''If you want the rainbow, you have to deal with the rain''
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

18 Mayıs 2019 Cumartesi

İzledim: Touch Your Heart

Çok dizi izledim, izleyeli çok da zaman geçti ama yazamıyorum. İşim başımdan aşkın. Umarım bir an önce daha çok vakit ayırabilirim buralara.


Bir skandal yüzünden kariyeri mahvolan ünlü oyuncu Oh Jin Shim'in yıllar sonra karşısına bir fırsat çıkar. Çok beğenerek okuduğu senaryonun dizisinde yer alabilmesi için tek bir şart vardır: gerçek bir avukatın yanında 3 ay çalışarak deneyim edinmesi. Burnu havada Oh Jin Shim en az kendi kadar burnu havada olan ve onun ünlü olmasıyla hiç ilgilenmeyen avukat Kwon Jung Rok ile çalışmak zorunda kalır.


Oh Jin Shim rolünde Yoo In Na'yı izledik. Biraz estetik harikası olsa da gerçekten harika bir kadın ya, çok güzel yani. İnsanın baktıkça bakası geliyor. 

Burda kötü rol yapan bir oyuncu rolündeydi, ve çok iyi canlandırdı karakterini. Oh Jin Shim'in kötü oyunculuk yaptığı sahneleri çok iyi oynamıştı yani kötü oyunculuğu iyi oynadı hahaha. Anladınız siz bu durumu dimi^^


Kwon Jung Rok rolünde ise canımız ciğerimiz Lee Dong Wook vardı. Herkesin kalbine Goblin ile giren bu adam benim çok uzun zamandır sevdiğim bir oyuncu. Çok kemikli, erkeksi hatları var tam benlik. Ayrıca ister soğuk ister şebek istediği hale girebiliyor.

Ama sanırım sert yüz hatları, kalın kaşları ve uzun boyu yüzünden hep ciddi ve soğuk karakterleri veriyorlar ona. Keza bu dizideki rolü de öyleydi. Halbuki azıcık variety showları yada kamera arkalarını izlerseniz göreceksiniz ki gerçekten çok sempatik, şakacı ve güler yüzlü bir adam. 


Çift olarak bu ikisinin kimyasına laf etmek bize düşmemiş heralde. Goblin'de öyle bir kimyaları vardı ki kendi dizilerini yaptılar. Gerçekten inanılmaz bir uyumları ve gözle görülür çekimleri var. Çok yakıştırıyorum ne kadar bahsetsem az.

Amaaaaaa....

Goblin çiftinin büyüsü kaçtı gibi oldu, üzdü beni. Hani bazı karakterler veya bazı çiftler bir dizideki haliyle hafızanızda kalır da dizi bitse bile sanki paralel evrende onlar hala birlikteler, yaşıyorlar, bir şeyler yapıyorlar gibi gelir ya insana, Goblin de o büyüyü yaşatan dizilerden birisiydi. Orda yaşattığım çifti farklı karakterlerle bile olsa başka bir atmosferde görmek azıcık koydu bana. Gerçi orda da dizinin sonunda bir sonraki hayatlarına bir dizi setindeydiler ve kız oyuncuydu ama olsun. Ben bazı şeylerin büyüsünün bozulmamasını istiyorum.

Mesela IU ve Lee Joon Gi başka dizi çekseler fena bozulurum çünkü benim için paralel evrende biyerlerde Wang So ve Hae Soo kavuştu. Aksini iddia edene fena takarım ona göre!


Dizi daha ilk dakikadan Descendants of the Sun göndermeli şöyle mükemmel bir sahneyle başlayarak gönülleri fethediyor zaten. Bir de üstüne bu sahnelerde Jang Ki Yong gibi bir afet vardı.

Bakar mısınız karizmaya???


Sonrasında diziye kaptırıp gidiyorsunuz. Bölümler ne zaman başladı ne zaman bitti anlaşılmıyor. 
Goblin çiftinin büyüsü kaçtı diye zannetmeyin ki bu çiftin kendine ait bir büyüsü yok. Başlarda Goblin çiftinin etkisinden çıkamayacağım için bunlara alışamayacağımı ve kendimi diziye kaptıramayacağımı düşündüm ama 3 bölüm civarında çoktan yok olmuştu o hisler. 


Bu arada dizide sürekli olarak bir dizi çekiminde başrol oynayan iki kişinin aşk yaşaması üzerine konular dönüyordu. Biri güzel biri yakışıklı iki insan bu kadar birlikte zaman geçirip, öpüşme sahneleri yapıp nasıl aşk yaşamaz diyordu birileri. Merak ediyorum iki dizi ve iki aşk hikayesi sonrası bu ikilinin arasında da bir şeyler oldu mu, kıvılcımlar var mı?

3 ay sonra Song Song couple gibi 'merhaba biz evleniyoruz' diye çıkarlarsa fena bozulurum -_-


Bu arada devamlı çiftten bahsedip onların fotolarını koyuyorum diye sanmayın ki dizinin tek albenisi bu. Mükemmel bir yan kadro var dizide. aşırı komik bir ofis ekibi, çok güzel çiftler. Senaryo, oyuncular, karakterler her şey çok güzeldi gerçekten.

Sadece bir noktada pek anlam vermediğim bir stalker olayı oldu, sanki biraz daha uzamalıydı o kadar geçmiş hikayesine göre çok havada kaldı işlenmedi gibi geldi bana ama bunu da görmezden geliyorum, gülün dikeni diyorum.

Çok gülerek ve çok severek izlediğim yan kadronun hatrına onların da olduğu bir posterle yazımı kapatıyorum. Umarım çok zaman geçmeden diğer dizileri de yazabilirim. Çok güzel şeyler geliyor beklemede kalın^^








10 Mayıs 2019 Cuma

İzledim: Romance is a Bonus Book Dizi Yorumu


Cha Eun Ho ve Kang Dani 20 yıllık dostlukları ve abla-kardeş ilişkileri olan ayrılmaz bir ikilidir. Son yıllarda Kang Dani'nin hayatında her şeyin ters gitmesi ve Eun Ho'nun şirketinde işe başlamasıyla birlikte Dani'nin gözleri Eun Ho'nun duygularına ve kendi duygularına karşı açılmaya başlar. 


Sonunda ben de izledim!!!

Kang Dani rolünde Lee Na Young'u izledik. 9 yıl sonra ilk dizisini çekmiş bu kadın. Benim de izlediğim ilk dizisi. Hakkında sadece Won Bin'le evlenen şanslı kadın olduğunu biliyordum şimdiye kadar. Sadece şanslı olmadığını iyi de bir oyuncu olduğunu öğrenmiş oldum böylece.

Dani çok bizden, çok içimizden bir kadın aslında. Evlenip çocuk yapınca kariyerini zirvede bırakıp ev hanımı olmuş. Yemek, temizlik, çocuk bakmak derken kendini ailesine adamış ama sonuç? Kocası aldatıyor ve kadın ortada kalıyor. Evsiz, parasız, işsiz... 7 sene ara verdiği kariyerine dönmek de hiç kolay olmıyor. Yaşı çok büyük, sektör çok değişmiş, rekabet çok... Bu hikaye size de tanıdık gelmedi mi? Her kadının başına gelen bir şey değil mi? Çok dokundu bana Dani'nin hayatı. Bunları yaşamış olmasam da çok rahat empati yaptım ve hayatın peşini bırakmayan, sıkı sıkı tutunup çabalayan bu kadınla gurur duydum izlerken.

Özellikle bir sahne vardı ki... Dani'ye şimdiye kadar herkes birisinin annesi, birisinin karısı, pardon, hey, bakar mısınız diye seslenmiş. İşe girdikten sonra 'insanlar beni ismimle çağırıyor' diye oturup mutluluktan ağladı. Nasıl duygulandım izlerken anlatamam size... 
Kadın olmak gerçekten çok zor...


Cha Eun Ho rolünde ise Lee Jong Suk vardı. 

Lee Jong Suk hep aynı Lee Jong Suk. Nereye girse, nerde oynasa pançak pançak enerjisiyle aydınlatıyor olduğu yeri. İzlerken öyle bir kaptırıyorum ki kendimi ses tonuna, beyaz tenine, kalın dudaklarına. Ama sanmayın ki tipiyle işi yürüten birisi, mükemmel de bir oyuncu. Ciddi halleri, şapşiriklikleri, ağlama sahneleri... Hepsi gerçekten kusursuzdu. 

Eun Ho yıllarca uzaktan seven, sevdiği kadın tökezlerse her an tutmaya hazır bir gölge gibi takip eden mükemmel bir adamdı. Aynı zamanda vicdanlı bir evlat, aynı zamanda başarılı bir editör ve yazar. 4-4'lük erkek böyle bir şey olsa gerek.


Ama hepsinden öte, defalarca izlemeye değer mükemmel mükemmel mükemmel bir aşıktı. Daha sevimlisi zor bulunur sanırım^^


Noona konulu (kadındın erkekten yaşya büyük olduğu) dizilerde doğru kimyayı bulmanın çok kolay olmadığını düşünüyorum ki bunu en son Park Bo Gum ve Song Hye Kyo'nun Encounter dizisinde görmüştük (çok kötüydü). Ama burda çoooook güzel bir kimya vardı ikili arasında.

Bu ikili 'arkadaş'ken de zaten bir ilişki içindeydiler.  Devamlı date yapıyorlar, el ele tutuşup sarılıyorlardı. Devamlı birlikte gezip tozan bu aşırı samimi çiftin sevgililik evresine geçişini izlemek o yüzden aşırı doğal ve kolay oldu. Kimyaları çok uyan birbirlerine çok yakışan bir çiftti ama ben bunda büyük payın Lee Jong Suk'a ait olduğunu düşünüyorum. Hem gerçekten çok iyi bir oyuncu, hem çok iyi 'aşık adam' oynuyor hem de şimdiye kadar uyum sağlayamadığı bir aktris de görmedim zaten.


Dizide olayların çok da aşk üçgenine dönmeden son bulduğu ikinci erkek ve ikinci kızımız var. Her ikisi de çok sevilecek tiplerdi önce onu söylemeliyim. 

Özellikle ikinci erkeği izlerken çok imrendim. Güler yüzlü, yardımsever, hem sanattan hem edebiyattan anlayan en önemlisi de birlikte oturup kitap okuyabileceğim ve sonra da kitap konuşabileceğim bir erkek arkadaş... Gerçekten hayal gibi. Ama sonralardan bu çocuğun biraz 'herkese mavi boncuk dağıtan' tipte birisi olduğunu farkettim ve aynı hızla soğudum. En sevmediğim erkek tipidir açıkçası. Kadınlara nazik olma ayağıyla herkese kayan, duyguları dengesiz tipleri gerçekte de hiç sevmem, dizilerde de. 
Kızda da aşırı yapışık olma, boşta kalamama, her beğendiği erkeğe kuyruk olup peşinden ayrılmama durumu vardı sinirimi bozan. 'Aşkta gurur olmaz' savını maalesef anlayamıyorum ve gurursuz kadınlara tahammül edemiyorum.

Her şeyden öte iki tatlı karakterdi ama sonunda en sevmediğim şey oldu. Başrollerimizden hoşlanan ikinci kız ve erkeğin dizinin sonunda birlikte olması ennnnnnnnnnnnn katlanamadığım son şekli. 'Aman kimse boşta kalmasın' mantığını hiç sevemiyorum. Burda da öyle oldu maalesef.


Diziyle ilgili anlatmak istediğim o kadar güzel şey, paylaşmak istediğim o kadar güzel fotoğraflar var ki nerden başlasam nasıl özetlesem bilemiyorum gerçekten. Yazarken dengesizleşirsem kusuruma bakmayın lütfen. 
Çooook beğenerek, hiç sıkılmadan ve lütfen bitmesin diyerek izledim çünkü.


Öncelikle dizide mükemmel bir kadro vardı. Tüm yan roller, özellikle ofis ekibi bir şahaneydi. Hele de kurucu üyeler... İzlediğimiz Eun Ho-Dani aşkının yanında ofisteki herkesin de ayrı birer hikayesi vardı. Hepsinin hayatla kendine ait bir savaşı, birbirleriyle olan komik diyalogları... 
En çok da toplantı salonu sahnelerini izlemek  çok eğlenceliydi.


Eun Ho'nun mantığının ve duygularının iki farklı karakter olarak konuştuğu sahneler de aşırı güzel ve eğlenceliydi. Hatta keşke daha fazla olsaydı dedim.


Sonra çekim mekanları süperdi. Eun Ho'nun evi, buluştukları tüm restoran ve kafeler görsel olarak çok iyiydi, amaaa en mükemmeli tabiiki de ofisti. İçinde kocaman bir kütüphanesi olan görseli şahane, geniş ve birbirinden güzel insanlarla dolu bir ofis...

Bu diziyi daha gençken izleseydim bir yayın şirketinde çalışmaya özenirdim eminim ki.


Bir de hiçbir zaman bahsetmem ve çok da ilgimi çekmez ama burda söylemem lazım ki dizinin müzikleri de çok güzeldi. Dizi müzikleri nedense çok iyi veya çok kötü ve rahatsız edici olmadığı sürece ilgimi çeken bir kategori değildir. Ama bu dizide gerçekten güzel şarkılar vardı ve sonradan açıp sountrackini dinlettirdi bana. Özellikle kulağı hassas olanlar için güzel bir artı bence.


Mükemmel bir kadro, çok iyi mekanlar ve güzel müzikler. Geriye ne kaldı? Senaryo...
Senaryoya gerçekten laf edemeyeceğim bu sefer.

Komedinin, dramın, aşkın çok iyi bir dengesi kurulmuştu. Ön planda güzel bir aşk hikayesi izlerken arkada farklı karakterlerin hayatlarını izledik. Çok güldük, çok duygulandık, aşkı izlerken de yüzümüze kocaman gülümsemeler oturdu. 
Bir de kitapların hikayesi vardı ki... Sanırım en güzeli de oydu.


Kitapların yazımından okuyucu eline ulaşıncaya kadar geçen macerasının çok duygusal bir anlatımı vardı, beni çok etkiledi bu hikaye. Bahsetmek istediğim çok şey var bu konuda:

  • Kitaplarla arasında çok özel bir ilişki olan birisi olarak söylüyorum, kitapların geri dönüşüm sahnesi beni gerçekten ağlattı. Mükemmel bir sahneydi.
  • Kitapçıdaki hasarlı, yamulmuş, yıpranmış kitapları 'Ben almazsam kimse almaz ve bu kitaplar geri dönüşüme gider.' diye almaları çok güzeldi. Bundan sonra kitapçı gezerken hasarlı kitaplara farklı bir gözle bakacağım sanırım.
  • Bir bölümde kitapçıda kitap bakan insanlardan bir kesit verdiler. Bazıları kitapları almayacakları halde sayfasını kıvırıyor, omurgasını kırıyor, paketliyse pakedini açıyor yada üzerine birşey döküyordu. Yine insanların kitaplara değer vermeyişini gösteren, izlemesi çok üzücü olan sahnelerden birisiydi.
  • Para kazandırmıyor, satılamıyor diye şiir kitaplarının basılamaması, insanların şiirleri artık okumaması ve şiirin ölmesiyle ilgili kısım çok içime oturdu. Eskisi kadar şiir okumayan birisi olarak tekrardan şiire ağırlık vermeye karar verdim.
  • Ek iş yapan, fakir ve şiir yazmaktan vazgeçen yetenekli şairlerin üzücü hayatını hatırlamak bile istemiyorum...
  • Bir bölümde Dani kitaplarla ilgili kötü bir şeyi yapmak istemediğini söylüyor. Ona nedeni sorulunca da 'ağaçlara karşı üzgün olduğum için, kağıtlara yazık olduğu için' diyor. Çok güzel bir cümle ve mükemmel bir sebep değil mi?
  • Son olarak da her bölümün sonunda çıkan bir kitaptan alıntıymış gibi olan (öyle mi bilemiyorum) yazılar çok güzeldi. Hepsi insanı düşündüren, yüzünü güldüren yada kalbinde bir iz bırakan yazılardı.


Sonuç olarak dizi bittiğinde mükemmel bir dizinin bırakabileceği bütün izleri bıraktı bende. Tüm aşklarıyla, arkadaşlıklarıyla, komedisiyle etkiledi beni. Ama en çok da kitaplarla ilgili anlattığı  hikayeleriyle.

Keşke dedim bu bir Türk dizisi olsaydı de dizide geçen bütün kitapları alıp okuyabilseydim. O zaman daha tamamlanmış hissederdim sanırım kendimi.

Bu yazımı sadece diziyi izleyenlerin anlayabileceği ve benim çoooook sevdiğim bir şekilde kapatmak istiyorum.

Sevgili okurum, ay çok güzel.







24 Nisan 2019 Çarşamba

İzledim: Top Star Yoo Baek Dizi Yorumu


Yoo Baek sürekli sorun çıkararak kötü imaj çizen ünlü bir oyuncudur. Ona ceza vermek isteyen ajansı hiçbir teknolojik eşyanın olmadığı, telefon ve internetin bile bulunmadığı, 80'ler esintili hayat sürülen bir adaya gönderir. Yoo Baek burda Oh Kang Soon ile tanışır.


Running Man'e sadakati olan bir fan olarak kendisine çok bayılmasam da Jeon So Min dizisini izlemesem olmazdı.

Jeon So Min benim için çok enteresan bir oyuncu. Güzel desem değil ama çirkin de diyemem. Oyunculuğu iyi desem değil ama dizi boyunca şiveli konuştu, kolay bir şey olmamasına rağmen onun da üstesinden iyi geldi.

Hiçbir şeyden emin değilim ama tek bildiğim şey gerçekten enerjisi çok yüksek ve olduğu yeri aydınlatan bir insan.


Diziye adını da veren Yoo Baek rolünde Kim Ji Seok var. Genelde hep kötü adam, yan rol, ikinci erkek olarak izlediğim Kim Ji Seok'u ben şahsen ilk defa başrol olarak izledim ve ba-yıl-dım!!!

Bikere şunu söylemeliyim ki bu adam tam benim tarzım. Sesi, dolgun dudakları ve kemikli yüz hattıyla pek çok meşhur oyuncu gibi bebeksi bir suratı yok, aksine çok erkeksi. Ve bence seksi olmanın beden bulmuş hali.

Oyuncu olarak da hem sevimli, hem karizmatik hem iyi hem kötüyü oynayabilmesi ne kadar yetenekli olduğunu kanıtlıyor sanırım.


İkinci erkek Choi Ma Dol rolünde de Lee Sang Yeob vardı. Yine benim çoook sevdiğim birisi. Hani diziden hangi filmden sevdin derseniz, bikaç bişeyini izledim ama hatırlamıyorum. Benim esas sevme sebebim: bu çocuk Running Man'e en çok gelen konuklardan birisi ve artık sanki ana ekibin bir parçası gibi. Öyle sevimli, eğlenceli, alçak gönüllü, sıcak kanlı bir karakteri var ki anlatamam size. O yüzden bu diziyi izlerken sanki kendisini canlandırmış gibi geldi. Bu arada dizi boyunca şiveyle oynaması takdir edilecek bir şeydi. Hiç gözüme batmadı ve çok hoşuma gitti. 

Choi Ma Dol tam mahalledeki, okuldaki yada Kore dizilerinde geçen kilisedeki çocuk imajında. Çok düzgün, dürüst, iyi kalpli ve çok bizden. Yani diğer taraftaki top starla kıyaslayınca sıcacık bir insan. 

Güzel bir aşk üçgeni vardı:
Seksi erkek sempatik erkeğe karşı!!!!


Çift olarak bakarsam her ne kadar aşkın ortaya çıkışı ve gelişme süreci bana çok manalı gelmese de eğlenceli bir çiftti diyebilirim.


Bu dizilerde sonradan gelenlerin, yıllardır aşık olup el üstünde tutanları yenerek kızı kapması hikayesi de hep üzmüştür beni.

Gerçi yıllardır kızın yanında olan da elini çabuk tutsaymış, değerini bilseymiş dimi ama!


Dizi genel olarak eğlenceli hızlı akan ve yüz güldüren bir dizi. Ama çok üst seviyede diyemem, Kore dizisi deyince hemen aklıma gelir diyemem, adı meşhur pek çok diziyle yarışır diyemem...

Öncelikle biraz karikatürize yanları var, abartı tepkiler, komik olsun diye aşırıya kaçan sahneler... Bunlar kişisel olarak benim pek sevmediğim şeyler olduğundan hoşuma gitmedi izlerken, olmasaydı daha iyi olurdu dedim.

Bu arada dizi boyunca sık sık gördüğümüz bir dolup bir boşalan kum saati vardı. O neydi asla anlamadım. Dizinin fantastik bir ögesi mi vardı? Sonunda yok mu oldu? Gerçekten anlamadım!!! İzleyip de anlayan varsa bana da anlatsın lütfen.


Dizinin sonu da fena değildi. Yani babanesini bırakamayan kız bıraktı mı çocuk mu adaya taşındı ne oldu anlamadım pek ama en azından mutluydu. 

Diziyle ilgili bir şeyler incelerken bir röportajda diziyi çekmek için 6 ay adada kaldıklarını okudum. E dizi 11 bölüm? Her haftaya bir bölüm desen 6 ay 24 bölüm eder. Klasik bir Kore dizisi 16 bölüm ama bu 16 bile değil, 11... Baştan 11 bölüm mü planlamışlardı (ki hiç sanmıyorum) dizi çekildi de kısa mı kesildi, beğenilmedi mi yoksa 6 ayda sadece 11 bölüm çekmeyi mi becerdiler anlamadım.

Neyse uzun lafın kısası, kısa, eğlenceli, su gibi akan sevimli bir diziydi. Bir baş yapıt diyemem ama kısa olmasından da mütevellit boş zamanlarınızda ağır dram izlemek istemediğiniz dönemlerde vakit öldürmek için bir şans verebilirsiniz. 



16 Nisan 2019 Salı

İzledim: Encounter Dizi Yorumu

Dikkat çekici oyuncularıyla adından çok söz ettiren bir dizide sıra


Hayatının hep başkalarının istediği şekilde yaşamak zorunda kalan Cha Soo Hyun ve sıcacık bir aile içerisinde özgürce yaşamış Kim Jin Hyuk ilk defa Küba da tanışır ve bu iki alakasız insan çok güzel bir gün geçirir. Bir daha görüşemeyeceklerini düşünerek ayrılıp Kore'ye dönen ikilinin yolları çok sevimsiz bir şekilde tekrar kesişir.


Descendants of the Sun'dan beri heyecanla beklenen Song Hye Kyo yu izledik başrolde. Sorun bende mi bu kadında mı bilemiyorum ama oyunculuğu çok donuk geliyor bana ve sevemiyorum bir türlü. Yine şaşırtmadı beni. Bayılamıyorum kendisine. 

Özellikle burdaki karakterin ifadeleri öyle donuk ve soğuktu ki bana That Winter the Wind Blows'daki kör karakterini anımsattı devamlı. Yani ordaki kör karakteri ne kadar donuk ve duygusuz bakıyorsa burda da öyle bakıyordu bence.

Fecahat saçlarından bahsetmek bile istemiyorum.


Veeeee gönüllerin prensi Park Bo Gum!!!

İlk yorumum: fecahat saç number 2. Sözleşmişler mi ne?

Öncelikle saçından mıdır aşırı kıvrak hareketlerinden midir bilemiyorum töbe estağfurullah bu çocuk dizinin başlarında aşırı derecede gay vibe ı verdi bana. Halbuki çok yakışıklı ama yok erkek gibi göremedim yani.

Ondan sonra saçını kestirince biraz adama döndü ama yine de en duygusuz ve beni en etkilemeyen oyunculuğunu sergiledi diyebilirim. Her dizisinde içimi bir kıpır kıpır ederi, bırakın dizileri reality showlarda bile bayılarak izlerdim ama yok bu sefer hiç bişey olmadı. Karakteri bana hiç geçmedi.


Çifte gelince... Duymuşsunuzdur bu ikilinin öpüşme sahneleri falan çok olay oldu, Park Bo Gum nasıl en yakın arkadaşının karısını öptü diye. Bence oyunculuk mesleğini hiç anlamıyor böyle konuşanlar. 

Mevzu o değil ama ben de bu ikiliyi hiç yakıştıramadım. Normalde dizileri izlerken böyle öpüşme sahneleri, temaslı sahneler gelince yüzüm bir güler, aşkı izlerken ben de mutlu olurum. Burda en romantik sahnelerde bile yüzüm gülümsemedi, içim hiç kıpırdamadı. Öpüşme sahnelerine dövüş sahneleriymişçesine sıkılarak ve boş gözlerle baktım.


Dizi rengarenk ve cıvıl cıvıl Küba'da başlıyor. Her yerden müzik ve renk fışkırmasına rağmen nasıl o kadar sıkıcı bir bölüm çekebilmişler, nasıl böyle kötü bir başlangıç yapabilmişler şaşırdım açıkçası. Sabrettim, sonradan açılır elbet dedim.

Ama ilk bölümünü izlerken ne tahmin ediyorsanız kalan bölümlerde de aynen onlar oluyor. Dizi açılmıyor, sıkıcılık ve monotonluktan kurtulamıyor. Hiçbir olay yok. İki hayatın uyumsuzluğu, ailelerin itirazı, konum farklılıkları... Mesele bu kadar zaten.

Pek bi aksiyon yok yani. Bu ikisi ilişkilerini yürütebilmeye çalışıyorlar ve biz 16 bölüm boyunca bunu izliyoruz. Hem de hiçbir heyecan olmadan. Film de olabilirmiş bence rahatlıkla. Dizi için çok sıkıcı ve uzun geldi bana bu senaryo.


Bana kalırsa en büyük sorun bu iki 'büyük isimli' oyuncuyu alıp, kendilerine uymayan bir senaryoya koymak olmuş. Diziye başlamadan önce Pretty Noona Who Buys Me Food enerjisine yakın bir şey bekledim. Bu da aynı onun gibi noona konulu, yani kadın karakterin erkekten yaşça büyük olması hikayesi. Ama bu ikilide oradaki enerji asla yok! Bi kere orda iki oyuncunun mükemmel bir uyumu ve kimyası vardı. Çocuk gençti ama kızın da enerjisi çok fresh ve gençti. Burda tip olarak da enerji olarak da Song Hye Kyo, Park Bo Gum yanında çok yaşlı kalmış. Birbirleriyle uyumlu bir kimyaları yok bu yüzden de ilişki izlerken hiç inandırıcı gelmedi gözüme.


Çok samimi diyorum diziyi izlerken bana duygu geçen ve sevdiğim tek sahneler bu ikilinin sarhoş olduğu sahneler (çok eğlendim) ve Park Bo Gum'un ağladığı sahneler (çok güzel ağladı çok duygulandım) oldu. 

Maalesef ve gerçekten maalesef diyorum ittirerek bitirdiğim ve benim için büyük hayal kırıklığı olan bir dizi oldu. Sevmeyi çok istemiştim halbuki... İzleyip izlememek size kalmış. Yorumlarınızı merakla bekliyorum.

NOT: Dizinin gerçek adı 남자친구-Namcaçingu yani Erkek Arkadaş anlamına gelen bir kelime olmasına rağmen değiştirip Encounter yapmalarına da gıcık oldum. Dizi yapımcılarına 'siz diziye isim koymaktan ne anlarsınız, hiç de güzel koyamamışsınız, biz dizinizi çevirip istediğimiz adı koyucaz!' demek gibi oluyor ve sinir oluyorum.









6 Nisan 2019 Cumartesi

İzledim: Tomorrow, With You Dizi Yorumu

Herkesin bayıldığı Come and Hug Me hüsranından sonra bir de listemde olan ama az beğenildiği için hep ertelediğim Tomorrow With You'ya şans vereyim dedim. 

Çok da iyi yapmışım. 

Yavaş dedikleri dizi o kadar heyecanlı ki bi bölüm , bi bölüm daha ay çok merak ettim diye diye bi baktım sabah olmuş.


Metro aracılığıyla zamanda ileriye gidip gelme yeteneği olan Yoo So Joon, kaderinin Song Ma Rin isimli bir kadınla kesişeceğini görür ve onunla evlenmeye karar verir. Dizi bu ikisinin evlilik hayatı ve Yoo So Joon'un geleceklerini kurtarma çabasını anlatıyor.


Song Ma Rin rolündeki Shin Min Ah her zamanki güzelliğiyle göz kamaştırıyor. Gerek güzelliği gerekse de oyunculuğuyla olsun benim favori Koreli aktrislerimden birisi. Gerçekten gözlerim bayram ediyor izlerken. 

Song Ma Rin karakterine çok üzüldüm diziyi izlerken. "Senle evlenmezsem ölürüm, sen gidersen yok olacakmış gibi hissediyorum, ikimizin geleceği için uğraşıyorum" gibi bir kadının kalbini fethedecek lafların ne amaçla söylendiğini bilmeden kendi kendine gelin güvey oldu zavallıcık. Bir de adam çocuk yapmak istedi üstüne. Kızcağız hep kendine fena aşık oldu zannederek yaşadı. Sonra bu aşk gerçek olsa bile bir süre üzdü beni bu durum...


Yoo So Joon rolündeki Lee Je Hoon'u ilk defa izledim ben. Signal dizisini izleyenlerin önceden beri beğendiğini bilirim ama hak verdim. Çok güzel gülen, kavgası siniri bile yumuşak yumuşak olan insanın içine işleyen bir adammış. Oyunculuğu da çok hoşuma gitti.

Yoo So Joon'a epey kızdım ama en başlarda. Sonraları Ma Rin'e olan aşkının evrilmesini ve o aşkla beraber karakterinin olgunlaşmasını izlemek çok hoşuma gitti. O dünya umrunda olmayan hoppa çocuk gittikçe sorumluluk sahibi, umursayan ve çabalayan mükemmel bir erkeğe dönüştü.


Dikkat dikkat!!!

Bu çifti izlerken midenizde kelebekler uçuşabilir! Gerçekten çok hoş, pançik pançik sahneler vardı. Kamera arkalarını izlediğimde Lee Je Hoon'un çok daha sıcak kanlı ve girişken
 Shin Min Ah'ın ise çok daha utangaç ve çekingen olduğunu gördüm. Ma Rin karakterinin aşırı cesur olduğu sahneler o kadar çoktu ki nasıl çektiler o çılgın sahneleri merak ettim açıkçası^^


Zaman yolculuğu genel olarak çok sevdiğim bir konu. Her ne kadar mantık aramak saçma olsa da insan yine de mantıksal bir akış arıyor. Benim için bu dizide göze aşırı batan bir akış hatası yoktu, bu yüzden de çok büyük zevkle izledim.

 Çoğunluk dizinin yavaş olduğu, ağır ilerleyip mantık hataları bulunduğu yorumunu yapmış ama bana hiç öyle gelmedi. Aksine o kadar heyecanla izledim ki, yazımın başında da dediğim gibi bir bölüm bir bölüm daha derken sabahı ettim.


Diziyle ilgili aklımda kalan birkaç nokta:

  • Evcil hayvan gibi davranılan elektrikli süpürge detayı çooook eğlenceliydi.
  • Bromance yine yıkıldı. Dizilerde bromance izlemeyi zaten çok seviyorum ama burdaki de epey komikti. Özellikle Ma Rin'in bunları bastığı sahneden koptum.
  • Sürekli birbirlerine 'benimki' demeleri çok sevimliydi. Özellikle 'benimki nerdeymiş, aa burdaymış sabahı' süperdi!!!
  • Yaşadıkları bunca şeyden sonra mutlu mesut yaşarken hala korkmayıp abuk subuk kıyafet falan almak için zaman yolculuğu yapması çok saçma geldi bana.

Geleceğin Ma Rin'i ile geçmişin So Joon'unun karşılaşma sahneleri çok güzel yazılmıştı. Ma Rin'in devamlı olarak neden So Joon'dan ayrılmak istediği, onu neden kovduğu güzel bağlandı.

AMAAAAAA

Mantıklı olarak düşünürsek aslında böyle durumlarda en doğru olanı dürüst olarak her şeyi söylemek. Yani çocuğa durum böyle böyle deseler belki baş başa verip mantıklı bir çözüm bulacaklar. O çocuk teeee geçmişlerden gelmiş durduk yere ayrıl benden demekle ayrılır mı allaşkına???

Tabi şunu atlıyorum ben burda: Bu bir dizi!!!!! Her şeyi herkes birbirine söyleseydi konu kalmazdı dimi? Sineğin yağını da çıkarmayıver be Melly!!!


Dizinin sonu da çok güzeldi bence. Zaman yolcusu ustanın yapmaya çalıştığı şeyler, kimliği, anlattığı hikayelerin bağlanışı çok güzeldi. Ama onun da bu işe nasıl başladığını görebilmek isterdim. Neden bu ikisi sadece mesela? Neden başka zaman yolcusu yok? Yoksa var mı? Kafamda soru işareti olarak kaldı bu durum.

Sonuç olarak herkes ne derse desin ben bu diziyi çok sevdim. Zaten Shin Min Ah'ya bayılıyorum, onun olduğu her şeye de bayılacağım belli neden ertelemişim kendime kızdım! Bence aşk, heyecan, dram, gizem, komedi hepsi yeterli oranda vardı ve çok büyük zevk verdi. Gönül rahatlığıyla herkese tavsiye ediyorum.

18 Mart 2019 Pazartesi

İzledim: Come And Hug Me


Yoon Na Moo ve Gil Nak Won birbirlerinin ilk aşkıdır. Sessiz ve akıllı Na Moo ile hayat dolu ve sevecen Nak Won; Na Moo'nun seri katil babası Nak Won'un ailesini öldürünce ayrı düşerler. Her ikisi de büyüyüp birer yetişkin olunca yolları tekrar kesişir. Bu ikisi yıllar boyu bitmeyen aşklarını tekrar yaşamak isterler ama büyük bir engel vardır ortada, birisi cinayete kurban gidenlerin diğeri ise katilin çocuğudur.


Yoon Na Moo rolünde Jang Ki Young'u izledik. Allahım bu ne yakışıklılık! Böyle bir temiz yüz, tok ses, gülümseme yok gerçekten. Go Back Couple'da da çok beğenmiş ve 'keşke daha çok görebilseydim, ben olsam bu çocuğu seçerdim' diye düşünmüştüm. 
Amaaaaa

Sanki başrol için biraz erkenmiş gibi geldi burda izleyince. Yüzü sanki mimiksiz... Sevinmek, üzülmek, şaşırmak hepsi aynı ifadeyle yansımış gibiydi. Bilemedim, bayılamadım oyunculuğuna.

Karakter çok iyiydi ama. Seri katil/psikopat babasının tüm suçlarını kendi omuzunda hisseden, tertemiz ve sorumluluklarıyla yaşamaya çalışan, gerçekten her sahnede -sadece üzüldüğünde değil mutluyken de- gözlerimi dolduran çok yoğun bir çocuktu Na Moo.


Gil Nak Won rolünde ise Jin Ki Joo vardı. çok ufak tefek yan roller dışında aşırı aşina olduğum yada hafızamda kalan bir yüz değildi. Bundan sonra da öyle olacağını sanmıyorum maalesef.

Karaktere gelince, bana bu kız biraz çelişkili geldi. Travması olan, geçmişte yaşadığı korkunç olaylarla anılmak istemediği için adını bile değiştiren birisinin ünlü bir oyuncu olmaya çalışması çok saçma geldi bana. Ki öldürülen annesi bile ünlü bir oyuncuymuş. Bu kadar çarpıcı olaylar yaşamış, annesi de ünlü olan bir oyuncunun geçmişi elbet ortaya çıkacak, insanlar elbet her şeyi öğrenecek ve sana sorularla gelecekler. Bunu anlamak için alim olmaya gerek yok. Neye bu kadar şok oldu, neden travması tekrar etti, travması varsa neden bu kadar göz önünde kalmayı seçti??? Böyle bir karakter için garip geldi bu durum bana. Ailesi vahşice katledildiği için travma yaşayan ve bunları hatırlamamak için kimliğini bile değiştiren birisinin daha sessiz ve gözden uzak bir hayat yaşıyor olması daha mantıklı olurdu sanki.


Çift olarak her ne kadar çooook tatlı olsalar da kalbim hep bir buruk izledim. Gerçekten çok zor bir aşk yaşadılar. Hep buruk bir şekilde yaşanan mutluluklar, yarım yaşanan bir aşk izledik maalesef... 

Ama düşünüyorum da: 16 yaşında aşık olup 12 yıl boyunca başka kimseye bakmadan sevmek? Böyle saf bir aşk var mı gerçekten? Mümkün mü? Her ne kadar 'senaryo' da olsa çok fantastik geldi bana. Yok yani böyle şeyler kandırmayın bizi...

Bu arada Nak Won'un evinde ağaç olması ayrıntısı çok hoşuma gitti izlerken (Çocuğun adı Na Moo ve Korecede namoo ağaç demek çünkü.). Aşkın ne güzel ifade edilmiş bir şekli bu? Aşık olduğun kişiyi her daim hatırlamak için nasıl zarif ve ince bir detay... 


Dizinin diğer başrolü, hatta sanırım gördüğüm ilk başrol-kötü karakter olan baba.
Öncelikle uyarıyorum, bu adam yüzünden diziyi geceleri izlemeyin bence. Çok korkunç birisi, gerçekten ödümü koparttı izlerken. 

Psikopat mı yoksa sadece saf kötü kalpli mi tam olarak anlayamadım aslında. Beni düşündürdü. Yoksa kötü kalpli olmak bir çeşit psikolojik hastalık mı?

Her ne olursa olsun o ne deha!!!??? Ben böyle bir şey gerçekten görmedim. Kendi yaptıkları bitti bir de hapishaneden kendisine varis yetiştirdi. O da yetmedi kendisine manyaklardan bir aile kurdu. Bu insanı bile seven, destekleyen, onun için kulüp kuran yada onun ailesi olmak isteyen kişiler çıktı yaa... İnsanlık için ne desem boş kalıyor sanırım...


Dizide beni en çok çelişkide bırakan, kafamı kurcalayan ve duygusal gel-gitlere sebep olan karakter Hyun Moo oldu. 

Önce sırf kardeşini kıskandığı, kendini eksik gördüğü ve ilgisiz kaldığı kaldığı için babası gibi olmaya özenmesine inanamadım. Nasıl olur dedim! Sonra yavaş yavaş bi acıdım. Sonra dedim ki 'ne olursa olsun öyle bir babadan sevgi beklemesi, onun takdirini kazanmak için göze aldığı şeyler kabul edilir gibi değil!'. Ama yine en sona doğru üzdü beni. 

Karakter olarak gelişimi en mantıklı, en güzel gözlenen, en çok bana geçen kişiydi bu dizide. Hem sevdim hem sevmedim bu çocuğu. ama dizide böyle bir karakter oluşunu sevdim^^


Dizinin geçmiş sahneleri çok güzeldi. Tabii orda oynayan oyuncular da. Hatta oyuncuların yetişkin hallerinden daha çok sevdim diyebilirim. Daha gerçekçiydi, daha çok dokundu bana sanırım.


Come And Hug Me hem yerli bloglarda hem yabancı bloglarda hem de veritabanlarında çok beğenilen, 10 üzerinden 10 alan ve iltifatlar toplayan bir diziydi. Ben de çok merak ediyordum ama ağır dram olduğunu bildiğimden elim gitmiyordu. 

Şimdi dizi bitti de, iyi ki izlemişim diyemedim nedense... Herkesin bu kadar bayıldığı bir şey nedense benim içime pek sinemedi. Bu blogu yazarken, diziyi izlerken aldığım notlara bakıyorum da, %90'u sinirimi bozan, mantığıma uymayan ve beni gıcık eden şeylerle dolu. Çok eleyerek yazıyorum inanın ki...


İzlerken özellikle 2 şey çok gıcık etti beni:
  1. Zilyon yıl dövüş eğitimi almış, polis akademisini madalyalarla derecelerle bitirmiş Na Moo; ilk karşılaşmada sokak serserisi abisinden sonra babasının çırağı olan psikopat çocuktan dayak yiyor. Yıllarını hapishanede geçirmiş 100 yaşındaki babasını bir türlü alt edemiyor. Hatta tüm polis ekibi bir silah taşımayıp eli çekiçli manyak katillerle yumruklarla dövüşmeye çalışıyor. Bu çok saçma geldi bana...
  2. Dışarıda hepsini öldürmek isteyen bir seri katil varken herkesin devamlı ıssız karanlık sokaklarda tek başına dolaşması da çok sinirimi bozdu. Hiç mantıklı bir durum mu bu? 


Gıcık olduğum şeylerin yanısıra dediğim gibi bol bol düşündürdü de beni dizi. 

Gerçekten sevgi insanı değiştirir mi? Na Moo tam kötü bir şey yapacakken sevdiği insanlar aklına gelince durdu. Hyun Moo beklemediği kişilerden beklemediği oranda sevgi ve anlayış görünce kötü yoldan döndü. Seri katil ise sevgisiz ve paramparça bir ailede büyümüş. Sevgisiz kaldığı için mi öyle oldu gerçekten de kitapta yazdığı gibi? Yoksa psikopat mıydı? Akıl hastası bir psikopat... Belki de hiçbirisi... Sadece sebepsiz kötü. İçi kötü, ruhu kötü, yaradılışı kötü. Sebepsiz kötü...

Yoksa her sevgisiz ailede büyüyen katil olurdu öyle değil mi? Ama acaba kötü kalpli veya psikopat insanlar sevgiyle kurtulabilir mi? Kafamda deli sorular...

Görüyorsunuz ki dizi beni neredeyse filozof yapacaktı düşünmekten ^^


Bir de biraz garip oldu ama gazetecilikle ilgili beynim çok yandı.

Psikopat katil en azından kim olduğunu, ne yaptığını inkar etmiyor. Yaptıkları için tutuklanıp ceza alabiliyor. Hayatını mahvettiği insanlar için bedel ödüyor. Ama suçsuzum diye geçinen gazeteciler tek bir kelimeyle hem insanların hayatlarını mahvedip hem bundan para kazanıp hem de şan şöhret sahibi olabiliyor. Ne kadar korkunç bir meslek...

Kalemin kılıçtan keskin olduğunun bir kanıtı bu sanırım.

Diziyi izlerken kendimi kaybettim, psikopat katil o gazeteciyi öldürsün istedim resmen ya. Bu kadar sinirlenmem de dizinin beni epey bir içine aldığını kanıtlıyor galiba.


Diziden en içime dokunan sahneyle yazımı bitirmek istedim. Hyun Moo'nun hayalindeki bu mutlu aile tablosu gerçekten çok güzeldi, biraz da üzücü.

Sonuç olarak herkesin 10 puan verip methiyeler dizdiği diziyi izlerken ben biraz sıkıldım, bana sıradan geldi. Ama yazdıklarıma bakınca beni gerçekten de içine almış sanırım. İzleyip izlememe kararı sizindir...

NOT: Dizi bence çok ağır dram ve karanlık bir dizi olduğundan tüm yazıyı dizide görüp görebileceğiniz nadir güzel anların fotoğraflarıyla yazmak istedim. Yoksa içimiz çürürdü vallahi^^