''If you want the rainbow, you have to deal with the rain''
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

29 Ağustos 2021 Pazar

İzledim: Nevertheless

 Geleneksel sonbahar aramı vermeden önce son zamanların en çok ses getiren dizisinden bahsedeyim de aklımızda kalmasın dedim.

Hepi topu 10 bölümlük dizi nasıl sükse yaptıysa sanki 1 senedir bu dizinin bitmesini beklemişim gibi hissediyorum inanın ki. 


İlişkilere inanmayan flörtleşme ustası Park Jae Eon ile kendisini onun ağından kurtaramayan Yoo Na Bi arasındaki gerilimli kaçan kovalanır hikayesini izliyoruz.

Geleneksel yazı tarzım olan 'önce karakterlerden bahsedelim' i bir kenara bırakıp önce diziden bahsetmek istiyorum size bugün.


Dizi ses getirdiği kadar var öncelikle. Kore dizi dünyası için oldukça çığır açıcı bir yapım. Eskinin dudakları birbirine değdirerek öpüşmüşçülük oynayan çiftlerinden bu noktaya gelinmiş olmasına ben bile inanamadım izlerken. Kore TV sektörü için çok erotik sayılabilecek sahneler olduğu gibi (Amerikan TV sektörü için tabii ki çekirdek) lezbiyen bir çifte de yer verilmiş. Çok büyük bir zevkle izledim ben bu özgür yapımı o yüzden. Umut ediyorum ki bir gün bizim televizyonlarımız da bu ileri görüşlülüğe kavuşur.

Bu arada LGBT+ dostu bir blogtasınız arkadaşlar. Bu dizideki lezbiyen çift varlığından gram rahatsız olan derhal blogu terk edebilir. Burası homofobikliği hoş gören bir ortam değil haberiniz olsun. 

Neyse devam ediyorum..


Dizi standart Kore dizisi kalıplarının çok dışında; sadece cesur sahnelerden bahsetmiyorum, konu ve gidişat olarak da oldukça farklı. Ama gerçekçi. Yani burda anlatılan hikaye her dizide gördüğümüz Romeo ve Juliet edasındaki romantik komedi aşk hikayelerinden çok daha gerçek. Gördüğü her kızı götürmeye çalışan erkek gerçek, karşısındaki erkeğin cazibesine kapılan kız gerçek, psikolojik sorunlar gerçek, okul hikayeleri gerçek... Dolayısıyla oldukça farklı ama güzel bir dizi çıkmış ortaya.

Hemen her dizideki romantizm matematiğini arıyorsanız ama, bu diziden pek de memnun kalmazsınız.

Yalnız belirtmem lazım ki ilk yarısındaki çarpıcılık ve sürükleyicilik ikinci yarıda hafiften azalıyor, ufaktan bir sıkıcı oluyor. Yine de farklı renkleri görmek baki elbette. 


Başroldek Park Jae Eon rolünde Song Kang'ı izliyoruz. En son oldukça iyi yorumlar alan Navillera dizisi dışında hemen her yerde izledim, son zamanların en popüler oyuncularından kendisi. Ama maalesef ki hiç tipim değil. Yani çok güzel bi çocuk, böyle tabirleri hiç sevmem ama deyim yerindeyse 'kız gibi'. Bu kadar güzellik bir erkeğe fazla benim zevkim için.

Park Jae Eon diğer yandan çok farklı. Hala benim tarzım değil ama eminim ki ona karşı koyacak kadın yoktur yer yüzünde. Bi kere acayip sensual bi adam. Kendinin, yakışıklılığının, cazibesinin acayip farkında ve bunu çok güzel kullanıyor. Gözünün ucuyla bakışından bardak alışına, yemek yiyişinden gülüşüne, elinde tamir aletleri demir kaynakçılığı yapışından kalem tutuşuna her hareketinde istemsiz bir erotizm var. Kadınlarla iletişim kurarken kullandığı temaslı vücut dilinde ise oldukça istemli bir erotizm... Bu kadar tatlı tatlı ve inceden flörtleşen bir adama hayır diyebilecek bir kadın tanımıyorum ben. 

Ama hastalıklı bir yani var tabii ki bu halinin, oldukça da tehlikeli bence. Yani bi Friends-Joey tatlılığında değil daha korku-gerilim havasında. Elini veren kolunu alamaz eminim ki.


Yoo Na Bi rolünde ise Han Soo Hee'yi izledik. İşte tam da bu paragrafta işler çizgisinden çıkacak şimdi...

Han So Hee'den nefret ettim. Ama öyle böyle değil!!! Ortaya koyduğu bu zayıf ve ezik karakter, bi kadın olarak utanç verdi bana. Böyle bir kadının arkadaşım olmasını asla istemezdim. Aptal bir kadında olabilecek hemen her kötü özellik vardı kendisinde.

İç sesinin ağzına kürekle vurasım geldi.

Kendisinde asla değer vermeyen, kendini gittikçe daha da değersizleştiren, bir erkeğin peşinde köpek olan ezik kadın modeline asla katlanamıyorum. Ortada değecek bir adam olsa neyse dersin... Dizinin başından sonuna adamın ağzının içine bakarak yaşadı. Saçını onun keyfine göre yaptı, onun duymasını istediği lafları konuştu, karşısında mum kesildi, çocuk hoşuna gitmeyen bişey duyacak diye her zaman diken üstünde yaşadı, her kelimesinde çocuğun yüzüne baktı tepkisini ölçmek için. Bu kadar mı karakterin yok senin? Bu kadar mı kendin düşünüp konuşacak, yaşayacak kadar bütün bi insan değilsin???

Bu arada çocuk kızı ufaktan ufaktan çaktırmadan götürürken bir yandan da işine gücüne bakıyor, başarı tavanda yurt dışından teklifler falan... Bu salak iyice mala bağlamış, aklı fikri belden aşağı çocukta, işi gücü sallamış başarısızlıktan eriyor. İyice oğlan delisi olmuş çocukla yatıp kalkmak dışında gözü başka bişey görmüyor. Sinirden zor izledim o zavallı hallerini gerçekten.



Genel olarak erkeksiz duramayan bi karakterdi kız zaten. Daha erkek arkadaşıyla ayrıldığı gün abayı yaktı bu çocuğa. Onunla olur mu olmaz mı ikileminde alt dönemden çocuğu buldu o olmayınca buna döndü derken araya bi de çocukluk arkadaşını soktu. Normal mi yani bu durum? Bunları yapan erkek bi karakter olsa ne küfürler etmiştim de... Bu kendimi tutmuş halim.

Bu arada kız oğlan delisi olmasa da pek matah bi karakter değil yani bence. Zorla gülümseyen, sevimsiz ve oldukça mıymıntı bi tipti. Devamlı mik mik suratlar bişeyler. Milletin enerjisini düşüren, tadını kaçıran haller. 

Çocukluk arkadaşına davranışı mesela beni çileden çıkardı. Onu cebinde tutması, kabalığı, kullanması, son bölümde çiçeği eline tutuşturuşu... Hele son sahnede bi bakışı var ki... Ama yuh aç köpek diyesi geliyor insanın bi tek izleyen anlar ne dediğimi.. 

Size iki fotoluk nefretimi düktüm buraya ama inanın 100 fotoluk nefret doluyum aslında. Çok sinirlendim izlerken, onun yerine defalarca utanıp yerin dibinde girdim. Aşk gurur tanımaz derler ama bi kadın da bu kadar gurursuz ve oğlan budalası olmamalı bence.

Neyse efendim konu değiştirelim..


Çift olarak aralarındakinin aşk olduğuna beni ikna edebilecek hiç bir sahne ve olay örgüsü yoktu dizide. Tamamen cinsel çekim diyorum, kaçan kovalanır diyorum başka da bişey demiyorum.


Bana kalırsa dizinin 2 tane güzel çifti vardı. İlk çift bu; Ji Wan ve Sol. Bayıldım bu ikiliye. Aşırı gerçekçi. Aşkın doğuş noktasından ilerleyişi, tedirginlikler, kavgalar, kopamama, korku... Herşey nokta atışıydı. Çok sevdim. Bu arada kızların ikisi de acayip güzeldi, başroldeki kızdan daha da güzel vallahi maşallah.


İkinci çift de Bit Na ve Kyu Hyun. Bunlara da bayıldım, kendi dizileri olsa izlerim. Arkadaşlıktan aşka geçerken yaşananlar, o aşkın doğuşunun inandırıcı olması, ikilinin birbirine uyumu falan çok akıcı ve güzel bir hikayeydi.


Ki burdan doğrudan olarak benim dizide en beğendiğim beye geçiyoruz: Nam Kyu Hyun. Karakteri huy suy olarak da çok sevdim ama esasen tam benim tipim bu. Böyle aşırı bebek güzelliği olmayan, kemikli ve hatlı bir surat. Oldukça erkeksi hal ve tavırlar, dev bi karizma ama altında sevdiği kadına karşı sonsuz bir şefkat, yardımseverlik, sevecenlik ve sadece ona gösterdiği şirin ve savunmasız yanı. Bu çocuk dizinin epey yan karakterlerinden birisi olsa da ben şahsen bayıldım, favorim oldu. Ses tonuyla şivesinin verdiği o çekiciliğe ise şapka çıkarıyorum.


Dizinin ikinci yarısında ortaya çıkan, ikinci erkek Yang Do Hyuk rolündeki Chae Jong Hyup da es geçilmemesi gereken birisiydi bence. Gittikçe popülerliği artan bir oyuncu bu aralar. Sisyphus'da izlemiştim, yakında da Witch's Diner'ı izleyeceğim, merak ediyorum ordaki halini de. Gülünce insanın yüzünü gülümseten acayip pozitif enerji veren bir adam. Aklı olan bu çocuğu seçerdi bence başka da bişey demiyorum.


Dizinin güzel ama tahmin edilebilir bir sonu vardı. Havada kalmış ve hatta mutsuz sonu bile kaldırabilecek bir diziydi aslında bana kalırsa.

Bittiğinde aklımda bikaç soru kaldı. Mesela Park Jae Eon'un geçmişinde ne olmuş da bu hastalıklı karaktere bürünmüş? Psikolojik bi sorunun olduğu çok belli ama bunun sebebinin açıklanmaması hikayeyi havada bıraktı sanki, çünkü; Park Jae Eon'un geçmişten gelen arkadaşına ve hatta arasının pek de iyi olmadığı annesine dair sahneler vardı. Bu geçmişiyle bağlantılı elementlere değinip sebebi havada bırakmak saçma oldu. Aynı şekilde kelebek takıntısının sebebi? Kelebek çakmağın iki arkadaşta da bulunmuş olması, arada geçen 'Benim kaderim sensin' sözü.. Bunlar hep Park Jae Eon'un sorunlu geçmişine işaret eden yerlerdi ama işaret edip edip tam noktasını göstermediler sonuçta. O zaman dizi boyunca izlediğimiz tüm bu detaylar manasızlaştı benim gözümde. 


Yazımın kapanışını dizinin ismine dair küçük bi açıklamayla yapmak istiyorum. Kore dizilerinin isimlerini kafalarına göre İngilizce'ye çevirmelerinden pek hoşlanmıyorum açıkçası. Çünkü orjinal isimler hep diziyle alakalı oluyor. Mesela bu dizinin orjinal adı olan 
알고있지만  İngilizceye Nevertheless olarak değil I Know But.. olarak çevriliyor. Yani 'Biliyorum Ama..'

Bu neden önemli? Çünkü dizinin her bölümünün başında dizinin adına göndermeler var. Bölüm başlarında bölüme isim veren ufak bir yazı oluyor, temaları genel olarak kızın kendini nasıl bi işin içine soktuğunu ve sonunun nasıl olacağını bildiğini ama elinden bişey gelmediği/kendine hakim olamadığı üzerine..

Mesele diyor ki:
Sadece ben olmadığımı biliyorum ama...
Hiçbir şeyin değişmeyeceğini biliyorum ama...
Yalan olduğunu biliyorum ama...
Çoktan bittiğini biliyorum ama...

Bu şekilde her bölüm başında bölümün hikayesine atıfta bulunan, içinde dizinin orjinal isminin geçtiği cümleler var. Hepsi de kızın çocuğun ne mal olduğunu bile bile kendini durduramamasını anlatıyor. Dolayısıyla bu orjinal isimlerin kullanılmasının önemli olduğunu düşünüyorum.

Neyse senaristlere ve yapımcılara haber salın bu hatalarından vazgeçsinler hahahaha:))

     

1 Ağustos 2021 Pazar

İzledim: My Roommate is a Gumiho


Her 100 yılda bir yeni kuyruğu çıkan ve dokuzuncu kuyruğu çıkmadan insan olmazsa yok olacak olan gumiho Shin Woo Yeo'nun dokuzuncu kuyruğunun çıkması için çok az zamanı kalmıştır. İnsan enerjilerini biriktirip rengini kırmızıdan maviye döndürmek zorunda olduğu ve kendisini gumihodan insana dönüştürecek sihirli boncuğu yanlışlıkla bir kız yutar. Bur durumu enteresan bulan ve düzeltmek isteyen gumiho ve boncuğu içinde saklayan Lee Dam, sorun çözülene kadar birlikte yaşamak zorunda kalırlar.


Gumiho, batı konseptinden tamamen uzakta, doğu konseptine ait bir fantastik yaratıktır. Genellikle kadın olarak betimlenmekle beraber son zamanlarda özellikle dizilerle birlikte erkek olarak da karşımıza çıkmaya başladı. Kore mitolojisindeki inanışa göre gumiho insan formuna dönüşebilen dokuz kuyruklu bir tilkidir ve erkekleri baştan çıkararak onların kalp yada karaciğerleriyle beslenir. Benzer bir konsept Japon mitolojisinde kitsune ismiyle karşımıza çıkar.

Bu yaratık da goblin gibi dizilerle batı dünyasında tanınmaya başladı. Hala gumiho ile ilgili dizi izlemediyseniz geçen senenin popüler dizisi Tale of Nine-Tailed ve de özellikle gumihoyu hayatımıza ilk sokan ennn popüler dizilerden birisi olan My Girlfriend is a Gumiho'yu izlemenizi tavsiye ederim.


Başrolde Lee Dam rolünde Lee Hye Ri vardı. Orda burda bikaç yerde izlemiş olsam da dizi başladığında ilk olarak 'Kim bu kız' diye aklımda geçirdim. Öyle çok akılda kalıcı bir tipi veya oyunculuğu yokmuş maalesef. Özellikle ilk iki bölümde karakteri çok karikatürize gelmiş olsa da sonradan çok sevdim ama. Hayat dolu, pozitif ve aşşırı şirin sempatik bir kızdı. İzlemekten keyif aldım diyebilirim. 

Bu arada istediklerinden emin olup peşinden gitmesi, açık sözlülüğü, nazik-kırılgan kız rolünde olmaması, güçlü duruşu, sevimlilik rolleri yapmaması alışılagelmiş sıradan kadın karakterlerden farklıydı ve epey hoşuma gitti. 


Ve karşınızda başroldeki Shin Woo Yeo rolünde Jang Ki Yong...

Oyunculuğu şahane, karaktere bayıldım felan felan klasik övgüleri hızla geçiyorum orasını siz anladınız...

Amaaa esas mevzu şu: sonunda!!! Ve sonunda!!!! Tanrı karşımıza kalbimizi dugun dugun, gümbür gümbür attıracak yeni bir isim çıkardı arkadaşlar!!! Artık rahat bir nefes alabiliriz!!!

Son zamanlarda 2000'lerin yeni nesil bebe oyuncularından ne kadar bıkıp usandığımı anlatıp duruyorum size. JKY onlardan değil, ama bayılarak izlediğimiz efsanevi Gong Yoo, Hyun Bin, Lee Jun Gi, So Ji Sub, Jo In Sung, Lee Min Ho neslinden de değil, onlardan genç olduğu gibi oyunculuk kariyeri de epey geride kalıyor. Tam böyle arada kalmış, nesli tükenmekte olan mükemmel bir jenerasyonun nadide parçalarından birisi demek istiyorum kendisine. Bu nesilden sayabileceğim düzgün oyuncu bir elin parmaklarını geçmiyor bence. 

İzlerken böyle gülümseyince gözlerinin içi pançak pançak parlayan, ses tonu karizmadan yıkılan, çilek dudaklı, acayip yakışıklı, insanın içinde sarılma isteği uyandıran inanılmaz bir adam... Hayranlıktan dibim düştü, arada ağzımın akan salyasını sildim, o gülümserken de salak salak gülümseyerek izledim tüm diziyi. İlk defa izlemiyorum tabi, biçok yerde izledim ama ilk defa 'oha olmuş bu' hissiyatı uyandırdı bende. 

Daha uzun uzun pek çok paragraf ve zincirleme isim tamlaması şeklindeki iltifatlarla övmek isterim size kendisini ama utanıyorum yaşımdan başımdan (bu utanmış halim). Son diyeceğim şudur ki, ağzınızın salyasını silmek için peçete alarak oturun dizinin başına.

Bi de açın yutuba yazın adını da şarkı söylemesini dinleyin. Allah sırf konuşurken karizmatik ses vermemiş, albüm çıkarsa alırız öyle yani. 


Çift olarak başlarda 'Mehh' desem de gittikçe daha güzel gelmeye başladılar gözüme. Daha çok mıçmıç sahne görmek isterdim aslında ama Hyeri'nin bir röportajında şöyle bişey okudum: yatak sahnesini çok uzun ve güzel çekmiştik ama çok büyük bir kısmı silinmiş, keşke silinmeseydi ama dizimiz 15+ olduğu için uygunsuz bulmuşlar. Şimdi daha ne diyeyim ben??? Çekmiş adamlar, çekmiş işte niye göstermiyorsunuz? Bir de tvN diye güvenip izliyoruz siz bile keserseniz millet ne yapmaz!! Aşkolsun yani!

Kamera arkası görüntülerde de mükemmel bi yakınlıkları var aslında, kim izlese gerçek sevgili zanneder ama bildiğim kadarıyla Hyeri'nin ünlü bi oyuncu sevgilisi var. Valla ben olsam JKY için ayrılırım gider pehhh (her şey dış görünüş mü, sığ mısın Melly demeyin, ben burada taraflı bi blog yazarıyım neticede).

Birbirlerine çok yakıştırsam ve bir aradayken çok güzel bi kimyaları olduğunu düşünsem de ilişki konusunda çok beceriksiz oldukları ortadaydı. Diziye eleştiri değil de karakterlere eleştiri olsun bu. İki dirhem bir çekirdek güzelim ilişkiyi mıy mıy zor ayakta tuttular yemin ederim. Verin odunu yansın ortalık dimi ama? Nerdeeeee..... Pis kibarcıklar!

Bu çiftle ilgili çok sinirime dokunan bi nokta var ama, ilk andan son bölümün son anına kadar birbirleriyle saygılı formda konuştular. Türkçe üzerinden anlatmam gerekirse sizli bizli konuşma vardı hep. O da beklediğim samimiyeti vermedi bana. Dili bilmeden altyazıyla izleyenler rahatsız olmamıştır bu durumdan tabi ama Korece bilenlerin içine dokunduğuna eminim.


Bu arada, bu diziden yola çıksam da, tüm diziler genelinde çok gıcık olduğum bir mevzudan bahsetmek istiyorum izninle sevgili okur:

Goblin ve Moon Lovers gibi efsane diziler olsun bu dizi olsun, karizmatik, olgun, aklı başında, zekası aklı havada klasik ergenus zekasını aşmış tüm müko erkeklerin gözünün 20'lerinin başlarındaki aşırı zıpır, ağzı bozuk, deli dolu, çocuksu kızlarda olmasından bıktım usandım. Biraz daha olgun, saygılı, nerde nasıl davranması gerektiğini bilen, ağır başlı ve tabir-i caizse sıkıcı kızlara baksalar olmaz mı allaşkına??? Hayır iki gram umudumuz var hayattan onu da silip süpürüyorlar yahu!!!

Sinirimi attıysam devam edebilirim.


Kang Han Na'ya saygı duruşunda bulunmak istiyorum öncelikle. Şimdiye kadar hemen her dizide iyi veya kötü, sinir bozucu yan rol olarak izledim. Hiç de sevmezdim kendisini ama sanırım bi sihir var bu kızda. Gittikçe büyüyor insanda, istemeden sevmeye başladım. Burda da o soğuk ama sevgi dolu karakteri çok güzel canlandırmış. Her sahnesini büyük zevkle (kendime şaşırdım) izledim.


Dizide fantastik-romantik tam benim ağzıma layık, en sevdiğim lezzette bir konu vardı. İlk 2 bölüm Lee Dam'ın aşırı karikatürize edilmiş karakteri yüzünden çok korkarak izledim. Büyük hevesle başladığım dizinin hayal kırıklığı olmasından korktum ama sonra çok güzel aktı. Heyecandan yerinde oturtmayan bir yapısı olmasa da yeni bölümü bir an önce açtıracak kadar coşku veren ve asla sıkmayan bir diziydi.

Özellikle insanın geleceğinde tanrıların yönlendirmesi olsa da kendi kaderini kendi kararlarıyla kendi çizebileceği yönündeki anlatım çok hoşuma gitti.


İlla kötü bi yorum yapmam gerekirse bana dizi çok olaysız geldi. Yani boncuğun akıbeti, neyin nasıl olması gerektiği en baştan belliydi zaten. E gumihomuz da özel bir aksiyona girişmedi insan olmak namına. Kötü adam yok denecek kadar eser miktardaydı. Dramatik olaylar da neredeyse son 2 bölüme kadar yoktu. Biraz olaysız kaldı ortalık, biz de bu iki beceriksizin güzelim bir ilişkiyi ayakta tutma çabasını izledik. 


Sonu da beklenen şekilde oldu elbet. Kavuşma sahnesinin etkileyiciliğini beklentilerimin çok altında bulsam da, mutlu sona şükredip geçiyorum orasını işin. 

Fantastik romantik bir dizi bulmuş olmanın mutluluğu ve JKY'u izleyecek olmanın heyecanı ile koşarak diziye hemen başlayın diyorum. Ben her zamanki gibi eleştiri odaklı yazmış olsam da dizi lokum gibi dizi vallahi. Ben bayılarak izledim.

Yazımı JKY sivilceli yüzüyle PSY'ın Gentleman şarkısına dansıyla kapatmak istiyorum. Fazla övdüm, çok da sevmeyin yani kıskanırım. Belki bu hali sizdeki karizmasını biraz çizer hahahaha :))


Şarkının orjinal klibini de koyuyorum ki dansı ne kadar doğru yaptığını görün. Hem de eğlenceli bi klip, bi de yıldız geçidi mübarek eğer tanırsanız Kore TV komedyenlerinin yarısı klipte yani, izlemiş olun :)