''If you want the rainbow, you have to deal with the rain''
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

4 Mart 2020 Çarşamba

İzledim: My Holo Love


Holografik yapay zeka Holo, bazı problemler sonucu yüz körlüğü yaşayan Han So Yeon'un eline geçer. Holo, Han So Yeon'un hayatını kolaylaştırıp yalnızlığını giderirken Holo'daki değişimleri gören Holo'nun yaratıcısı dahi Ko Nan Do, Han So Yeon'u beta test olarak kullanmaya karar verir. Böylece Ko Nan Do ve Han So Yeon'un yolları kesişir.


Çocuklukta yaşadığı bir travma sonucu yüz körlüğü yaşayan Han So Yeon rolünde Ko Sung Hee vardı. Ben ilk defa başrolde izledim ve bence oldukça sevimli bir kızdı. Ömrü boyunca yüzleri görmeyip hep içine kapanık yaşayan bir kızın kendisine iyi davranıyor diye sadece karakterinden ötürü birilerine aşık olma hikayesi çok masumca geldi bana. "Yüzünü görmediği adama nasıl aşık olur?" diye de düşünmedim değil ama esas aşk zaten yüzüne değil de karakterine duyulan değil mi? Bilemiyorum ama Holo'ya karşı duyduğu o masumane duygu benim hoşuma gitti, dokunmak isteyip dokunamaması aşkın en saf haliydi sanırım.


Hem Holo hem de onun yaratıcısı olan bilişimci deha Ko Nan Do rolünde de Yoon Hyun Min vardı. Uzun zamandır yan rollerde izlerken hep düşünmüşümdür 'bu çocuk çok yakışıklı yahu ne zaman başrol olacak' diye. Sonunda! Adam hem romantik hem de komedi sahnelerinde mükemmel olduğundan romantik komedi diziler için biçilmiş kaftan gerçekten. 


Ko Nan Do ve Han So Yeon ne kadar tatlı olduklarını anca son bölümde görebildiğimiz bi çift oldu maalesef. Onları daha çok görmek isterdim. Hem lansmandaki flörtleşmeleri hem iş arkadaşlarıyla olan yemekteki tatlı halleri böyle uzuuuun uzun izlemek istediğimiz sahnelerdi. Ben yakıştırdım <3


Yukarda da yazdığım gibi Han So Yeon'un Holo'ya karşı olan aşkı çok saf ve samimiydi bence. Ama iyice düşününce o aşktan ziyade yalnızlığını gideren birisine karşı duyulan sonsuz sevgi, sınırsız minnettarlıktı sanırım. Holo holografik bir yapay zeka diye duygulara gerçek değildi demek çok saçma olur. Hem So Yeon'un hem de Holo'nun duyguları gerçekti. Sadece aşk değil, sevginin çok farklı bir versiyonuydu. Zaten bunu Holo gittikten sonra da çok iyi anladık, karşılıklı sevgi hala ordaydı ve çok güzeldi...


Aslında dizi klişelerle doluydu. Sırtında taşıma falan onlardan hiç bahsetmiyorum zaten de... Sevilebileceğine inanmayan sert adam, anne travması, Holo'nun o adamda olmayan tüm güzel huylara sahip yumuşak karakterli olması, çiftin geçmişte yollarının kesişmiş olması, kızın her şeye rağmen sert huylu adama aşık oluşu... 


Tüm bu klişeler normalde tekdüze ve tahmin edilebilir, sıkıcı bir dizi ortaya çıkarabilirdi belki ama aksine çok eğlenceli, sürükleyici, seyir zevki yüksek bir dizi çıkmış ortaya. 

Senaryonun kendisi o kadar yaratıcı ve işlenişi o kadar güzel ki gerçekten hikaye su gibi akıp gidiyor. En nefret ettiğim başrollerin yollarının geçmişte kesişmiş olması ve birbirlerinin 'kaderi' olması durumu bile canımı sıkmadı. Aksine hikayeyi çok güzel toparladı. 

Bu arada holografik bir karakter barındıran bir dizi için mükemmel grafikleri vardı diyebilirim. Asla göze batan bir noktası yoktu. 

Hikaye, görseller, karakterler, oyuncular çok güzel bir uyum içerisindeydi ve ben bundan büyük zevk aldım.


Peki gerçekten böyle holografik bir yapay zeka piyasaya sunulsa siz de almayı düşünür müsünüz? 

Normal şartlarda insanların insanlarla iletişim kurması ve kendisini teknolojinin içinde kaybetmemesinden yanayım. Bu yapay zeka insanlara anca iş konusunda, günlük yaşamı kolaylaştırmak konusunda yardımcı olabiliyor olmalı. Dikkat ettiyseniz normal şartlarda dedim. Bu dünyada çeşitli sebeplerden dolayı (fizyolojik, psikolojik, karakter vb.) yalnızlık çeken çok insan var, mutsuz olan çok insan var... Böyle bir buluşun o insanların hayatlarına ışık tutabileceğini, insanlığın mutluluğu için devrim niteliğinde olabileceğini düşünüyorum. Ama bir yandan da bu sorunları yaşamayan normal insanların elinde insanlığı çok büyük bir iletişimsizliğe itip insan ilişkilerinin de sonunu getiren bir felakete dönüşebilir. Yani %50-%50 ortada kaldım. 
Belki de reçeteyle verilmeli hihih^^


Ben sanırım asosyal ve yalnız insanlar kategorisinden birisi olarak piyasaya sürüldüğü anda alırdım. Offf çok zavallıyım -_-

Uzun lafın kısası;
Dizi, 12 bölümlük şahane bir çıtırdı. son bölümü efsane güzeldi. Çoook eğlenceliydi. 
Herkesin fırsat tanıyabileceği aşk, komedi, bilim kurgu ve aksiyonu bir arada olan kaliteli bir dizi diyebilirim.



20 Ocak 2020 Pazartesi

İzledim: Mr. Sunshine

Üç kuruşluk dönem dizisi zevkimi mahveden The Tale of Nokdu'dan sonra acilen taze kana ihtiyacım vardı. 2018'de aşşşırı yüksek puan aldığı için listeme giren ama o dönem psikolojimin kaldıramayacağı ağır bir konuya sahip olduğu için hep ertelediğim Mr Sunshine'a başladım ve başladığım gibi bir çırpıda da bitirdim. Resmen oksijen oldu, su oldu, güneş oldu bana bu dizi...


Joseon'un dört bir taraftan kuşatıldığı bir dönemde, Bağımsızlık Ordusu'nun en önemli üyelerinden Go Ae Sin ve onunla yolu kesişen Joseon kökenli bir Amerikan askerinin yürek burkan hikayesini izliyoruz.

yukarıdaki efsane olmuş dizi posterinin asıl sahnesi böyleydi
Yoruma başlamadan önce her zamanki gibi spoiler yiyebileceğinizi söylemem gerekir. Çünkü ben spoiler vermeden içimi dökemiyoruuuum, yapabileceğim bir şey yok maalesef.

Aslına bakarsanız elim gitmedi bu yazıyı yazmaya. Yani böyle bir diziyi iyi ifade edemeyebilirim gibi geldi. Edemezsem hakkını yedim gibi olur üzülürüm dedim. Ne bileyim o kadar içime işleyen bir dizi oldu ki herkesle dolu dolu paylaşmak istedim ama kalemim o kadar kuvvetli değil ne yazık ki...


Go Ae Sin rolündeki Kim Tae Ri'yi daha önce sadece The Handmaiden filminde izlemiş ve çok beğenmiştim. Burda da çok beğendim açıkçası. O soğuk ve mimiksiz yüzünü kaldıran bir karakteri vardı.

Go Ae Sin ise zaman zaman empati kurduğum, zaman zaman acıdığım ama çoğu zaman Eugene'in de dediği gibi zalim bulduğum bir kadındı. Etrafında dört dönen 3 erkeğe karşı da oldukça zalimdi...


Başrolde Eugene Choi rolünde Lee Byung Hun vardı arkadaşlar. LEE BYUNG HUN!!! Bunun ne kadar önemli bir olay olduğunu, bu adamın nasıl bir efsane olduğunu, Hollywood tarafından keşfedilince Kore dizilerine ara verdiğini anca eski nesil Kore dizisi izleyicileri bilir. Ve 2009'dan beri ilk dizisi! İnanamıyorum gerçekten. Diziyi izlerken hissiyatım şuydu: Bu adam boşuna Hollywood tarafından keşfedilip Kore'nin dünyada en meşhur oyuncusu olmamış. O ağır adam, o acılı adam nasıl yer yer şapşal oldu ve beni güldürdü anlayamadım. Gözlerinden ya öfke yada aşk fışkırırken, ya kaşları çatık yada gözleri dolu gezerken birden bir şey yaptı kahkahalara boğdu, yanaklarını sıkasım geldi koskoca Lee Byung Hun'un. Neden efsane olduğunu bir kere daha hatırlamış oldum. 

Eugene Choi gerçekten gözleri yaşartan bir adamdı. Gerek geçmişi, yaşadıkları, çektikleri gerekse Ae Sin için göze aldıkları... Üzdü beni açıkçası. Çok aşık oldu be! Kızdan çok sevdi gerçekten. Ve kendisini, her şeyini kızın yoluna feda etti. Özet bu...

bu çok soğuk görünen çift fotoğrafının ne kadar duygusal bir an olduğunu anca izleyen anlar -_-
Beni tanıyan bilir, ben böyle pançik pançik parlayan, mıçmıç çiftleri, bol temaslı sahneleri ve dolu dolu aşkı izlemeyi severim. Bu dizi boyunca çiftimiz toplasan 2 kere sarıldı, 2 kere elele tutuştu ve hi.çama HİÇ öpüşmedi bile. Tüm bunlara rağmen, o ne aşktı beeee... İşte bunu gerçekten çok seviyorum. Böyle arada hiçbir temas olmamasına rağmen bile aşkın o gerçek ve saf halinin, tutkunun aktarılabilmiş olması hem karakterlerin hem hikayenin hem de oyuncuların ve aralarındaki uyumun ne kadar mükemmel olduğunu gösteriyor sanırım.


Dizide aynı kadına aşık 3 adam vardı. Hepsi hayattan farklı darbeler yiyip farklı yollar seçmişti kendisine ama mecburen ortak bir noktada buluştular: Go Ae Sin. Bu birbirinden farklı 3 adamın ilk olarak birbirinden nefret etmesiyle başlayıp mükemmel bir dostluk kurmalarına kadar giden o yolculuğu izlemeye tek kelimeyle bayıldım. Dizinin ennn sevdiğim sahneleri bu üçünün sohbetleri diyebilirim açık ara. Çok trajikomik bir ilişki vardı aralarında. Tahmin etmiş olabilirsiniz belki ama benim favorim Gu Dong Mae idi. Kalbimi bıraktım o sert görünen ama adalet ve merhamet duygusu yüksek kalbi yaralı o parçalanmış adamda -_-

dizideki fotoğraf ve altta onun tarihte gerçekten çekilmiş orjinali
Şahsen bağımsızlık hikayeleri en çok etkilendiğim dizi türlerinden birisi. Chicago Typewriter, Rebel: Thief Who Stole the People, şimdi de bu... Bir grup insanın devletin desteği olmadan vatanını kurtarmak için uğraşması beni etkilediği kadar üzüyor da. Ne bileyim Kurtuluş Savaşı geliyor aklıma, o dönem Osmanlı'sı inanın ki bu dizide göreceğiniz Joseon ile aynı hikaye. Başka ülkelerden izleyen insanlar ne düşünerek izledi bilemiyorum ama tarihini bilen bir Türk vatandaşının çok kolay empati kuracağından eminim. 

Şu anki ülkemizin durumu da pek farklı değil tabi maalesef...


Diziye başlar başlamaz bu dizi mutlu sonla bitemez, kesin herkes ölecek dedim. Bu iğrenç ve uğursuz önsezimin büyük bir kısmı da tuttu maalesef. Son bölümlerde dizi boyunca aşırı aşırı aşırı sevdiğim karakterlerin bağımsızlık uğruna teker teker ölmesine öyle çok ağlamışım ki (gerçekten uzun zamandır hiçbir diziye böyle bir tepki vermemiştim) içerden kardeşim koşa koşa geldi ağlamama. Sonu benim için biraz havada kaldı, mutlu muydu mutsuz muydu bunca yıl geçti e peki ne oldu şimdi cinsinde milyar milyor soru dolandı kafamda ama kötü diyemem çarpılırım.


Böyle ciddi ve ağır konusu olan bir dizinin su gibi akıp gitmesini hiç beklemiyordum açıkçası. Her bölümü bir film izliyormuşum hissiyatı yarattı bende. İnanılmaz güzel işlenmiş hikaye kurgusu, karakterlerin ve olayların çeşitliliği ve hikayenin asla duraklamayıp hep akması sıkılmaya hiç fırsat vermediği gibi gözünüzü bile kırpamıyorsunuz.


Dram, aksiyon, romantizmin yanı sıra yer yer serpilmiş komedi öyle dozunda ki, olduk olmadık bir noktada sizi bi güzel güldürüp gevşetiyor. Hem komedik yanı yüksek bir kaç yardımcı oyuncunun varlığı hem de hiç beklemediğimiz ciddi karakterlerin ara sıra yaptığı komik hareketler dizinin beyin patlatıcı ağır bir dram seyrinden çıkıp mükemmel bir ritm yakalamasını sağlamış. 


Mükemmel başrollerin yanına en büyüğünden en küçüğüne kadar çoook iyi yanroller var. Ve hatta birer bölüm gelip geçen konuk oyuncular bile woohooo isimler. Yani bu çifti karı koca olarak başka nerde görebilirsiniz mesela?


Herkesin her karakterin tek tek hikayesi çok güzeldi. Günlük hayattaki sıradan insanların Bağımsızlık Ordusu üyesi olması, dizi boyunca izlediğimiz karakterlerin teker teker orduya katılması, herkesin bir şekilde bir yerden bağımsızlık için verilen savaşın ucundan tutması... Bir zincirleme reaksiyon oldu ve tüm hikayeler aynı uğurda kesişti.


Yukarıda da bahsettim ama benim dizide ennnn sevdiğim kısım kendimce '3 silahşörler' dediğim ama asla silahşör ol-a-mayan  Gu Dong Mae, Kim Hui Sung ve Eugene Choi karakterlerinin gelişimini izlemek oldu.


Joseon'da yaşadıkları yüzünden ülkesinden nefret edip gerçek bir Amerikan vatandaşı olan, Joseon'u elleriyle parçalamaya hazır Yoo Jin'in, Go Ae Sin'i ve diğer Bağımsızlık Ordusu üyelerini izledikçe ne kadar kutsal bir iş yaptıklarını görmesi..


Kendisinden başka hiçbir şeye inanmayan ve kim para verirse onun adamı olan Gu Dong Mae'nin Go Ae Sin'den etkilenip gerçekten kimin iyi kimin kötü olduğunu görmesi ve her ne olursa olsun sonuna kadar tek bir kadının hayatı için yaşaması..


"Ben sadece işe yaramayan şeyleri severim" diyen ve hayatının ne amacını ne de gittiği yönü bilmeyip savrulan Kim Hui Sung'un bu savaş içinde kendi amacını bulması ve silahı olmasa da kalemiyle savaşması...
Hepsi de kalbime yer eden çok özel insanlar oldular. 


Uzun süre unutamayacağım bir dizi olarak tarihe geçti. Beni en çok ağlatan dizilerden, kalbime en çok dokunan dizilerden birisi oldu. Böyle duygusal olarak aç olduğunuz, gelip geçici romantik komedilerden sıkıldığınız bir an mutlaka fırsat verin bu kalite kokan diziye derim ben. Mutlaka ama mutlaka bizden bir parça bulacak ve duygulanacaksınız. İmzamı basarım!

8 Ocak 2020 Çarşamba

İzledim: The Tale of Nokdu

2019'da en yüksek reyting alan dizilerden maraton yaptım demiştim size geçen yazımda. Bu da maratona baştan giren, en yüksek internet izleyici puanına ve reytinge sahip dizilerden birisiydi.


Nok Du'nın ailesine suikastçiler saldırınca NokDu onların liderini bulmak için takip etmeye karar verir. Yolun sonu sadece kadınların yaşayabildiği bir dul kadınlar köyüne düşünce, NokDu da bu işin peşini bırakmak istemez ve bir kadın kılığına girerek o köyde yaşamaya başlar.


Başrolde Nokdu rolünde Jang Dong Yoon vardı. 28 yaşındaki bu bebeksi adama neresinden bakarsam bakayım 21'den fazla demem! Yüzü, hatları, tipi, gülümsemesi ve hatta mimikleriyle hal ve hareketleri bile ergenlikten yeni çıkmış gibi gösteriyor.

İlk bölümlerde kadın rolüne girdiğinde o kadar, o kadar, o kadar gerçekçi bir kadın oldu ki, daha sonra asla gözüm erkek haline alışamadı. Kesinlikle erkek olmak için fazla güzel bir adam hihihih. Net kadın olmalıymış. Dizideki tüm kadınlardan daha minicik bir yüzü, dolgun ve pembe dudakları, zarif ve narin bir vücudu, toptan bir güzelliği vardı. 

Demem o ki kadın hali erkek halinden çok daha gerçekçi ve iyiydi... Erkekken sanki erkek kılığına girmiş kadın gibiydi...
Ayyy okuma bu yazdıklarımı Jang Dong Yoon -_- Özür dilerim ><


Diğer başrolde ise Kim So Hyun vardı. Kendisi 20 yaşında ufacık tefecik içi dolu bir turşucuk. Hala yardımcı oyuncu olacak çağlardayken bir sürü dizide başrol oldu bile. Bana aşırı genizden gelen sesi biraz rahatsız edici ve rolleri birazcık tek düze gelse de sevimliliğini inkar edemem. 

Ama üzülerek söylüyorum ki bu dizide NokDu'dan çok daha erkekti ><


Bir röportajlarında şöyle bişey dediler : Diziden önce o kadar iyi anlaştık ki yönetmen aramızdaki ilişkinin iyice kardeş gibi olmasından çok korktu. Benim aldığım hissiyat da tam buydu. Öncelikle ikisine de gözüm kadın olarak alıştığından o kadın-erkek çekimini hiç alamadım. Nokdu o narin tavrından çıktığı dövüş sahneleri sırasında falan da yine o ilişki aşktan çok kardeşlik gibi geldi bana. Tensel temaslar zorlamaydı sanki... Bilemiyorum bunlar sevgiliden çok abi-bacı gibiydi -_-


Dizide ilk başlarda Rooftop Prince vaybı aldım. Orda erkek kılığında bir kadın, burda kadın kılığında erkek vardı. Güzel bir romantik komedi görücez diye düşünürken tabiiki de konu o kadar basit kalmadı.


Basit kalmadı dediysem gerçekten sarpa sardı. Kim kimdir, kim iyi kim kötü o kadar karıştı ve zorlaştı ki benim için, açıkçası ittirerek izlemek zorunda kaldım. Yani hiç mi karışık dizi izlemedik hayatımızda? Daha neler neler, ne entrikalar, politik karmaşalar izledik de ama demek ki akıcılığı zayıftı ki bu karmaşa zorladı beni izlerken. Hoşuma gitmedi maalesef...


Yine de hakkını yememek lazım ki son 3-4 bölümde başından ayrılamadım. Düğümler açıldığı için mi, ilişkileri yoluna girdiği için mi bilemiyorum ama daha severek izledim. Özellikle son bölümde dizi boyunca çektikçe çeken herkesin mutluluğunu izlemek çok çok güzeldi. 
Evet, spoiler, mutlu son. 

Ama genel olarak bu dizinin neden bu kadar beğenildiğini, kardeş gibi duran bu çifte neden hayran kalındığını anlayamadım, üzgünüm.


Son olarak yorumumu bu göz yakan Jang Dong Yoon fotoğrafıyla bitirmek istedim. Allahım bir insan daha ne kadar benim tipim olamaz bilemiyorum. O saçlar ne!!! Dizide eski dönem erkekleri topuz yaptığında uzun saçlarına tahammül edebilir ve hatta sevebilirim ama gerçek hayatta bu saç ne demek! Zaten yüzü gerçekten kadın gibi. Dedim ya dizide kadınken daha gerçekçiydi diye. Bu saçlarla iyice kız kardeş oluyor. 

Bizimla deyılsın Jang Dong Yoon. Acilen berbere koş!






30 Aralık 2019 Pazartesi

2019'un En İyi Kore Dizileri

Ve ve veeeee bu senenin son yazısı!!!

Geçen senenin son aylarında hem blogu hem de Kore dizilerini izlemeyi çok boşladığım için geleneksel 'En İyiler' yazılarımın hiçbirisini yazamamıştım. Bu sene özellikle son 2-3 ayda müthiş bir hız vererek dizi izledim (hala yorum yazamadığım çok) ve hakkıyla bir liste oluşturduğumu düşünüyorum.

Öncelikle eski senelerin listelerinin linkini bırakarak lafı da fazla uzatmadan hemen bu senenin listesine geçiyorum.


Dizilerin beğeni sırasına göre yazılmadığını belirterek başlıyorum:

1) HOTEL DEL LUNA



Bu sene Kore dizilerinden tam ümidimi kesmişken içimde bişeyler yeşertip dizi izlemeye devam ettiren delikanlı dizi! Hem fantastik olsun, hem efektler mükemmel olsun, içinde aşk da olsun, bir de kadro çok iyi olsun... Olsun da olsun yani. Gerçekten çok iyi bir diziydi. IU döktürmüştü. Atmosfer insanı tam içine alan cinstendi. İnsanın içini kıpır kıpır eden tam benim ağzımın tadında bir fantastik/romantik diziydi. Şiddetle tavsiye edilir.

Diziye dair yorum yazımı okumak için tıktık

2) WHEN THE CAMELLIA BLOOMS



Benim için bu sene kadınların mutlaka izlemesi gereken, her yaş ve nesilden herkese umut dağıtan en mükemmel dizilerinden birisiydi. Tek başına ayakta kalmaya çalışan bela mıknatısı Dong Baek'in hayatını izledik bu dizide. Gong Hyo Jin hayranlığım bir kenara ama bu kadın kötü senaryo seçmiyor! Gerçekten çok iyi bir diziydi. Ve okursanız dizi yorumumda da görürsünüz ki bence bu dizi mutlaka Türk dizi sektörünce keşfedilip Türk ekranlarına uyarlanmalı!

Diziye dair yorum yazımı okumak için tıktık

3) HER PRIVATE LIFE 



Yılın kesinlikle en iddialı romantik komedisi. Bi kere Kim Jae Wook gerçeği var, diziyi 10 adım öne geçiriyor zaten. Ne kadar seksi bulup ne kadar etkilendiğimi anlatamam. Sonra bu sene izlediğim içinde dram, polisiye vb olmayan saf romantik komedi olan tek tük dizilerdendi ki böyle dizilere sık sık ihtiyaç duyuyorum. Mükemmel bir deşarj dizisi. Yayınlanırken topladığı tüm reytingi hakediyor gerçekten.

Diziye dair yorum yazımı okumak için tıktık

4) ROMANCE IS A BONUS BOOK



Bütün diziler çooook güzeldi ama bu sene en çok içinde hissettiğim dizi Romance is a Bonus Book oldu. Bi kere izlemeyi en çok sevdiğim ponçik ponçik bir aşk vardı, sonra çok bizden çok bizim gibi bir kadın vardı başrolde. Sonra yine izlemeye bayıldığım 'deli gibi aşık adam' karakteri vardı ki canlandıran Lee Jong Suk olunca arşa çıkmıştı seviye. Bir de bol bol kitap, kitap hikayesi olunca damağımda mükemmel bir tat bıraktı. Kaçıncı sıra bilemem ama bu senenin ilk 3'üne mutlaka koyarım orası net!

Diziye dair yorum yazımı okumak için tıktık

5) ONE SPRING NIGHT



Bu sene sağ gösterip sol vuran, aşk uğruna tüm etik kuralları yıktıran dizi. Kendi yorumumu bir kez daha bi okudum da yani aman ne saymışım ne sövmüşüm, gören diziyi sevmedim zanneder. Yok aksine tam tersine kendimi o kadar senaryoya kaptırmışım ki her karakterle kavga etmişim. Öyle çekiyor içine sizi. Yılın en güzel çiftlerinden, en güzel aşklarından birisi. Bir de üzerinde iki gözümün çiçeği Jung Hae In var, daha ne olsun zaten?

Diziye dair yorum yazımı okumak için tıktık

6) MEMORIES OF THE ALHAMBRA



Yorumlarken beklentilerimin altında kaldığını yazmıştım ama yine de görüntü kalitesiyle, kadrosuyla, senaryosuyla bu senenin en iyilerinin arasına girmeyi hak etti ne diyeyim. Belki mükemmel bir aşk dizisi değil ama oldukça enteresan konusuyla çok iyi bir aksiyon dizisi ve görsel bir şölen diyebiliriz. Hyun Bin olunca zaten belirli bir seviyenin üzerinde kalıyor ister istemez... Sonu itibariyle mutlaka bir ikinci sezon istiyor aslında, ama malum Koreliler yapmaz öyle bir güzellik... Yılın en iyi dizisi diyemem fakat şimdiye kadar gelmiş dizilerin tamamından farklı gidişiyle bu senenin izlenmesi gereken dizilerinden birisi diyebilirim.

Diziye dair yorum yazımı okumak için tıktık



Şunu söylemeliyim ki, aralık ayı boyunca, 2019'un en yüksek reyting ve puan alan dizileriyle insan üstü bir maraton yaptım. Ama öyle böyle değil. Sonuç ne? Hayal kırıklığı... Bu senenin listesini 10'a bile tamamlayamadım... 2019'da Kore'de yayınlanan tüm dizileri izleyebilmiş değilim elbette, listemde olup izleyemediğim dizi de çok var daha. Ama izlediklerim arasından (ki herkesin beğenip TOP10 listelerine koyduğu çok popüler diziler de vardı) anca 6 dizi çıkarabildim.


Ama yine de adı mutlaka geçmesi gereken birkaç diziden bahsetmek istiyorum yoksa çok ayıp olur gibime geliyor.

BU SENENİN POTANSİYEL YILDIZI
Arthdal Chronicles


E potansiyel yıldız diyorsun da neden En İyiler listene koymadın Melly? Bitiremedim çünkü arkadaşlar. Hem çok uzun, hem de çok karışık. Bir sürü olay, karakter, kabile vb var. Bi ileri bi geri gidiyor. Sindire sindire izlemek lazım. Böyle arka arkaya izleyip maraton olunca mavi ekran veriyor beynim. O yüzden yetişmedi. Ama şimdiden kostümlerden, atmosferden, mekanlardan ve senaryoya şekil veren karakterdir olaylardır her türlü etmenden aşırı etkilendiğimi söylemem lazım. Artık bu dizinin akıbeti benim dizi yorumlarıma kaldı mecburen. Güzel gidiyor ama ne yalan söyleyeyim... Game of Thrones özentisi olmuş diyen çok var ama dünya üzerinde nesli tükenmekte olan GOT izlememiş nadir cinslerden birisi olarak beni etkilemedi. Görsellerde bir benzerlik var elbet. Atmosfer de bana Avatar'ı anımsattı biraz. Ama olsun, çok güzeldi zaten o Avatar evreni. Varsın anımsatsın. Ben beğenicem gibi hadi bakalım hayırlısı.

BU SENENİN EN BÜYÜK HAYAL KIRIKLIĞI
Melting Me Softly


Hayır bu senenin hayal kırıklığı 1 değil 3 değil 5 değil zaten ama bu çok kırdı kalbimi... 
Ji Chang Wook'u nasıl sevdiğimi beni önceden okuyanlar bilir, okumayanlara da anlatamam yani o kadar çok. Göz bebeğimdir kendisi. Nasıl gözlerim yolda beklemiştim askerden dönmesini halbuki... En İyiler listemin yıldızlı köşesine koyarım derken neler neler oldu... Hem de diziyi beğenmeye gönüllü izlemişken. Üzgünüm a dostlar... Artık nedenini niçinini dizi yorumumda uzuuun uzun anlatırım napalım...



Yine kah gülüp kah ağlatan birbirinden renkli ve güzel dizilerin olduğu bir yılı bitirdik. Benim oldukça eleştirel ve zor seçen birisi olduğumu göze alarak okuyun listeyi, yoksa güzel diziler vardı yine de. Ama ben burda yazanları o kadar çok beğendim ki 'sadece güzel' olanları bu listeye koyarak, listemdeki dizileri onlarla aynı seviyede göstermek istemedim. 
Öyle de titizim yani^^ 

Gerçekten insanı çok etkileyen, içinde hissettiren, mesajı olan, kalbe dokunan dizileri yazdım. Umarım size de yardımcı olur. Bunlardan birisini izlemeye karar verirseniz 2020'ye güzel bir başlangıç yaparsınız inşallah.

Böyle sağlık, mutluluk, huzur gibi herkesin aklına ilk gelen dileklerim var elbette yeni yıldan. Ama benim asıl yeni yıl dileğim şöyle olacak size:

Umarım en sevdiğiniz dizideki başrolün yaşadığı gibi bir olay silsilesi yaşar ve orda izleyip içinizin gittiği başrol gibi bir adamla tanışırsınız yeni yılda. 

Tabii ki ben de^^ Offf ne diziler ne karakterler geçti aklımdan hızla bir bilseniz... 

İnşallah çok güzel şeyler olur yeni yılda. Bizden eksiltmesin arttırsın. Yeni yılınız kutlu olsun <3<3<3



29 Aralık 2019 Pazar

2019'un En İyi Kore Renkli Kozmetik Ürünleri

Daha önce demiştim ki "Cilt bakımında Kore ürünlerine para veriyorum ama makyaj malzemesi almam çünkü pahalı. Ben de çok çeşitli ürünler kullanmıyorum zaten. Watsons, Gratis gibi bir mağazadan uygun fiyatlı bir farı, ruju da pekala alıp kullanabilirim." O zaman doğru demiştim gerçekten de. Ama sonra işler değişti. Her şey çok pahalılandı. Ülkemizde Kore ürünleri satan internet siteleri kuruldu, Kore markaları şube açtı. Onlar da indirim yapar oldu, erişim kolaylaştı. "İki ürün benzer fiyatlara gelirken neden daha kaliteli olduğunu bildiğim Kore ürünlerini almayayım ki?" diye düşündüm.

Doğru düşünmüşüm. Aferin bana!

Bir de ikinci el sitelerini kullanmaya başladım. Orada birileri almış denemiş beğenmemiş hatta hiç ambalajını bile açmamış bir sürü ürünü satış fiyatının 3'te 4'te bir fiyatına bulabildim. Ben de zaten anlatmıştım bir yazımda artık çevreci yaşamaya, çevreyi koruyup az tüketmeye ve seri üretimi desteklememeye çalıştığımı. Yeni üretilen bir ürünü almayıp ikinci el ürünle seri üretimin bir parçası olmamak da çok işime geldi. Ben de bu yola baş koydum hahaha^^

Uzuuun bir liste çıkaramasam da birkaç üründen bahsedebilirim size. 

1) MISSHA COLORING MULTI STICK 
 

Bende bu ürünün 3 rengi var. Sweet Mocha, Rosy Angel ve Orange Cookie. Alıp alabileceğiniz en çok amaçlı, yüzün her yerine kullanılabilecek, verdiğiniz parayı 100 kere çıkarabilecek ürün. Sweet Mocha ile yüzüme hafif gölgelendirme yapıyorum. Diğer ikisini de artık aklınıza neresi gelirse allıktır, krem fardır, dudak renklendirmesidir her yerde kullanıyorum. Elimde olsa her rengini alırım ama şu anda gözüm aydınlatıcısında açıkçası^^

2) A'PIEU BONDING BALM CONCEALER


Çok samimi söylüyorum hayatımda kullandığım en güzel kapatıcı. Yüzüme hiçbir şey kullanmadan sırf bunu kullandığım günlerde bile hep iltifat alıyorum çok aydınlık ve canlı göründüğüme dair. Bendeki en açık rengi, sadece göz altıma kullanıyorum ve mükemmel kapatıyor. Ammaaaaa bence siz almayın öyle kolay kolay. Her gülün bir dikeni vardır ya, bu ürünün de kullanımı çok zor. Hatta 'Kullanamadım, çok katı, dağılmıyor' vb vb çok yorum okudum her yerde. Haklılar da. Doğru kullanmazsanız bir azap. Öncelikle göz altlarını çok güzel nemlendirmek gerekiyor. Sonra ürüne parmağınızı sürerek almayacaksınız asla. Sanki parmak izi basıyor gibi sadece dokundurup basma hareketiyle alacaksınız. Neden bilmiyorum ama çok çok çok önemli bir ayrıntı bu. Zaten çok katı olan ürüne parmağınızı sürerseniz parmak çizgilerinin arasına dolup krem gibi göz altında iğrenç dağılmayan bir kıvam alıyor. Sonra yine göz altına parmağınızı asla sürüp kaydırmadan sadece dokundurup çektiğiniz pıt-pıt hareketlerle yedirip yayacaksınız. Sabredip o kapatıcı dağılana kadar pıt pıt yaparsanız gerçekten mükemmel bir sonuç çıkıyor. Sabretmeyip bir kere bile olsa krem sürer gibi parmağınızı sürterseniz göz altınıza, gelin cenaze namazına. Var olduğunu bile bilmediğiniz çizgiler çıkıyor ortaya. O yüzden dediğim gibi, benim kullandığım en zor ama en mükemmel kapatıcı. İyi düşünüp öyle alın derim ben.

3) ETUDE HOUSE PRECIOUS MINERAL BB CREAM BLOOMING FIT

Evet KAZIK kadar oldum hala fondöten kullanmıyorum arkadaşlar. En incesi bile olsa fondöten sürünce yüzümde maske varmış ve makyaj malzemesiyle 3 kilo almış gibi hissediyorum. Cildim berbat olduğunda ve dünya haritasına döndüğünde bile en kapatıcı bb kremi kullandım ama yine de fondöten kullanmadım. Etude House da en sevdiğim marka olarak defalarca kayda girdiğine göre en sevdiğim bb kremin bu olmasına şaşırmamalı. Bu kremin pek çok çeşidi var: mat olanı, çok kapatıcı olanı falan felan. Benimki hafif parlak bitişli olan. Neden? Çünkü ben mat değil ışıl ışıl parlayan ciltleri seviyorum. Bence çok fresh ve genç gözüküyor. Kapatıcılığı da oldukça yüksek ayrıca. Bendeki en açık rengi, tam geliyor. Sanırım bu ürünün en kötü yanı renk skalasının çok kısıtlı olması. Koyu tenli, esmer falansanız bu üründe kendinize göre bulamayabilirsiniz... Gerçi ben buluyorum da ne oluyor alamıyorum ki istediğim zaman -_- Çabuk bitmesin diye başka ürünlerle dönüşümlü kullanıyorum. Umarım bitmez yada biterse yenisini alabilirim. Çünkü Etude House ürünlerini ülkemizde bulmak çoook zor -_-

4) IOPE DUAL LIP BLENDER

Evet suçluyum!!! Ben de Korelilerin dudağın içi koyu dışı açık renk ruj modasını çok seviyorum... Bence çok masum ve sevimli bir ifade katıyor yüze. Batıda dudağın dışını koyultup vamplaştırmak modayken doğuda tam tersi moda. Çok enteresan gerçekten. Böyle bir ruj almak aklımda yoktu aslında, elimdeki herhangi iki ruj ile onu yapabiliyordum. Ben turuncu ruj istiyordum sadece. Ve gümmm!! Karşıma bu güzellik çıktı, IOPE çift renkli ruj ve orange rengi. Birisi aynen şöyle yazmış satarken: hediye geldi ama hem rengini sevmedim hem de çift renkli ruj kullanmıyorum, sonra da 10 lira demiş. 10 LİRA!!! Şu an güncel fiyatı 20.49 dolar! Başka bir sözüm yok sayın yargıç. Rujun kalıbı bile bozulmamış, rengi bile test edilmemiş olarak ambalajıyla geldi bana. Çoooook seviyorum. En sevdiğim rujum diyebilirim. Sürdüğümde de hep iltifat alıyorum. IOPE çok üst sınıf pahalı bir marka ama bu size fikir olabilir. Bu tip iki tonlu rujlara bir şans verebilirsiniz bence.

5) A'PIEU HARUTATOO LIP TINT
Allaşkına neden 2 tane ruj koydun demeyin. Kore kozmetik konusunda o kadar inovatif bir ülke ki böyle enteresan ürünleri başka markalarda bulmak çok zor. Popüler bir ürün aslında, hani dudağınıza uyguluyorsunuz bekleyip kuruyunca da soyuyorsunuz ve altında kalıcı bir tint bırakıyor dudakta. Pazarda felan çok satıldı bunlardan 5 liraya, aman diyeyim uhu falandır onlar kanıp almayın. Çok enteresan bir ürün ve işin ilginci işe yarıyor. Özellikle böyle ruj tazelemek istemediğiniz zamanlarda, ruj görüntüsü değil de dudak rengi öyleymiş gibi görünsün istediğiniz doğal makyajlarınızda yada rujun bile aktığı sıcak yaz günlerinde bire bir! Ben makyaj yapmadığım yaz aylarında bir güneş kremi üzerinde göz altı kapatıcısı ve bu tintle tüm günümü geçirdim açıkçası. Bendeki CR01 tonu ve açık bir kırmızı. Dudaklarım kendinden kırmızı görünüyor ki benim dudaklarım dünyanın en renksiz ve ölü gibi gösteren dudakları emin olun ki. Üzerinde gün içinde lip balm da kullanabiliyorsunuz asla bozmuyor. Çok rahat ve kullanışlı bir ruj bence.


Eeee bu muydu Melly? Evet bu maalesef. Bikaç ürünüm daha var tabii Kore markalarından ama favorim dediklerimi yazıyorum buraya malum. Kat kat makyaj yapan birisi de değilim. Hafif, basit, kullanışlı ve doğal görünümlü makyajları seviyorum. O yüzden bu şimdilik yeter de artar bile^^  Ama beğenirseniz bakarsınız 2020 de far paletleri falan yazarım (yok da far paletim yani ucuza bulursam alıp deneyebilirim her an^^).