''If you want the rainbow, you have to deal with the rain''
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

23 Mayıs 2015 Cumartesi

İzledim: The Hours of My Life


Pek Japon dizisi izlemem, Japon aktörlerden de sevdiğim çok azdır. En sevdiğim aktörlerden birisi 
Haruma Miura. Bu diziyi de sırf o var diye izlemeye başladım, sonra birden bire hayatımda beni en çok etkileyen şeyi izlemiş oldum...


Dizide sağlıklı, yakışıklı, popüler bir genç var, Takuto. Hayatı mükemmel olmasa da hepimiz gibi, yolunda. 22 yaşında, aşık olduğu kızla birlikte hayatının en güzel günlerini yaşarken birden bire ALS hastalığı ile karşılaşıyor. Birden bire hayatında herşey altüst oluyor, parça parça eksiliyor hayatı. O herşeye rağmen, savaşmaya, ayakta kalmaya çalışıyor.


Daha önce biryerlere karalamıştım, hayatımı birkaç yıldır iyileşme ihtimali olmayan bir hastalıkla birlikte sürdürüyorum. Sağolsun yaşam standartımı ve yaşama şeklimi oldukça etkiliyor. Bunca yıl geçti, hala birlikte yaşamayı öğrenmeye, kabullenmeye çalışıyorum.


Takuto'dan ne kadar etkilendiğim anlatmaya cümleler yetmez sanırım. Hepimiz hayatımızdaki o kadar ufak tefek sorunlar için pes ediyoruz ki... Ben kendimce yaşadığım sağlık sorunları için hayatın sonuymuş gibi hissederken biliyorum ki bu yazıyı okuyanlardan bazıları aldığı birkaç kilo, yüzünde çıkan bir sivilce yada erkek arkadaşıyla ettiği bir kavga için ölmek istiyor, mutsuzluktan kendisini heba ediyor.


O kadar umutsuzdu ki hali... Pes etmek için o kadar sebebi vardı ki... Hastalığı daha ne oldum ben demeden o kadar hızlı ilerledi ki...

Etrafında sesini duyacak, derdini anlatabilecek, ona yardım edebilecek kimsesi yoktu.

Ama o pes etmedi. Nasıl yaptı bilmiyorum ama pes etmedi.


Kendisine yeni hedefler bulmaktan asla vazgeçmedi. Bacakları işlevsizleşene kadar çalıştı. Bacak kasları işlevini yitirince kollarıyla çalıştı, tekerlikli sandalye ile futbol oynadı. Tek kolu işlevsizse sonuna kadar diğerini kullandı. Son ana kadar yazdı, yazdı... İki kolu işlevsizleşince bile hayata küsmedi, kitap aldı, sınavlara çalıştı.

Hatta tam hayattan koptu dediğimizde bile pes etmedi, tutundu, yapacak birşeyler buldu.


Ufacık sorunlarımız yüzünden bu hayatı kendimize yaşanamayacak hale getiren bizler Takuto'dan çok şey öğrenmeliyiz sanırım.

İçi umutsuzluktan erimiş bitmişken bile yüzünden gülümsemesini eksik etmeyen Takuto, son ana kadar yaşama tutunan Takuto...

25 yaşında, tüm kasları işlevini yitirmiş sadece konuşabiliyor haldeyken bile 'hayata tutunacağım, beni sevenler için yaşayacağım' dedi.


Onu mutlaka bir izleyin derim. Emin olun ki hem sorunlarınız, hem de dünya çok farklı bir yer gibi görünmeye başlayacak.

Ufacık dertleri çok büyütüyoruz, insanlara karşı kabayız, kötüyüz, etrafımızdaki bizi seven insanların değerini bilmiyoruz, aldığımız nefesin değerini bilmiyoruz.

Takuto'yla birlikte koşmanın, rüzgarın, gülmenin, yemek yemenin, top oynamanın değerini anlayacaksınız, onunla birlikte, o da anlarken...

Mutlaka izleyin, mutlaka!

NOT: İnternette ararsanız orjinal Japonca ismi Boku No İta Jikan ile bulabilirsiniz.

Kendinize iyi bakın...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder