''If you want the rainbow, you have to deal with the rain''
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

27 Aralık 2019 Cuma

2019'un En İyi Kore Cilt Bakım Ürünleri

Yaşadığım ciddi cilt sorunları sonrası Kore kozmetik ürünlerini keşfettiğimi ve gerçekten çok ama çok etkili bulduğumu birkaç kere anlatmıştım size. Fiyat/Performans olarak nice markalardan daha etkili olduklarını gördüm. Uzun süredir cilt bakım ürünlerim ya Kore markalarından, made in Korea ürünlerden yada organik ev yapımı markalardan ve kendi yaptığım ürünlerden oluşuyor. Çok da memnunum. 

Bu kadar güzel ürünle tanışmışken geçen sene atladığım bu popüler yazı dizisini tekrar hayata döndüreyim dedim. Umarım siz de memnun kalırsınız bu yazıdan.

Geçmiş senelerde yazdığım yazıların da linkini buraya koyuyorum belki yardımcı olur size.

Not: Fotoğraf çekme konusunda çok başarısız olduğumdan internetten alıyorum hepsini, kusuruma bakmayın.

1) MISSHA AIRY SUN WATER 50+
Bence cilt bakım rutininin en önemli üyesi güneş kremi. Yaz-kış 50 faktör güneş kremi kullanan ve güneş alerjisi olan birisi olarak bu güneş suyundan 3 kutu bitirmem bir şeyleri anlatıyor olmalı zaten. Adı gibi su formunda bir ürün ve ilk kullandığımda çok şaşırdım daha önce bu formulasyonda bişey kullanmadığım için. İnanılmaz hafif bir ürün. Hani böyle güneş kremi yüzünüzde beyaz kalır, sürersiniz terletir ya işte onların hiçbirisi olmuyor bununla. Hele ki yazın yada makyaj altına kullanmak için olabilecek en mükemmel güneş kremi diyebilirim. 3 kutu diyorum, 4.yü de alırım diyorum daha ne diyeyim!!!

2) INNISFREE GREEN TEA MOISTURE CLEANSING OIL

Benim için torpilli bir ürün bu sanırım. 2015'te Olive Real versiyonunu kullanıp 2016'da bu Green Tea olanını kullanmıştım. İkisi de yazılarımda var ama ne yapayım çok güzel bir ürün. Bu sene yine aldım ve kullandım. Israrla favorilerime koyuyorum. 2016'daki yazımda "ağır makyaj yapanlar bunun üzerin temizleme köpüğü kullanmalı ama ben kullanmıyorum bu bana yetiyor" demişim. Töbe estağfurullah kendimden tiksindim. İnsan nasıl büyüyor fikirleri değişiyor kendi kendime kanıtladım. 

3 senedir çift aşamalı temizleme yöntemi kullanıyorum. Daha önceden nasıl tek ürün kullanıyormuşum bilemiyorum gerçekten. Bu ürün çift aşamalı temizleme yönteminin ilk basamağı. Ve gerçekten mükemmel bir ürün bu işlem için. Cildimiz kuruyken bir pompayı elimizle ovuşturarak tüm makyajımızı çözüyoruz. Sonra ellerimizi ıslatıp tekrar yüzümüzü ovalayınca ürün beyaz hafif köpüğümsü bir hal alıyor. Sonra da bir güzel duruluyoruz.  Ohhhh mis!

3) SKINFOOD VEGE GARDEN CLEANSING FOAM WILD BERRY

Watsons'larda satılan ve oldukça uygun fiyatlı olan bu temizleme köpüğünü hem markayı sevdiğim için hem de merak ettiğim için aldım. Tek başına nasıl olur bilemiyorum ama çift aşamalı temizleme yönteminin ikinci aşaması olan su bazlı temizleyici olarak oldukça uygun bir ürün. Fiyat/Performans olarak şaha kalkmış durumda. Çok çok çok uygun bir fiyatı vardı, 150 ml dev bir paketi var ve fındık kadar kullandığım için bitimsiz bir ürün. Mis gibi de kokuyor ama rahatsız edici değil. Cidden tavsiye ederim

BU ARADA! 
YAZIYA DEVAM ETMEDEN ÖNCE BİLMEYENLER İÇİN NEDİR BU ÇİFT AŞAMALI TEMİZLEME YÖNTEMİ?
Çift aşamalı temizlemede önce yağ bazlı ardından da su bazlı olmak üzere iki tane temizleyici ürünle yıkanıyor yüz. Biraz zahmetli bir yöntem mi? Evet. Ama cildimizin daha sonrasında kullanacağımız tüm bakım ürünlerini güzel emmesi ve sağlıklı olması için en önemli aşama da temizleme. Serumdur toniktir hiçbir şey kullanmayın, çift aşamadan sonra nemlendirici sürün yeter yani. O nemlendiricinin bile etkisinin daha çok alınmasını sağlıyor bu temizleme yöntemi. Ama bunu evin tozunu iki suyla almak gibi düşünmeyin yani hhahahaha. Şöyle ki, cildimize kullandığımız tüm makyaj ürünleri yağ bazlı ve yağı yağ çözer mantığıyla makyajı yağ bazlı bir temizleyici anca çözüyor. Ardından da ciltte biriken diğer tüm kirleri arındırmak için su bazlı temizleyici kullanıp tenimizi pürü pak yapıyoruz. Bu teknikte ilk aşama makyajı zaten çözdüğünden önden herhangi bir miccelar suymuş temizleme sütüymüş makyaj temizleyici ürün kullanmak gerekmiyor. Emin olun tüm uzakdoğunun kullandığı en etkili temizleme yöntemi bu.

Yıllardır kullandığım bu tekniği de anlattığıma göre devam edebilirim^^

4) COSRX AHA/BHA CLARIFYING TREATMENT TONER

Kore kozmetiğini birazcık takip ediyorsanız Cosrx'in bu senenin en popüler markası olduğunu biliyorsunuzdur. Gerçekten çok temiz içerikli ürünleri olabilecek en uygun fiyatlara satan markalardan birisi. Ben şahsen henüz içine batmadım, 2-3 tanesini denedim. Hepsi tonik kategorisinde olduğu için en beğendiğimi yazıyorum. Cildimi temizledikten demen sonra bir pamuk ile cildime uyguluyorum. Hafif asidik formülü cildime gerçekten çok iyi geldi. Siyah noktaları azaltıp renk dengesi sağladı. İç rahatlığıyla tavsiye ediyorum.

5) INNISFREE GREEN TEA MINERAL MIST

Yine geçmiş senelerde yazdığım bir ürün. Üzgünüm ama fiyatına göre çok iyi olduğundan yine aldım ve yine yazıyorum. İki şekilde kullandım bu ürünü. Öncelikle yazın çantasında herhangi bir mist olmadan dolaşmayan birisi olarak makyaj üzerine bile rahatlıkla kullandım. Ama itiraf etmeliyim ki çantada taşımak için biraz büyük bir ambalaj. Sırt çantası kullandığım günler hariç taşıyamadım yanımda. İkinci olarak da başucumda tutup sabah kalkar kalkmaz kullandım. Kuru ciltliler bilir cilde su değdirmek çok şahane değildir hemen kurutur. Cildimin temizleyici kullanmaya ihtiyacı olduğunu düşünmüyorsam sadece bu mistle ferahlatıp nemlendiriyorum sabahları. Büyük ambalaj, muadillerinden daha uygun, güvenilir marka ve güzel ürün. Daha ne olsundu ki?

6) COLLAGEN BY WATSONS WHITE REGENERATION EYE TREATMENT SERUM

Bir Kore markası değil belki ama made in Korea yani... Watsons'ın bu collagen serisinin tamamını kullandım ve bence hemen hepsi güzel. Ama göz kremi bulmak bence en zorlu süreç olunca hem de göz kremleri çok pahalı olunca böyle uygun fiyatlı ve etkili bir ürün baş tacı yapılmayacak gibi değil. Jel kıvamında, pırıl pırıl bir krem. Kırışıklıklara falan iyi geleceğini sanmam ama çok güzel nemlendiriyor. 20'li yaşlar için biçilmiş kaftan olsa da ilerisi için tercih edilmemeli ki ben de etmeyeceğim. Ama kırışıklık problemleri olmayan tazecik ciltler için (ahhh ahhhh benim de son kullanmam oldu işte) tavsiyemdir. 

7) ETUDE HOUSE MOISTFULL SUPER COLLAGEN AMPOULE ESSENCE

Daha önce Moistfull Collagen Cream in hayatımı ve cildimi kurtaran ilahi ürünüm olduğundan bahsetmiştim. Kollajen ennn sevdiğim içerik bu seri de ennnn sevdiğim marka serisi. Ama Türkiye'de bulmak imkansız, fiyatlar almış başını gitmiş, internetten de sipariş veremiyoruz malum... Teyzeme sipariş verdim yurt dışından getir diye, bulamamış kremi o da seriden bunu bulup almış. Şahane de olmuş, serinin denemediğim bir parçasıydı. Essence kullanmak artık bi abartı adım, gereksiz masraf falan geliyordu bana ki öyle açıkçası. Bu Koreliler 10 adımda falan yapıyorlar cilt bakımlarını yuh yani. Ama ben bu ürünü bir dönem serum gibi bir dönem de duş sonrası, gün içinde evdeysem yüzümü yıkarsam cildim kurumasın diye falan kullandım ki yazık ettim bence. Gerçekten çok etkili, mükemmel bir ürün. Ama dediğim gibi maalesef ulaşmak zor ve pahalı. Seriye dair herhangi bir ürüne ulaşabiliyorsanız hiç düşünmeden alıp deneyin derim ben!

8) C-TRAGEL 15 SEC. SEABUCKTHORN CREAM

"Sen bunu kesin çok seversin" diye hediye almış bir yakınım. İlk defa kullandım ve gerçekten çok sevdim. Çok enteresan bir nemlendirici aslında. Ufak bir miktarı elinize alıp ambalajda yazdığı gibi 15 saniye boyunca ısıtıyoruz. O sarı koyu kıvamlı merhem gibi krem, elde ısındıkça yumuşak bir nemlendirici kıvamına geliyor. Gerçekten çok ilginç. Sonra da cilde sürüyoruz. C vitaminli, cilt rengini ve lekeleri açmayı sağlayan bir ürün. Tabii ki böyle bir ürün kullanırken en önemli şey gündüzleri mutlaka güneş kremi kullanmak aman ha! Yoksa leke geçireyim derken daha da leke dolar yüzünüz ona göre! 


Ben günlük hayatımda sadece akşamları bu Kore 10 adımlık bakım rutininden 1, 2, 4, 6, 8 ve 9uncu adımları uyguluyorum. Ayrıca da bu rutin haricinde hemen her gün nemlendirici sonrası nem kilitleyici ürün olarak bir çeşit cilt yağı kullanıyorum mutlaka. Yaprak maske ve peeling ise haftada 1 yada 2 kullandığım bir ürün, fazlasına gerek yok bence. 

Umarım bu ürünler size güzel tavsiyeler olur. Ama bunları almayı düşünmeden önce benim cildimin kuru olduğunu unutmamanızı rica ederim. Her cildin ihtiyaçları farklıdır ve her ürün her cilde olmaz. Benim cildim çoğunlukla neme ve parlamaya ihtiyaç duyuyor. Sivilce sorunum olmadığından kurutucu ürünler de kullanmıyorum. Siz de buna dikkat edin.

Bundan sonra ilk defa yayınlayacağım renkli kozmetik yazım olacak. Umarım onu da keyifle okursunuz. 


21 Aralık 2019 Cumartesi

İzledim: The Secret Life of My Secretary


Her sene sekreterini değiştirmesiyle ünlü Do Min Ik, bir olay sonucu insanların yüzlerini ayırt etme kabiliyetini kaybeder ve son sekreterine bağlı kalmak zorunda kalır. Sekreteri de bu durumdan faydalanarak ona küçük bir oyun oynamak ister ama her şey birbirine karışır.


Başrolde Jung Gal Hee rolünde Jin Ki Joo vardı. Daha önce 1-2 yan rol dışında hiç izlemediğim Jin Ki Joo'nun çok tatlı bir kız olduğunu söylemem lazım öncelikle. "Offf ne oyunculuktu beaah" diyemem ama zaten öyle bir yetenek gerektirecek senaryo da yoktu. Aklımda sadece tatlı kız olarak kaldı.

Karaktere aşırı sinir oldum ama. Nedenine ufacık minicik dokunucam az sonra.


Do Min Ik rolünde ise (evet adamın adı bayaa Dominik) Kim Young Kwang vardı. Kim Young Kwang da 'her dizisini deli takip ederim' olmasa da 'ne zaman izlesem çok tatlı' dediğim bir adam. Bakar mısınız şu sevimli surata yaaa??? 

Dominik gerçekten acıdığım bir karakterdi. Yani etrafınızda gördüğünüz kimseyi tanımadığınızı düşünsenize!!! Korkunç bir durum. Bu durumundan da hemen herkes faydalanıyor etrafındaki. Zaten güvenebildiği insan sayısı bir elin parmakları kadar değil... Vallahi çok üzüldüm yaa -_-


Çift olarak tatlıylardı yalan yok! Ama zaten çok uzuuun uzun izlemedik o aşklarını. Biraz doyamadım diyebilirim. Hele ki o Dominik'in yavru köpek gibi halleri beni benden aldı. İlişkiye başladıktan sonra o aşık hallerini daha uzun uzun izlemek isterdim.


İlk olarak dizinin en mantıksız bulduğum bikaç noktasından bahsetmek istiyorum:
  1. Allah aşkına kızın bütün sene üzerinde aynı hırkayla dolaşması mantıklı mı? Hadi ben çok eleştiriyorum da siz söyleyin bütün sene aynı hırkayla dolaşmak mantıklı mı yahu?
  2. Herkesi, tüm şirketi boyundan ve saç şekillerinden ayırt edebilen Dominik bir tek sekreterini tanıyamıyor nedense? Bu kız hırkasını giymezse TA-NI-MI-YOR!!! Hayır sesi falan da anlayamıyor o kadar saçmalık!
  3. Heyecanlandığında, kalp ritmi artınca yüzleri görmeye başlayan Dominik, 'aşık olduğu' denilen kızla öpüşüyor, mutluluktan havalara uçuyor ama onun yüzünü göremiyor? Haa okey okey.

 İkinci olarak da dizi boyunca kıza ne kadar gıcık olduğumu kısaca anlatmak istiyorum. Bikere patronunun o durumundan faydalanmasını geçtim, yaptığı şey çok ama çok ayıp ve sinir bozucuydu. Hem Dominik'i hem de Veronika'yı (bu arada Veronika çok şaşırdığım bir karakterdi, en başta iyy nefretlik diye düşündüğüm kadın dizinin en sevdiğim karakteri oldu sonunda) çok zor durumda bıraktı, sonra da masum ayağına ağlayıp zırlayıp durdu. Kadınlar yaptıkları yanlışları 'mecbur kaldım, mağdurum, sevdiğim için yaptım' diye savununca ben zıvanadan çıkıyorum gerçekten! 


Yukarıda saydığım beni gıcık eden noktalar ve kızın genel olarak gıcık olması haricinde dizide maalesef bir ağırlık ve sıkıcılık da vardı. Çok yavaş ilerledi, güzelim senaryo heba edilmiş gibiydi. Bu başroller ve senaryoyla çok daha güzel bir romantik komedi çıkarılabilirdi ortaya ama olmamış, olamamış nedense. 

Eksik çok...


Hemen her dizide diziye komedi ve hareketlilik katmak için oluşturulan bir yan grup vardır: aile, mahalleli, arkadaş grubu, ofis ekibi vs vs. Burda da sekreterler grubu vardı aynı görev için ama o kadar geride kalmış, silinmiş, komedisi azdı ki... Hiç yetmedi hatta onların olduğu sahneleri geçmek bile istedim. Gerçekten olmamış, bu da!


E dizi dediğin şeyin de matematiği çok zor değil zaten. Bir tutam komedi, bir tutam aksiyon, bir tutam samimiyet, 3 tutam da romantizm. Burda maalesef bikaç tutam eksik olmuştu her şey...


Ben bu kadar yazdım yazmasına da, dizi inanılmaz bir şekilde çok beğenilmiş, puanları çok yüksek. Zaten ben de ona güvenerek başladım, 'hadi güzel bir ponçik romantik komedi izleyeyim' dedim ama hüsran oldu bana... Siz yine de bana güvenmeyin topluluğun verdiği puana güvenip bir göz atın isterseniz. Eğer beğenirseniz ne ala, siz de beğenmezseniz bundan sonra benim yazılarımın dışına çıkmazsınız artık ne diyeyim ^-^













7 Aralık 2019 Cumartesi

İzledim: When The Camellia Blooms

Hotel Del Luna'dan sonra çıta kesin düşer derken böyle bir diziye denk gelmek nasıl bir şanstır?


İlk defa bir dizinin konusunu uzun uzun anlatmak istemiyorum burda. 

Bir kadının kendi kendine de bütün zorlukların üzerinden kalkabileceğini anlatan ve tüm kadınlara umut olabilecek mükemmel bir dizi demek istiyorum sadece.

"Her şey mi bir insanın başına gelir?" hikayesi.


Başrolde en sevdiğim kadın oyuncu, iki gözümün çiçeği Gong Hyo Jin vardı. Her zaman çok iyidir ama burda canlandırdığı karakterden midir, senaryodan mıdır bilemiyorum ama patladı gitti diyebilirim. Koca diziyi omuzlarına aldı, sırtlandı ve götürdü. Mükemmel bir oyunculuk sergiledi gerçekten.

Tabii ki bütün övgüleri Gong Hyo Jin e yağdırmak doğru olmaz. Büyük bir kısmını da canlandırdığı karakter Dong Baek hakediyor. Dong Baek, diziye adını veren kamelya çiçeği anlamına geliyor. Gerçekten de çiçek gibi bir karakterdi. Hani ben güçlü kadınları izlemek istiyorum, yok efendim ben narin ve kırılgan kadınları izlemek istiyorum diyenler olur ya, hiçbirisi değil, benim izlemek istediğim kadın profili tam da bu!!!

Kırılgan, hassas ama sevdikleri söz konusu olunca içinden 1000 kaplan gücünde bir kadın çıkan, her koşulda ayakta kalmayı ve güçlü durmayı becerebilen ama aynı zamanda dayanacak bir omuz, kendisini sevecek bir insan da arayan o narin ama kırılgan olmayan kadın... Dong Baek, kendisini izleyen binlerce kadına umut olabilecek, "siz de yapabilirsiniz, tüm belaları alt edebilirsiniz, kendinize inanın!" mesajını veren mükemmel bir kadındı!


Tüm bu mükemmel özelliklerinin yanında -ki yarısı bende olsa ne ala- benim Dong Baek'de en bayıldığım şeylerden birisi de moda anlayışıydı. Dizi boyunca tammmmm benim tarzım giyindi her kıyafetini almak istedim.


Kıyafetlerinin doğallığı, fresh ve naturel tarzı beni benden aldı. Ayrıca masum ve iyi kalpli kasabada yaşayan Dong Beak'le de mükemmel uyuşmuştu.


Başrolde Yong Sik rolünde Kang Ha Neul vardı. Tabii esasen Gong Hyo Jin diziyi tek başına götürdüğü, hemen hemen tüm sahnelerde olduğu ve tüm dizi onun karakteri üzerine kurgulandığı için o tek başına başrol olmuş ve Kang Ha Neul dahil hemen herkes yanrol olmuştu orası da ayrı. 

Kang Ha Neul benim şahsen bayıldığım bir aktör olmasa da  bu dizide tüm yeteneklerini ortaya koymuş diyebilirim. Aşırı iyi kalpli, yumuşak huylu, yardımsever ama aynı zamanda da yeri gelince sert, koruyucu, güvenilir ve sevgi dolu Yong Sik mükemmel bir adamdı ve Kang Ha Neul içinde bir parça da komedi barındıran bu karakteri çok güzel canlandırdı.


Özellikle Dong Beak için üzüldüğünde yada karşılıklı Dong Baek ile birlikte ağladıkları sahneler çok tatlıydı. Yavru köpeğe dönmüş hallerini ilk defa gördüm ve gerçekten bayıldım. Bundan sonra benim aklımda sulugöz-yavru köpek olarak kalacak Kang Ha Neul'ın imajı ve yanlış anlamayaın ama bu güzel bişey^^


Ayrıca diziyi Gong Hyo Jin götürdü desem de komedide ve sevimlilikte baş tacıydı. Yong Sik'in cazibesinin tadına bakmanız için şu kısa video yu koyuyorum da gününüz şenlensin^^


Çift olarak gerçekten çoooook enteresandı. Bu karakterin başında bin bela olan, küçük bir kasabada gözler üzerine yaşamaya çalışan çocuklu bir bekar anne olduğunu düşünürsek, dünyanın en mıçmıç çiftiydi diyemem. Ama ona rağmen öyle masum, öyle güzel bir duygu geçti ki bana tarifi çok zor. 

Her ne kadar Yong Sik dertsiz başına dert aldıysa da Dong Baek'e aşık olarak, imkansızlıklar içinde yaşayan bir kadın için tanrının gönderdiği bir mucize gibi oldu. 
Yong Sik gerçek bir mucizeydi sanırım. 
Bir kadının mucizesiyle yaşadığı aşk nasıl güzel olmayabilir ki?


İkinci erkek olan Kang Jong Ryul rolünde ise Kim Ji Seok vardı. Benim şahsen çok seksi bulduğum bir oyuncu ve beklediğimden daha az rolü vardı. Aşk üçgeninin, kıskançlıkların biraz zorlamasını istedim ama bu benim şahsi romantik komedi manyaklığımın bi beklentisi. Zaten Jong Ryul da Dong Baek'in hayatındaki bikaç şanstan birisiydi ve zorlamadı, tadında bıraktı.


Dizinin çok tatlı bir yan kadrosu vardı. Mahallenin ajummaları inanılmaz samimi bir atmosfer yarattı izlerken. Ayrıca romantik komedi-polisiye olan konuya kenarından da mükemmel bir komedi serpiştirmesi yaptılar ki bu sayede dizi tadından yenmedi.


Dizinin türü beni çok şaşırttı açıkçası. Çok sıradan bir şekilde, çocuklu bekar bir kadının kasabalı bir adama aşık olması ve o sırada çocuğunun babasının ortaya çıkmasıyla aşk üçgeninin oluşması gibi sıradan bir romantik komedi dizisi oluşacakken diziye mükemmel bir twist katılmış ve birden bire romantik komedi/polisiye olmuş. Sonra da esprili kasabalı halk sayesinde bir tutam da komedi gelince enteresan ama kusursuz bir romantik komedi/polisiye/komedi dizisi çıkmış ortaya. Şaşırarak ve büyük bir beğeniyle izledim her bölümü gerçekten.


Her bölümün başında ve sonunda gösterilen gelecek yada geçmişten sahneleri çok beğendim. Cinayete dair ilk sahneler beni deli gibi merakta bırakırken, karakterlerin davranışlarının sebebini açıklayan son sahneler de hep ya yüzümü gülümsetti yada gözlerimi doldurdu. Çok güzel düşünülmüş bir detaydı.


Tüm karakterler, tepkiler o kadar gerçekçi ve samimiydi ki, o kasabada yaşıyor gibi hissettim ben de. Mükemmel bir kurgu vardı. İç içe geçmiş olan aşk ve cinayet hikayesi hiç sırıtmadı, aksine meraklandırdı, karakterlerin arasındaki bağı güçlendirdi, mahalleliyi bir aile yaptı. İzlerken çok duygulandım çok etkilendim.


Ve herkese bir şok yaşatacak biliyorum ama dizinin sonunu da boş yere eleştirmeyeceğim. Olabilecek en mükemmel son olmasa da -özellikle Kang Jung Ryul'un sonu- bana verilene tamah edip sesimi çıkarmayacağım^^ Gerçekten güzeldi. En çok da dizinin en sonunda tüm karakterlerin temsil ettiği gerçek insanların gösterilmesini çok sevdim. Restoran işletenler, polisler, öğrenciler, esnaf, doktorlar... Herkes bu dizinin bir parçası gibiydi, ne kadar gerçek bir dizi olduğunu bir kez daha hissettirdi. 

Ve son bölümü, son bölümde olan olayları o kadar severek izledim ki, gözlerim doldu, bir mucizeye şahit olduk dedim. Ama Allahtan gelen değil, insanların kendi emekleriyle var ettiği bir mucizeye.

Bir kez daha 'bu dünya iyi insanların yüzü suyu hürmetine dönüyor' dedirtti dizi bana. İyi insanların çok azaldığını düşünen ve iyiliğe karşı umudu neredeyse yok olmuş bir insan olarak benim bile içimde bir umut yeşillendirdi. 
Gözyaşım:pıt.


Diziyi ne kadar beğendiğimi yeteri kadar anlatamadım bu yazı boyunca ama gerçekten çok beğendim. Bu kadar samimi bir dizi izlemeyeli uzun zaman olmuştu sanırım. 

İstiyorum ki devamlı Kore dizi senaryolarını alıp adapte eden Türk dizi endüstrisi bu diziyi uyarlasın ki bu dizi tüm Türk kadınlarına umut olsun. Kocasından ayrılana, evlenmeden çocuk yapana, şiddet görene, tek başına çocuk bakana, çocuğunu büyütebilmek için sabah akşam demeden çalışana, hasta bakana, bekar bir anne olarak küçük köylerde kasabalarda elalem ne der'i düşünerek yaşamaya çalışana, dışlanana, mahallede adı çıkana, çocuğu var diye tekrar aşık olmak kendine yakıştırılmayıp sonsuza kadar yalnız kalmaya mahkum edilene, diğer insanlar tarafından ezilene, namusuyla çalışmasına rağmen adı lekelenene, tacize uğrayana kısacası her kadına güç olsun, umut olsun! 

Türk kadınının özellikle de böyle bir zamanda Dong Baek gibi bir kadının hayat hikayesini anlatan bir diziye çok ihtiyacı var bence. 

Dong Baek seni çok sevdim. 
Yong Sik sen bir mucize ve bir kadının başına gelebilecek en güzel şeysin.











24 Kasım 2019 Pazar

İzledim: Hotel Del Luna

Dizi yorumlamayalı tam 3 ay olmuş... Bu arada hiç mi dizi izlemedim? Tek tük izledim ama yazmaya heveslendiren olmamıştı, yazamadım. Ama şimdi öyle bir diziye denk geldim ki uzun zaman sonra, Kore dizilerine dair tüm umutlarım yeşerdi ve izleme geri geldi. Dizdim sıraya hepsini teker teker izleyeceğim inşallah.


Ruhların öteki tarafa gitmeden önce son arzularının gerçekleşmesi ve huzurla rahatlamaları için uğradığı otele yaklaşık 1000 yıldır yöneticilik yapan Jang Man Wol sonsuz yolculuğuna çıkmadan önce burada cezasını çekmektedir. Ona bu yıllar içinde her zaman yardımcı olan bir insan otel yöneticisi vardır ve sonunda bu göreve Ku Chan Seong gelir. Chan Seong hem Man Wol'ün 1000 yıllık yalnızlığına bir son verirken hem de onu ebediyete uğurlayacak kişi olacaktır.


Lee Ji Eun nam-ı diğer IU sahnelerden dizi-filmlere geçen sevdiğim nadir oyunculardan birisi. Hem de öyle böyle değil çok beğeniyorum. İzlemediğim bir dizi filmi yok ve hepsinde bayılıyorum. Moon Lovers gibi efsane bir diziden sonra fantastik bir senaryoda yer almak çok kolay olmasa gerek ama IU her zamanki gibi mükemmel bir seçim yapmış ve nefes kesici bir dizi olmuş.

Moon Lovers'da IU'nun oyunculuğu Lee Joon Gi'nin bir tık altında kalmıştı belki ama burda uçurmuş diyebilirim. Mükemmel bir oyunculuk, hissi karşıya geçirme vardı. Her güldüğünde benim de yüzüm gülümsedi, ağladığında gözlerim doldu. Tek kelimeyle BA-YIL-DIM!!!


Ayrıca güzelliği de dillere destandı gerçekten. Dupduru pırıl pırıl bir kız. Onun için inanılmaz bir dolap oluşturulmuş. Her kostüm kirpiğinden tırnak ucuna kadar düşünülmüş, hepsi çok tarz ve şık. Ortamdan ortama, yemekten yemeğe birbirinden farklı bir konseptte giydirdiler. Moda konulu senaryosu olan dizilerde bile böyle şatafatlı ve şık giydirilen bir karakter görmemiştim.


Yeo Jin Goo aslında hakkına şüphelerim olan bir oyuncuydu. 97'li dedim, daha bebek bu dedim, büyüsün de gelsin dedim, sesinden başka ne var dedim, dedim de dedim... Ama yanılmışım. Büyümüş bu. Ha bayıldım mı? Bu diziye ondan daha çok yakışabilecek 10 tane aktör sayarım orası ayrı. Ama asla sırıtmadı ve gerçekten beğendim. Bu arada sesi tabii ki yani başlı başına bir karakter. Yeo Jin Goo ayrı gidiyor sesi ayrı gidiyor yani ^^


Çift olarak görselde çok yakışmışlardı bence ama öyle aşırı mıçmıç, aşırı aşık bir sahne de yoktu zaten. Hatta tvN dizilerine göre romantizm seviyesi oldukça aşağıdaydı. Tüm buna rağmen çok içten, çok gerçek bir aşk izledik, beni mutlu etti.


Dizide hemen her bölümde birbirinden ünlü ve mükemmel konuk oyuncular vardı.  Ben tabii ki kendi favorim Lee Joon Gi'i hayranlıkla izledim o 10 saniyelik sahnesinde. Bu kadar ünlü oyuncuyu bikaç saniye için bile olsa görmek oyuncuların, senaristlerin, yapımcıların ne kadar hatrı olduğunu gösterir sanırsam. 

Her bölümde kimi bu süper celebrity kimi de normal konuk oyuncularla ayrı ayrı işlenen hayalet hikayeleri vardı ve hepsi de çok güzel kurgulanmıştı. 


Dizide dehşet bir yan kadro vardı. Otel ekibi başta olmak üzere herkesin kendine ait çok dokunaklı bir hikayesi, çok güzel bir karakteri vardı. Otel içindeki uyum, yüzyıllar içinde birbirlerini tamamlayan bir aile olmaları çok etkiledi beni. Herkes giderken tek tek ağladım. Bunu bir de daha önce Kill Me Hel Me'de Ji Sung'un kişilikleri tek tek yok olurken yaşamıştım. İzleyen çok iyi anladı beni kıps^^


Dizi benim ennnn sevdiğim fantastik-romantik konuluydu. Gerçekten bu tarz dizileri her gün izlesem bıkmam. En sevdiğim diziler böyle beni bu dünyanın gerçekliğinden alsın götürsün tarzında. Neticede Harry Potter'a hayran büyüyen bir neslin parçasıyım ben. Senaristi bilmiyorum, aynı mı onunla ilgili de bir fikrim yok ama buram buram Goblin kokusu geliyordu dizinin atmosferinden. Bir tutam Master's Sun bir tutam da A Korean Odyssey ekledik mi Hotel Del Luna çıkıyor ortaya.


Dediğim gibi atmosfer inanılmaz etkileyiciydi. Çekim yapılan mekanlar, ortamlar büyüledi beni. Keşke öyle bir otel olsa da gitsek...

Başta Koo Chan Seong için 'Aman ben öyle bi iş yapamam çok korkunç' dedim. Sonra dizi ilerledikçe o kadar kaptırdım ki 'Ah  keşke ben de böyle kimsenin farkında olmadığı bir dünyanın parçası olabilsem' diye düşündüm. Ama bakmayın yani hayalet falan görsem kalp krizi geçiririm, bunlar anca diziden etkilenmenin geçici havaları ^-^


Diziyi çoooook beğendim. Muhteşem oyuncuların, senaryonun, mekanların, görsel efektlerin bir kombinasyonu olmuş. Akıyor gidiyor, sıkılmak imkansız. Kendinizi o büyülü dünyanın içerisinde kaybediyorsunuz. Her bölümde işlenen olaylar, her karakterin ayrı ayrı hikayesi birbirinden sürükleyici. Resmen beni Kore dizilerine yeniden bağladı.


Özellikle ara ara flashbacklerle giren tarihi sahnelerden çok büyük keyif aldım. Orda neler oldu, kim ne yaptı çok merak ettim. Şimdiki zamanda ne olacak ne kadar merak ediyorsam paralelde geçmişteki o hikaye de beni ayrı cezbetti.


E bu kadar pohpohlamaya bi eleştirim de olmasın mı? Var tabii ki... Hem de her zamanki gibi sona dair. 

Sona pek anlam veremedim açıkçası. Dizi zaman mı atladı? Bunlar reenkarne oldular da birbirlerini hiç unutmayıp yeni hayatlarında beklediler mi? Eğer öyleyse ne diye o yaşa kadar beklersin hatırladığın insanı? Yada başka hayatına buluşmuşsun bu ne kadar cool ve duygusuz bir karşılaşma? Öyle değil de kız geri mi geldi? O zaman otel çalışanlarının reenkarne olmuş yeni hayarlarıyla etraflarında dolanıyor olması anlamsız kaçmaz mı? Onların farklı hayatlarını yaşıyor olması çocuğun da farklı bir hayata geçmiş olmasını yada çok yaşlı olmasını gerektirmez mi zaman açısından? Bilemiyorum kafalar karıştı...


Sona dair en kafa karıştırıcı şey de IU'nun canlandırdığı Man Wol gittikten sonra oteli yeni devralan kişinin Kim Soo Hyun olması, Otel Blue Moon diye yeni bir isim koyması ve bunun de dizinin ikinci sezonu olarak çekilmesi durumu... Arkadaşlar araştırdım, böyle bir ihtimal tartışılmamış bile. Sadece seyirciyi zirvede ve merakta bırakmak için kullanılmış bir taktik ve konuk oyuncu bir süper celebrity. Zaten Moon Lovers da böyle ikinci sezon olacakmışçasına bir şaşırtmacayla bitmişti. Bu da aynen öyle bir göz boyadı. Sanırım IU'nun klasiği oldu bu durum.


Yazımı bu herkesin gözlerini dolduran aile tablosuyla sonlandırmak istiyorum. Her şey çok güzeldi. Umarım yakın zamanda yine böyle etkileyici ve seyirciyi içine çeken bir dizi izleyebiliriz. Özledim bile...
















10 Ağustos 2019 Cumartesi

İzledim: One Spring Night

Size bayram öncesi popüler dizilerden birisinin yorumunu bırakayım da öyle yok olayım ortalardan dedim. Bayram bu yani evde geçireni var, blog okuyanı var, blog okuyup dizi izleyeni var dimi ama ^^

Baş rollerin bile olmadığı böyle kötü bir poster dizi tarihinde görülmedi!
İlişkisi artık bitme noktasına gelen Lee Jung In, beklenmedik bir anda karşısına çıkan Yoo Ji Ho'ya aşık olur ama aşmaları gereken büyük bir engel vardır.


Lee Jung In rolünde Han Ji Min'i izledik. Sempatiklikle ciddiyeti tek bünyede toplayan çok iyi bir oyuncu bence Han Ji Min. Oynadığı dizilere bakınca 2015'den beri izlemediğimi fark ettim de, özletmiş kendini.

Lee Jung In karakterinden şu anda bahsetmek istemiyorum. Az sonra bol bol sövüyor olucam.


Yoo Ji Ho rolünde ise iki gözümün bebeği Jung Hae In vardı. Okuyanlar bilir, Prison Playbook'da kestirmiştim gözüme. Hastasıyım öyle böyle değil. Çok genç göstermesine bakmayın oppa olacak yaşta. Yaşı nice yıllanmış aktörlerle bir olmasına rağmen daha geç ünlü olan ve genç gösterdiği için bebe zannedilenlerden.

Nasıl seviyorum belli değil. Güneşi gülüşüne nasıl sığdırdın dediklerimizden öyle bir gülüyor. Hatta şu an birlikte film çektiği Kim Go Eun kendisi için "Nadir bulunan, 10 milyon dolarlık bir gülüşü var." demiş. Kız anlıyor bu işten.


Yoo Ji Ho rolü karakteri bana dokunan karakterlerden oldu. Tamam dizide gıcık olduğum ne varsa onun da payı var onlarda ama yine de tek başına çocuk yetiştiren bir baba olmanın bu kadar zor olduğunu bilmiyordum Kore'de ve bana gözleriyle hissettirdi yaşadıklarını resmen. 

Diyeceksiniz ki Türkiye'de kolay mı Melly? Türkiye'de de zor elbet. Ama daha kabul görüyor zannediyorum ki. Hele ki modern kesimde, eminim ki kırsalda daha zordur. Bu karakterler modern dünyanın ve tüm serbestliğin ortasında yaşamasına rağmen öyle bir baskı altındalardı ki, ona şaşırdım.


Çift bence çok yakışıyordu. Böyle aralarından ateş fışkırıyor offf şeklinde bir uyum değil de, bakışların, duyguların, mizaçların, gülüşlerin uyumu daha çok. Böyle bir heves olmayan, uzun süreceği belli, masum bir uyum.

Çok sevdim.

Tek sorun bu ikiliye yaşıt diyorlar dizide ama bence Han Ji Min'in Jung Hae In'den büyük olduğu bariz belli. Noona dizisi deseler herkes yer.


Diziyi izlerken devamlı olarak Pretty Noone Who Buys Me Food geldi aklıma. Atmosfer, vibe çok benzer, erkek oyuncu zaten aynı. Sonra öğrendim ki aynı senaristmiş. Açıkçası aynı kişinin benzer dokuda iki dizi yazıp aynı oyuncuyu oynatması garibime gitti. Dahası üst üste Jung Hae In'in bu senaryoları kabul etmesi...

Onu severseniz bunu da seversiniz, bunu severseniz onu da seversiniz durumu var. İkisinde de benzer bir yasak aşk. Ama bence o daha güzeldi. 


Öncelikle diziye her yerde herkes bayılmış. Benim yorumlarımı okuyup da bu ne böyle demeyin. Dizinin senaryosu, oyuncuları her şeyi gerçekten mükemmeldi baştan peşin peşin söyleyeyim. Benim derdim olaylarla, hikayeyle... Karakterlere kızdım ben mevzu o.


Diziye güzel bir aşk hikayesi izleyeceğimi düşünerek başladım, masum olanından. Böyle yani engeller olsa da, yasak aşk olsa da birlikte aşmaya çalıştıkları güzel dizilerden. Dizi güzel de aşktan çok aldatma hikayesi bence.

Lee Jung In'e çok kızdım. Yoo Ji Ho da suçlu elbet ama esas her şeyi yapan Jung In'di. 

Aldatmak için illa tensel temas mı lazım? Kalbi başka birisine aitken, onunla birbirlerine olan ilgilerini belli etmişken, sadece isim koymadılar öpüşmediler diye erkek arkadaşıyla hala görüşmesi doğru mu? Adamcağız orda evlilik planları yapıyor, ilişkimiz bozuluyor nasıl düzeltsem diye beynini parçalıyor, mutsuz, devamlı kızı düşünüyorken; Lee Jung In arkadan sinsi sinsi Joo Ji Ho'yla görüşüp bir yandan da adamdan dürüstçe ayrılamayıp boş boş kavgalar çıkartıyor ilişki bitsin diye. Sırf ikiyüzlülük. 

Adam akıllı karşısına alıp konuşacağına, çocuğun ailesinin kendisini istememesini bahane edip evliliği erteliyor. Zavallım da kız hazır değil zannedip beklerim deyip arkadan kendince evlilik planları yapıyor, ailesini ikna etmeye çalışıp kızdan özür dileyip peşinden koşuyor. Adam o kadar iyi ki hiç şüphelenmeden kızın kendini aldattığı çocukla konuşup, sevgilisiyle olan dertlerini falan anlatıyor. Hayır senin kalbin başkasına aitken niye erteleme yapıyorsun? Sanki evli misin? Ayrıl adam gibi bitsin yani. Bu aldatma değil de ne???

Adam anladı aldatıldığını anca ayrıldı. Bir de utanmaz hala soğuk soğuk kaba bir şekilde telefonda ayrılıyor. Adamı zorla kötü yaptılar. İlk defa kötülük yapan birisiyle empati kurdum, tarafını tuttum. Çok sinirlendim çok! 


Anladığınız üzere dizinin senaryosuyla falan hiçbir sorunum yok. Hatta o kadar iyi ki gerçek gibi hissedip habire sinirlendim karakterlere. Ne zaman ki bir dizide o çok saçmaydı, burası sıkıcıydı, şurasını atladım falan demeyip hikayeye, karakterlerin hareketlerine eleştiri getiriyorsam o dizi gerçek gibi hissettirmiştir, çok iyidir demektir bence.

Yani demem o ki, izleyin!!!

Hangi dinden olursan ol, nasıl kutlarsan kutla, bayram tatildir. İyi bayramlar canım okur^^