 20 bölüm sonraki o senin dumur olmuş haline. 

Yemin edebilirim ki böyle bir son yazan bir senarist ancak bunları düşünmüş olabilir.


Senaryo çok güzel o kadar güzel ki zorlasalar bir Gu Family Book kadar çıkar o derece. Yan roller de şahane, efektler falan... Ama sen gel en saçma başrolleri bul, elele bile tutuşurken abi kardeş gibi dursunlar, sonra dünyanın en anlamsız finalini koy... Dizi çok güzel ya keşke başrolleri farklı olsaymış diye diye izledim ama cidden çok ciddi söylüyorum bütün diziyi bu kadar rezil edecek bir son beklememiştim. 

İzleyin desem bi türlüüüüü sonunda bana küfredebilirsiniz, izlemeyin desem bi türlüüüü böyle güzel hikayeli, heyecanı tükenmeyen ve sürükleyici diziler az bulunuyor. Artık ne diyim bilemedim sevgili okur... Sen okuyup karar ver en iyisi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder